• 23 Kasım 2017, Perşembe 20:12
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

AMERİKA DÜNYANIN HAKİMİ Mİ?

AMERİKA DÜNYANIN HAKİMİ Mİ?

Commerzbank: 2011 de 175.5 Milyon---2015’de .045 Milyar dolar

BNP Paribas    : 9 milyar dolar

Credit Agricote ve Societe Generali: 2.7 milyar dolar

Credit Suisse    :536 milyon dolar

ING Bank          :619 milyon dolar

Lloyd TSB         : 350 milyon

ANZ Banking Group: 5.8 milyar dolar

RBS/ABN Amro: 500 milyon

Barclays              : 298 milyon

Bank Of Tokyo: 5.8 milyar dolar

Natıonal Bank of Abu Dabi: 855 milyon

Bank of Moscow:9.5 milyar

Banco di Brasil: 139 milyon

HSBC                 : 1.9 milyar

 

 

Yukarıda yazdığım bankalar ve önündeki rakamlar Amerikan Maliye Bakanlığının şikayeti üzerine dünyanın çeşitli ülkelerine ait bankalara kesilen cezaları gösteriyor.

Peki sormamız gereken soru şu değil mi?

Amerika Mahkemeleri; tek taraflı olarak ilan edilmiş ambargoyu deldi diye başka ülkelere ait şirket ve bankalara ceza kesme hakkını nerden alıyor?

Amerika; Birleşmiş Milletler yerine koyup onun yerine Uluslar arası bir mahkeme görevini uhdesine alma hakkını nerden alıyor?

Kısacası; uluslar arası mahkeme konumuna gelme hakkını nerden alıyorlar?

2011 sonrası kendine yapılmış saldırıyı bahane ederek ( ki bununla ilgilide bir sürü spekülasyon var) “Patriot Act” adıyla bilinen yasayı çıkardı.

Kısaca vatanseverlik yasası diye bilinen bu G.Bush’un çıkarmış olduğu bu kanunla bütün dünya da her tür hesabı faaliyeti dinleme ve yargılama hakkı edindi kendi kendine.

Tamam Amerika topraklarında, Amerikan vatandaşı veya göçmenleri kapsaması gereken bu yasa, ambargo ilan ettiği devletlerle ticaret yapan şirket ve bankaları da kapsadı.

Aslında işin aslı şu:Terörü bahane ederek dünyanın her tarafındaki ticaretin tam kontrolünü sağlamak, doların referans para olarak en başta olmasının devamlılığını sağlamak.

Elindeki muazzzam silah gücü sayesinde Dünya jandarmalığına soyunmak ve kendisinin zarara uğradığını düşündüğü durumlarda kendi mahkemelerinde ülkelere cezalar kesmek.

Bu haydutluktur.

Ama şu an buna baş kaldıracak bir ülke ne yazık ki yok.

Ceza kesilen her ülke kuzu kuzu parayı Amerika’ya bastırıyor.

***

Peki Halk Bankası olayında Amerika haklı mı?

Olayın başlangıcını kısaca izah etmek gerek.

Çeşitli yerlerde okumuş ve dinlemiş olabilirsiniz ama ben bir de Orhan’ca size kısaca hülasa edeyim.

2010 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeleri Türkiye ve Brezilya’nın “Hayır” oyu verdiği 1929 sayılı BM kararı, “hassas nükleer faaliyet” için kullanılabilecek her türlü askeri ve sivil mal ve hizmetin ticaretini ve bu ticaretten doğan para transferlerinin önlenmesi yönünde karar almıştı. Ancak ABD, BM’nin bu kararı ile yetinmek istemedi ve iki hafta sonra Haziran 2010’da İran’ın petrol ve doğalgaz gelirlerinin de nükleer faaliyetlerde kullanılabileceği varsayımıyla bu faaliyetlerden kaynaklanan parasal transferlerin de yasadışı ilan edilmesini emreden bir yaptırım kararını ABD Senatosu’ndan geçirdi. Tek taraflı olarak yürürlüğe giren bu karara göre, İran petrol gelirleri artık “kara para” statüsündeydi ve bu anlamda meydana gelen her türlü finansal işlem “kara para aklama” olarak tanımlanacaktı. 

ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Terörün Finansmanı ve Finansal Suçlardan sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Glaser başkanlığındaki ABD heyeti, sonraki aylar boyunca, İran’ın ticaret yaptığı en önemli ülkelere giderek, bu ülkelerdeki bankacılık ve finans sektörünün temsilcilerine yaptırımlar konusundaki kararlılıklarını anlattı. Glaser, bu toplantılardan birini de Ağustos 2010’da Türkiye Bankalar Birliği’nde yaptı ve Türk bankalarının üst düzey temsilcilerini İran bankaları ile çalışmamaları konusunda uyardı. Heyet, bankacıları öylesine tehdit etmişti ki, bazı banka yöneticileri yurt dışına çıktıklarında tutuklanabileceklerini dahi düşünüyordu. ABD’nin uyarısı içeriği ve üslubu itibarı ile Türk bankalarını endişelendirmişti.

Dönemin Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ise bankacılara cesur olmalarını tavsiye etmişti:ABD’nin yayınladığı ambargo kararı var. Her türlü finansman hareketlerine yasak getiren bir düzenleme. Bizi sadece BM’nin kararı bağlar. ABD’ninki değil. … bankaların cesaretli olması lazım.”

Türkiye ve ABD arasında bu görüşmeler değişik platformlarda 2010 boyunca sürdü. Aynı yıl ABD’de Ali Babacan ve Çağlayan’a da iletilen talepleri Türkiye dikkate almadı. Kısa süre sonra Avrupa Birliği de BM kararıyla yetinmediğini gösteren ve İran’ın petrol ve gaz endüstrisine teknoloji ve donanım satışını yasaklayan bir yaptırım paketini yürürlüğe koydu. Ancak bu girişim de İran’ın petrol ve doğal gaz satışına ve bu satıştan elde edilen parasal transferlerine engel olamadı.

2010’da Türkiye’ye gelen ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarat yeni müsteşarı David Cohen de Türkiye’deki muhataplarını bu kez daha sert bir dille uyarmıştı.

Cohen’in endişesini artıran, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminde göze çarpan 10 milyar dolarlık artıştı. İki ülkenin 2002’de sadece 1 milyar dolar olan ticaret hacmi 2010’da 11 milyar dolara çıkmıştı. Beş yıl içinde 30 - 35 milyar dolara çıkması öngörülüyordu. Cohen’e göre, Türkiye İran ile ticaretini tamamen sona erdirmeliydi zira İran bu kaynakların tamamını nükleer programının finansmanı için kullanıyordu.

O günlerde bu haberleri takip edenler, ABD ile Türkiye arasında baş gösteren uyumsuzluğun sebebinin Türkiye ile İran arasındaki ticaret ve bu ticaretin finansmanı ile sınırlı olduğunu düşünüyordu. Ne var ki, konu daha uluslararası bir boyuta taşınmıştı. Türkiye, İran’dan petrol ve gaz ithal eden ve ABD baskısına direnemedikleri için satın aldıkları petrolün parasını İran’a ödeyemeyen Hindistan gibi büyük ithalatçı ülkelere aracılık etme hazırlığındaydı. Hindistan, Türkiye ödeme hattını açan ve deneyen ilk ülke olmuştu.

ABD’nin İran’a yönelik, tek taraflı uyguladığı finansal yaptırımlarından çekindikleri için Hint bankalarının dahi takas /muhabir banka işlevini yerine getirmemesi, Hindistan’daki petrol rafinerilerinin İran’dan gerçekleştirdiği günlük 400 bin varil hampetrol alımını riske sokmuştu. Hint rafineri şirketleri İran’a 5 milyar dolarlık borçlarını ödeyemeyince İran 8 ay boyunca petrol sevkiyatını durdurdu. Bu kısıtlama, toplam petrol ihtiyacının yüzde 15’ini İran’dan temin eden, yükselen bir ekonomi olan Hindistan için büyük bir soruna dönüşmüştü.

Ve Halk Bank işte bu ülkelerin yaptığı petrol ve doğalgaz alımlarının ödemelerinde aracılık yaptı.

Halkbank’ın aracılığı sayesinde hayata geçen bu ödeme hattı 2011 boyunca kullanıldı, tüm tarafların denetimine de açık tutulduğu için mevcut BM yaptırım kararlarına da aykırı değildi. Ekim 2011’de ABD’den gelen yeni bir heyet yine Ankara’yı İran petrol gelirlerinin nükleer faaliyette kullanıldığına ikna etmeye çalıştı. Ancak Ankara’nın milyarlarca dövizin transferinden oluşan kaynaklardan vazgeçmeye niyeti yoktu.

2010 ve 2011 yılları süresince BM kararlarına uygun ve her türlü denetime açık şekilde devam eden bu ödemeler yeni yaptırım tehditleriyle yeni bir ödeme şekliyle yapıldı.

Halk Bankası’nda İran’ın alacakları “Türk Lirası” olarak açıldı.

Ve İran’ın ödeme emri verdiği isimlere TL olarak ödemeler yapıldı.

Türk Hükümeti’nin “dahli” olmaksızın ya Abu Dhabi’ye TL cinsinden ya da altın olarak İran’a gönderiliyordu.

İşte Amerika’yı çıldırtanda buydu.

Swap kayıtlarında yıllık 100 milyar dolarlık açık vardı ev bu Abd’nin cari açığına tesir ediyordu.

Yine tekrar edeyim; BM kararlarına aykırı bir durum yoktu.

Dolar kullanılmıyordu.

Alış verişi yapanlar Amerikan vatandaşı değillerdi.

Halk Bankası veya TL cinsinden ödeme yaptığı şirketler Amerikan şirketi değildi.

Ama Amerika benim para birimimi kullanmayarak beni zarar ettiriyorsunuz, Amerika menfaatlerine sekte vuruyorsunuz diyerek bugün dava açabiliyor!

Ve bu konuda kimliklerinde TC vatandaşı olduğu yazan parti liderleri, mensupları, gazeteciler ve çeşitli meslek mensupları Amerikan ağzı ile savunabiliyorlar!

Peki Türkiye Halk Bankası Amerikan’ın haydutça tehdit ederek bu ödemeleri yapmayın dediği İran tarafına, açılan TL hesaplarla ödeme yaptığı kimdi?

Reza Zerrap…

Türk hükümeti mi seçti ödeme yapılacak kişiyi?

Hayır…

Halk Bankası mı

Hayır…

Ödemelerin Reza Zerrab’a yapılmasını kim bildirdi Halk Bankasına?

İran Petrol Bakanlığı.

Malın sahibi kim?

İran…

Peki Reza Zerrap’ın ne kadar komisyon alacağına, altını kaçtan alıpğ İran’a kaçtan yolladığına, hangi ülkeden nereden temin ettiğine Türkiye karıştı mı?

Hayır…

Reza Zerrab burada iş yaparken bu işlerin dışında devletten ihale almış mı?

Hayır.

Devletle iş yapmayanın “rüşvet” vermesi olabilir mi?

Hayır…

Devletten ihale almıyorsa ismi geçen Bakanların devlet malını zarara uğratması söz konusu olabilir mi?

Hayır…

Peki bu bakanlar ve çocuklarının Reza Zerrab’la ne gibi ilişkileri olmuş…

Reza Zerrab hadsiz hesapsız para kazanınca tabi şarklı aklıyla devlet adamlarına yakın olmak istiyor.

Birileri bu işte aracı oluyor.

Ve devletin en tepesine çıkmış bu bakanlarda konumlarını unutup, 28 yaşındaki bu görgüsüzün verdiği hediyeleri bi güzel kabul ediyorlar.

Çocuklarının onunla iş yapmasına ses çıkarmıyorlar.

Yani “nüfuz ticareti” yaparak eşşeklik ediyorlar.

Hainlik yok ama hıyarlık var Türkçesi…

Mesele bu ey halkım…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık