• 24 Ocak 2018, Çarşamba 18:28
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

AHMET CEVDET PAŞANIN KIZLARI ÜZERİNDEN ABDÜLHAMİT DÖNEMİNİ OKUMAK

AHMET CEVDET PAŞANIN KIZLARI ÜZERİNDEN ABDÜLHAMİT DÖNEMİNİ OKUMAK

 

Mecelle komisyonu başkanı Ahmet Cevdet Paşa’yı az çok herkes bilir.İyi bir İslam alimi ve devlet adamı olan paşanın başında olduğu ilmi heyetin kaleme almış olduğu Mecelle İslam Hukuku ana kitaplarından biridir.Keşke eksik kalan kısımları da tamamlanmış olabilseydi.

Paşa ve çocuklarının yaşadığı dönem, Osmanlı’nın en çalkantılı yıllarıdır.

Sanayi devrimini kaçıran, sömürgeci bir yapısı olmayan devletleşme modelinin geniş topraklar üzerinde kurduğu hakimiyetin zamanla bir çok zorluğu ve külfeti getirdiği ve bu yüzden de devamlı bir arayışın olduğu zamanlardır.

Batı tarzı yaşantının saraydan paşa konaklarına toplumun elit kesiminde revaçta olduğu, modernleşme için her eve piyanolar konup, Fransız mürebbiyelerin evlerde kız ve erkek çocuklara talim ettirdiği zamanlardır o yıllar.

Eğitimde de geleneksel medrese eğitiminden İdadi, Rüşdiye ve Sultani’lere geçildiği, Avrupa ile arayı kapatmak için habire yeni yeni tedbirlerin alındığı günlerdir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın da 2 kız 1 erkek 3 çocuğu olur.Kızları daha çok bilinir.50 TL üzerinde resmi olan, ilk romancı kadın, yazar olarak büyük kızı Fatma Aliye hanım ve Osmanlı’nın ilk feminist kadını olarak tanınan kız kardeşi Emine Semiye hanım.

Evde özel derslerle yetişmiş olan bu iki kız kardeşten Fatma Aliye hanım daha çok meşhurdur.

Ben de yazımda daha çok onu merkeze alarak devrin kısa bir tahlilini yapacağım.

Abdülhamit dönemi istibdat diye nitelendirilse de; aslında hem yazı hayatında, hem siyaset babında o günün şartlarında çok fazla fikrin neşvü nema bulduğu bir ortam sağlamıştır.

Fransız ihtilali ile başlayan hürriyet, eşitlik ve adalet kavramları gittikçe o dönemde hakim olan imparatorluklarda yayılmaya başlamış ve tehdit eder hale gelmişti monarşileri.

Osmanlı’nın da bundan uzak kalması mümkün değildi elbette. Tabi Batı ile açılan makas aydınları arasında ayrışmalara sebeb olmuş, çözümler konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına meydan vermiştir.Bu o devirde sadece Osmanlı değil, bütün İslam tolumlarının ana derdiydi diyebiliriz.

 

Bilhassa Sultan Abdülhamit döneminde aydınların savrulmaları daha fazla oldu.

Bu arada Batı kaynaklı fikirler imparatorluk dahilinde ki toprakların her tarafına sirayet etmeye başladı.

O yıllarda her tarafta açılmış olan yüzlerce misyoner okulu, dini ve etnik azınlıkları tahrik ediyor, bilhassa Osmanlı karşıtı fikirleri yayıyor ve bağımsızlık fikrini aşılıyorlardı.

Avrupa’ya okumaya gidip gelen gençler orada çeşitli masonik yapılarca avlanıyor, kadın ve diğer zevklerle elde ediliyor, ülkeye birer fitili çekilmiş bomba gibi dönüyorlardı.

Ayrıca içeride Abdülhamit’in politikalarını yanlış bulan, bilhassa mason ve misyoner örgütlerince desteklenen ve palazlanan kişi ve yapılar çoğalıyordu.

2.Mahmut orduda ve eğitimde bir çok yenilik yaptı.Oğlu Abdülmecit bunları devam ettirdi.Sultan Abdülaziz bilhassa yok olan askeri donanmayı yeniden kuvvetlendirdi, Avrupa’da ki bir çok yeniliği getirdi.Aynı şekilde Sultan Abdülhamit’te kaçırılan fırsatı yakalama adına bir sürü atılım yaptı.

Tabi bu arada Osmanlı İmparatorluğunda yayılmakta olan “milliyetçilik “ fikirlerini görüyor, bunun içinde Hilafeti ön plana çıkaran Osmanlıcılık fikrini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Bir yandan Bağdat- Hicaz demiryoluyla merkezle uzak vilayetler arasındaki ilişkiyi güçlendirmek istiyor, bir taratan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafya’da Hilafetin gücünü arttırmayı sağlamaya çalışıyordu.

Bir taraftan da selefi/vehhabi akımları, Hindistan’da gittikçe İngilizler eliyle gelişen Kadıyanilik/mealcilik, Şia varlığı Sultan’ı kadim Selçuklu ve Osmanlı yolu geleneksel İslam yani Ehl-i sünnet dairesinde toplanmaya mecbur ediyordu.

Bu sebeble İmparatorluğun her tarafında ki ehl-i tarik ve ehl-i sünnet alimlerle istişareler yapılarak, kitapları basıldı ve katırlarla en ücra merkezlere dağıtıldı.

Suriye, Lübnan ve Filistin taraflarında etkili olan Rıfai Ebu-l Huda’nın kitapları dağıtıldı.Anadolu coğrafyasında Nuru-l İzah ve Mızraklı İlmihal gibi temel islami eserler bastırılarak bilaücret her yere ulaştırıldı.

Sultan bir yandan ehl-i sünnet dairede Hilafet merkezli çalışma yaparak Osmanlı devletini ayakta tutmaya çalışırken bir taraftan da o devre göre çok radikal olan atılımlar yapıyordu.

O güne kadar;  “ağız okuması” tabir edilen namaz surelerini ezberlemek dışında mektebe gitmeyen kız öğrenciler için   kız mektebleri açıyor, bir  yandan güzel sanatlar okulu gibi o günler için radikal kararlar veriyordu.

İşte aynı dönem Abdülhamit Han’ın geleneksele, bizi biz yapan İslami ve Türk değerlere sahip olarak modernleşme çabalarının en bariz göstergelerini Ahmet Cevdet Paşa’nın kızlarında görebiliyoruz.

Fatma Aliye hanım özelde olsa Arapça ve Fransızca dillerine vakıf, kitap yazacak kadar felsefeye haiz, tarih bilgisi yeterli bir kadındır.Aynı zamanda yazdığı eserlerde ve konuşmalarında değindiği üzere Türk-İslam değerlerine bağlı biridir.

e “Tesettür-i şerri mâni-i terakki değildir. Nasıl ki evvelce de İslam kadınlarının terakkilerine mâni olmadı. Dinimizi ve milletimizi muhafaza ederek terakki edelim. Müterakki olalım. Lakin yine İslam ve Türk kalalım. ”

İşte bir yandan devlet makası kapatmak için bazı adımları atarken bu içeride farklı saiklerle tepkilerle karşılaşıyordu.Sultan ne yapsa bazılarına yaranamıyordu.

“Abdülhamit düşmanlığı” nda birleşen farklı görüşteki fikirleri birkaç başlıkta toplamak mümkün.

Misyoner okullarının iğfali sonrası oluşan diğer dinlere ve etnisitelere ait cepheyi incelemenin dışında tutalım.

Arap, Ermeni ve Rum ve Bulgar milliyetçileri içinde Osmanlı İmparatorluğu dahilinde yaşamayı savunan olsa da büyük ekseriyeti bağımsızlık fikri taraftarı olarak doğal Abdülhamit düşmanıydı.

1826-31 yılalrı arasında Fransa’da tahsil görürken Fransız ihtilalinden etkilenip, geri döndüğünde ülkesi Mısır’da bu yönde çalışan ve Arap Milliyetçiliğinin fikir babası sayılan Rafi el-Tahtavi’nin yazdığı eser sadece Mısır’da değil, Arap aydınları arasında çok rağbet görmüştür.

Daha sonra Beyrut Protestan okulllarında okuyan Hristiyan Arap öğrenciler yayınlarla, kurdukları cemiyetlerle bu fikri işlemişlerdir.

Bunlar ayrı bir inceleme konusudur.

Bu yazımızda Sultan Abdülhamit Han’ın İslam/Hilafet eksenli geleneksel Ehl-i Sünnet anlayışı temelinde yapmış olduğu atılımları, çalışmaları anlamayan ve karşı duran cepheyi biraz irdelemek istiyorum.

Bunlar birkaç başlıkta toplanabilir.

 

1-İTTİHAT VE TERAKKİ CEPHESİ

İttihat Ve Terakki’nin örgütlediği bilhassa Askeri Tıbbıye’de başlayıp, Selanik’in ara sokaklarında ki mason localarında ve birahanelerinde devam eden Abdülhamit karşıtı cephe 3.ordu’nun her kademesine yayıldı.

Bunların yapısı karışıktı; Abdullah Cevdet ve İbrahim Temo gibi seküler pozitivist yapıda insanlar, Fevzi Çakmak ve Enver Paşa gibi dindar subaylarda vardı.

Onları birleştiren “Abdülhamit düşmanlığıydı.”

2-GELENEKSEL İSLAM OLUP, MODERNİZASYONA KARŞI ÇIKANLAR

Bir de aslında ehl-i sünnet dairede olup çeşitli saiklerle, bunda yapılan yalan yanlış propagandaların da etkisi olmakla birlikte, bu cepheye katılanlar vardı.

Bu cephenin argümanlarını Abdülhamit’in hal fetvasında görmekteyiz.

Bu cephe daha çok Medreselerde, meşayıhta daha yoğundu ve hepsi din adamlarıydı neredeyse.

Ve bunlar bilerek ya da bilmeyerek İttihatçıların ekmeğine yağ sürüp 31 Mart Vaka’asına giden yola taş döşemişler ve Sultan Abdülhamit Han’ın hal edilerek ülkenin hızla parçalanmasına sebebiyet vermişlerdir.

Şeyhülislam Mustafa Sabri, Elmalı Hamdi, Dürrizade, İskilipli Atıf, Said-i Nursi gibi isimler bunların meşhurlarıydı.

Kız mektepleri açılması, Tanzimat ve Meşrutiyetlerle verilen tavizlerle şeriatın elden gittiğine hükmedilmesi, Kur’an-ı Kerim’in yakıldığı gibi yalanlar bu alimlerin Abdülhamit karşıtı cepheye savrulmalarına sebeb oldu.

Nitekim bu isimlerin birçoğu İttihat Terakki’nin fikri yapısının hakim olduğu daha sonraki dönemlerde ya kabuklarına çekildiler, ya idam edildiler ya da ülkeyi terketmek zorunda kaldılar.

3-REFORMİST DİNDARLAR

Mısır merkezli Cemaleddin Efgani ve takipçileri başta M.Abduh ve Reşit Rıza gibi reformist fikirli kişilerde bilhassa kaldıkları Avrupa’da ve girdikleri mason cemiyeti sayesinde İslam’ın asra cevap veremediği bu yüzden reform yapılması konusundaki görüşleriyle geleneksel Ehl-i Sünnet merkezli Hilafet fikrine karşıydılar.Aynı zamanda düşüncelerinin etkileşim sahasında ki Osmanlı etkisi gittikçe zayıflamış, Arap milliyetçiliği fikri gittikçe taraftar bulmaya başlamıştı.

Beyrut Amerikan Kolejinde okuyan Hristiyan Arap gençlerine daha sonra Müslüman araplarda katılmış ve Osmanlı düşmanlığı o günün en moda görüşü haline gelmişti. Reşit Rıza’nın çıkardığı dergide bu yönde yayın yapmaktaydı.

Bilhassa Beyrut Amerikan Koleji ve Katolik Okulunda okuyan Hristiyan Arap gençlerininin 1875 yılında kurdukları gizli cemiyet mensupları ve diğerlerinin faydalandıkları isimler; Reşit Rıza, Tahtavi, İbrahim Yazıcı, Hüseeyin Bayhum ve Bustani gibi kalemşörlerdi.

Cemaleddin Efgani’nin verdiği zararı ve yol açtığı fitneyi gören Sultan onu stanbul’a aldırıp boğaz’da bir yalı tahsis ederek mecburi ikamete tabi tuttu.

İşte Afgani’nin en sadık bendelerinden olan Mehmet Akif’in ve tabi Reşit Rıza’nın düşmanlıklarının temelinde bu vardır.

Mehmet Akif şiirleri incelendiğinde de; Cemaleddin Efgani’nin reformist fikirlerinin etkisi bariz şekilde görülecektir.

Ne yazık ki İstiklal marşının yazarı olarak ve cerbezeli ifadeleriyle M.Akif şiiri ne edebi olarak, ne dini terminolojiye uygunluğu babından sağlıklı bir şekilde incelenmemiş, hamasi nutukların malzemesi olmuştur.

Bilhassa onun sayesinde kitap yazarak, konuşmalar yaparak geçinen bir zümre türemiş, üstelik bunlar kendileri reformist islam düşüncesine uzak ve nefret etmelerine rağmen, M.Akif’in bu yönüne hiç bakmaksızın etinden sütünden faydalanma yoluna gitmişlerdir.

Hasan Basri Çantay ve Ömer Rıza Doğrul gibi şahsiyetlerde bu tarz düşünce sahipleri olarak Abdülhamit düşmanlığı gütmüşlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu içinde ki Arap, Ermeni, Makedon, Bulgar ve Sırp milliyetçileriyle; yukarıda saydığım insanları birleştiren, 1909 yılında da tahttan indiren ortak payda, “Abdülhamit düşmanlığıydı”

Ve bu düşmanlık ne yazık ki koskoca imparatorluğun 9 yıl içinde paramparça olmasına sebep olmuştur.

Ahmet Cevdet Paşa’nın kızları bilhassa Fatma Aliye ve eserleri üzerinden o devri okumak, Abdülhamit’i anlamaya yarayacaktır.

Fransızca’dan çeviri yapacak kadar yabancı dil bilen, gazetelerde yazan, romanlar yazmış, başı açık fotoğraf çektirecek kadar da devrine göre modern(!), bilhassa yaptığı konuşmalar da, ve yazmış olduğu “Nisvan-ul İslam” isimli eseriyle Avrupa’ya İslam’da kadını anlatmayı amaçlayan bu kadın; çok gelenekçi bir İslam bakışına sahiptir.

Toplumun yücelmesinin kadının bilgili, kendini yetiştirmiş, evladını terbiye edecek kadar kültürlü olmasını savunurken, bir yandan da tesettürü savunmuş, kendi Türk-İslam geleneğinden uzaklaşmadan her tür fenni ve ilmi gelişmeyi almamız gerektiğini belirtmiştir.

Bilhassa o dönem pek makbul olan “Fransız mürebbiyeler elinde Fransız gibi kendi kültürüne yabancı çocuklar yetiştirmenin “ ülkeye faydası olmadığını söylemiştir.

“Evlere piyano” koyarak Avrupalılaşamayacağımızı iddia etmiştir.

Ama işte ne yazık ki o devrin garabetine uygun olarak, kültürel yozlaşmanın siz evinize sokmasanız da evinizi nasıl etkileyeceğine en güzel örnek kendi hayatı olmuştur.

En küçük kızı Zübeyde İsmet Katolikliği seçerek rahibe olmuş ve yurt dışına kaçmıştır.

Bu olay sonucu yazı hayatından elini eteğini çekmiş bir nevi inzivaya girmiştir.

Daha sonra Hilafetin, Şeriatın kaldırılması onda Cumhuriyet rejimine uzak durmasına sebep olmuş, hatta bazı devrimlere karşı çıkmış ama bu konuda çokta eylemci olmamıştır.

1936 yılında hayata gözlerini kapatmıştır.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık