• 24 Ağustos 2017, Perşembe 20:07
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

AH ŞU İKİYÜZLÜ FİLİSTİN DAVAMIZ(2)

AH ŞU İKİYÜZLÜ FİLİSTİN DAVAMIZ(2)

 

Filistin direniş örgütleri ve FKÖ

Filistin halkının yaşadığı ağır zulüm doğal olarak zaman zaman direniş gruplarının çıkmasına sebeb olmuştu.Ama bunlar organize olamamışlar ve İngilizlerin ve İsrail direniş örgütlerinin açık saldırıları karşısında maalesef çoğu hayatını kaybetmiş ya da yurt dışına kaçmak zorunda kalmışlardı.

1930’larda bugün Gazze’de zaman zaman adını duyduğumuz Kassam tugaylarının isim babası İzzeddin Kassam direniş hareketlerinin en ünlülerindendir.

Daha sonra Hristiyan Filistinli Arap George Habaş ve Nayif Havatme’nin kurdukları örgütleri, nihayet Yaser Arafat El-Fetih’i kurdu.

Kendisi seküler ve Marksist görüşe yakın olsa da örgütü kurduğu Ebu Cihad ve Ebu İyad Müslüman kardeşlere üyeydi o dönemlerde.

Bunların haricinde irili ufaklı bir sürü örgüt vardı.

Filistin’in Kurtuluşu İçin Halk Teşkilâtı, Halkçı Mücadele Cephesi, Filistin Millî Cephesi, Arap Filistin Teşkilâtı, Ensar / Partizanlar, Kara Eylül v.s.

Arap/İsrail savaşından yenilgiyle ve toprak kaybederek çıkan Arap Ülkeleri Filistinde ki direnişi örgütlemeyi ve yardımda bulunmayı kararlaştırdılar.

Ve Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu.

Filistin direniş hareketinin en büyüğü olan El-Fetih Filistin Kurtuluş Örgütü(FKÖ)’ye hakim oldu ve Yaser Arafat lider seçildi.

Filistin davası o yıllarda yavaş yavaş dünya’da duyulmaya başlandı.

Tabi Batı için sansasyonel ve pop kültür haberler daha öncelikli her zaman.Yıllar süren acıları, katliamları, sürgünleri görmeyen Batı dünyası Filistin adını ilk olarak Leyla Halid’in birkaç El-Fetih mensubu militanla kaçırdıkları Air France hava korsanlığıyla duydu.

Leyla Halid bir yıl sonra bu sefer Londra’da El-Al uçağını kaçırmak isterken yakalandı.

Olaya magazinel yaklaşan İngiliz gazeteleri Leyla Halid’i Filistin davasının idolü haline getirip bir yerde mücadeleyi dünyanın duymasını sağladılar.

Bu arada FKÖ hem arap ülkelerinden hem de dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış Filistin’lilerden ciddi parasal yardım görmeye başlamış, kendi içindeki ihtilafları mümkün mertebe giderip direnişi düzenli bir hale sokmuştu.

Tabi silahları alabildikleri bazı arap ülkelerinin illegal, el altından yardımları ve Rusya gibi komünist blok devletleriydi.Ama bu ülkeler hiçbir zaman İsrail ile baş edebilecekleri düzeyde ağır silah ve techizat vermediler.

Çalkantılı yılların ardından Arafat 1993 yılında İzak Rabin’le Camp David’de bir araya geldi ve barış anlaşmasını imzalayarak, İsrail’i tanıdı.

Bu arada Arafat’ın takip ettiği politikadan memnun olmayanlar Şeyh Ahmet Yasin liderliğinde HAMAS’ı kurdular.

Ve El-Fetih’in sahiplenmeye çalıştığı ama HAMAS’ın başlattığı 1987 meşhur “intifadası” oldu bu arada.

İsrail ile yapılan barış anlaşması sonucu kurulan Filistin Özerk Polisi tamamen Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde faaliyet gösteriyordu.

Amerika ve Batı yardımları da FKÖ’nün olayları yatıştırmasıyla doğru orantılıydı.Yani Arafat kendi bölgesindeki Arapları ne kadar şiddete bulaştırmasa o kadar yardım alıyordu.Bu durum HAMAS tarafından şiddetle eleştiriliyor, İsrail gizli servisi ŞABAK’ın elemanı olmakla suçluyorlardı.Yerel polis bu arada bilhassa HAMAS üyelerine saldırılar düzenliyordu.

Bilhassa FKÖ istihbaratının başına getirilen Muhammed Dahlan El-Fetih/HAMAS çatışmasını körükleyen kişi olarak anılıyor bugün.

FKÖ kanadı da Hamas’ı İsrail’in kurdurduğunu, Filistin direnişini zayıflatmak, kırmak amaçlı kurulduğunu iddia ettiler hep.

Bu arada İMF 2000 yılların başında Yaser Arafat şahsında FKÖ’ye gönderilen yardımların özel hesaplara aktarıldığını öne sürdü.

Bu konuda kendini savunan Arafat pek inandırıcı bulunmadı.Ölümü sonrası Paris’e yerleşen eşi Süha Arafat’la FKÖ’nün yaptıkalrı pazarlıklar ve tehditler sonrası paranın büyük bir kısmının alındığı ileri sürülüyor.

Biz buraya kadar Flistin davasını genel olarak anlattık.

Bundan sonra Türkiye ve Filistin ilişkilerine girelim birazda.

Nasıl bir iki yüzlülük yapmışız görelim.

 

Türk kamuoyunun Filistin davasında ki ikiyüzlülüğü

 

Filistin davasına ilgi 1960’ların sonunda devrimci hareketle başlamıştır.

Ne basında, ne devlette ne de İslami kesimde bu konuda bir çalışma, destek veya hareket olmamıştır.

Bilhassa Siyasal bilgilerin ve ODTÜ’nün devrimci öğrenci birlikleri bilhassa Filistin Halk Kurtuluş Cephesi liderleri George Habaş ve Naif Havatme’nin devrimci kişilikleri üzerinden bu konuda kendi çaplarında kamuoyu oluşturmuşlar, hem Filistin direnişine devrimci bir destek, hem de silahlı direniş pratiği almak için 3000’e yakın çeşitli kamplara gitmişlerdir.

Tabi 1968’li, yılların bütün dünyada esen devrimci rüzgarları ülkemizdeki Marksist örgütleri de tesiri altına almış ve bilhassa silahlı halk hareketi başlatabilmek için pratik yapmanın yolu Ürdün, Suriye ve Lübnan’da kamplara gidip silahlı eğitim görmüşler bazıları eylemlere katılıp yaralanmışlardır.

Bunların en ünlüsü Lübnanda ki Bekaa kampıdır.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan gibi devrimci hareketin önderlerinden tutun, bugün yaşayan bir çok isim bu kamplarda eğitim görmüşlerdir.

Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Faik Bulut gibi niceleri.

Hatta Faik Bulut, İsrail saldırısında 8 arkadaşını kaybetmiş, kendisi de yaralı olarak İsrail hapishanelerinde yıllarca yatmıştır.

Yani İslami kesim Marksist söylemler yüzünden uzak dururken, devrimcilerin salt mazlum halklarla direniş masalını anlatması da o denli bir aldatmaca.

1971 yılına kadar Türkiye’de başlatacakları silahlı halk direnişi için militan yetiştirme yerleri olarak bizim sol, Filistin kamplarını kullandı.

Bakmayın siz bugün biz Filistin halkıyla dayanışma için oraya gittik palavralarına.

Lübnanda ki ve Suriye’de ki kamplardan Türk solu çekildiğinde bu sefer Apo’nun kurduğu PKK’nın silahlı ve teorik eğitim aldığı yerler haline geldi.

Türkçesi Yaser Arafat’ın, Marksistlerin Filistin davasının idolü olarak yansıttıkları George Habaş ve Naif havatme aslında Türkiye’nin başına örülen çorapların kaynağı olmuşlardır.

Doğal olarak; Filistin direnişinin önce Marksist örgütlerin daha sonra PKK’nın eğitildiği lojistik destek aldığı yer olması sebebiyle sağ kesim uzak durdu.

Ta ki HAMAS ortaya çıkana dek.

1982 yılında Lübnan’da Hasan Nasrallah liderliğinde ki Hizbullah önce İslami kesimin dikkatini çekti.

Hizbullah’ın şii dili Türkiye’de yeterli karşılığı görmedi radikal bazı kişiler haricinde.

Daha sonra Müslüman Kardeşler menşeli Hamas kurulduğunda aynı paralellikte neredeyse Türk kamuoyunda yardımlar filan organize edilmeye, Filistin’in uğradığı zulümlerden bahsedilmeye başlandı sağ cenahta da.

2003 yılından beri Filistin hareketine sıcak bakan bir iktidarında olması Türkiye’de Filistin konusundaki hassasiyetleri arttırdı.

Yazılar, kitaplar, turlar, yardım organizasyonları arttı.

Bu iş artık neredeyse her alanda istihdam gerektiren ve hassasiyetleriyle toplumun parasal yardımları oluk gibi akıttığı bir duruma getirdi.

Bugün şunu iddia etmem neredeyse abes olur; Gazze ve Filistin’de ki zulmün, direnişin, itiş kakışın bitmesini istemeyecek o kadar devlet, kurum, kuruluş, ve kişiler var ki, Filistinliler savaşmasa savaşacaklar neredeyse.

İsrail kaostan, savaştan, savaş olmasa direnişten beslenen, bunları bahane ederek devamlı yeni yerler işgal eden bir devlet.

En başta o topraklarda hır gürün bitmesini öncelikle İsrail istemez.

FKÖ ve Hamas istemez.

Bugün aldıkları yardımdan başka hiçbir geliri olmayan neredeyse buradaki yönetimlerin bu zulüm ve baskıyı kullanması gerekiyor.

Mısır’da, Ürdün ve Lübnan’da Filistin’e kaçak girişlerle ilgili rantlar oluşmuş durumda.Bu alanda bir sürü insan ekmek yiyor.

Türkiye’yi düşünün.

Yardım kuruluşları, Gazze’de çocuklar ölmese, Ramallah’ta bir genç tepeden tırnağa silahlı İsrail askerlerine silahla saldırmasa nasıl yardım toplayacaklar.

Ve tabi bütün bunların üzerine silah sanayini saymadık.

Filistine birkaç milyon dolar vererek vicdanlarını rahatlatan pislik arap liderlerini de saymadık.

Dünyanın her tarafında acı göz yaşı ve zulüm var.

Yaralanan, ölen milyonlarca insan.

Ve hepsinin arkasında 2 yazı da anlattığım gerçek dramlar, acılar var olduğu gibi timsah göz yaşları dökenler de var.

Filistin; rejimin 76 sene sırtını dönüp görmek istemediği, önce Marksistlerin sonra İslamcıların gördüğü vicdanımızdır.

Bundan kimse kendine rant devşirmeye çalışmasın.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık