• 27 Ekim 2017, Cuma 22:02
ORHANBAYLAN

ORHAN BAYLAN

ADI KONMAYAN ROMAN'DAN

Göçmen Mümin Efendi de; Salih Hoca gibi titreyen elleriyle kavradığı dumanı tütmekte olan kahvesinden büyük bir yudum alıp geriye yaslandı.

Telvenin ağzında bıraktığı rayihanın tadını çıkardı bir müddet.Orta Çarşı’da her öğlen namazından sonra oturan yaşlıların bir kısmı dağılmış, geriye kala kala ikisi kalmıştı.

“Salih Hoca epeydir diyeceğim ya da danışacağım bir şey var seninle ama, söze nasıl başlayacağımı, söze başlarsam başıma iş almış olur muyum bilemediğim için bir türlü açılamadım” dedi Göçmen Mümin.

Hayırdır anlamında baktı sadece Salih Hoca.Bekledi.

“Biz malum Kavala’nın bir köyünden geldik.10 yıl oldu geleli.Asırlarca dedelerimizin atalarımızın yaşadığı o güzel topraklardan bir gecede kapı dışarı edildik.Güzeldi köyümüz Salih Hocam…Çok güzeldi oralar” deyip bir müddet sustu yaşlı göçmen.

Gözleri uzakta bir yere bakıyor gibiydi.Dudaklarının titrediğini, gözlerinin nemlendiğini gördü Salih Hoca.

“Tütün yapardık, rençberlikte.Her şey yetişirdi köyümüzde.Burayı da o yüzden istedik, tütün var diye.Benim kız orda kaldı.Damat Gümülcine’de…Oğlum; bir oğlum vardı Galip, İttihat-Terakki’ye kapılıp Padişah’a isyan ettiği günden beri görmedim, görüşmedim.Allah’ta yüzünü göstermeden inşallah canımı alsın.Ankara’da büyük görevlerdeymiş galiba.Koca karı ile ikimiz olduğumuzdan, tütün yapamayız diye şehirde yaşamayı tercih ettik.Kim dikecek tütünü, dizecek, hevenk yapacak.Geçti bizden o işler…”

Susup derin bir soluk aldı.

Sonra tabakasını çıkarıp tütün sarmaya başladı.Kahveci çırağının getirdiği “öğsü” ile sigarasını yakıp derin bir nefes çekti.

“Evet Hocam; geldiğimiz güne kadar Yunan bize hiç ilişmedi.Kuranımıza, ezanımıza karışmadı.Adetimize bir şey demedi.Sarığımıza ses etmedi.”

“İki devlet anlaşmış bizi buraya, buradaki Rumları da Yunanistan’a gönderme kararı almışlar.Olur dedik, devlet deyince bize uymak düşer.”

Dilini ıslattı o arada.

“Hatta Anavatana gideceğimiz, İslam’ın Kuranın ezanın serbestçe yaşandığı ata topraklarına gideceğimiz için teselli ettik kendimizi.Anamızın, babamızın mezarlarının olduğu o topraklardan ayrılma zorumuza gitse de.

Hocam; geldik önce sarığımızı fesimizi yasakladılar, başımıza lenger geçirmeye mecbur ettiler.

Kuran yazısını, öğrenmeyi yasakladılar.

Şeriatı kaldırdılar.

Halifeyi kovdular.

En son ezan-ı Muhammedi’yi de yasakladılar.

Bafra’da benim bildiğim 8 tane camiyi birilerine satıp dükkan han hamam yaptılar.

Biz nereye geldik Hocam?

Fatih’in kılıç hakkı olarak Camiye çevirdiği Ayasofya’da artık ibadet etmek yasakmış.

500 senedir Ezan-ı Muhammedi ile çınlayan minareler, Kuran-ı Kerim’lerle çınlayan kubbeler şimdi baykuşlara mı mekan olacak?

Bizi niye getirdiler Yunanistan’dan, madem gavurlara benzeyecektik””

O ana kadar konuşmayı hiç kesmeden dinleyen Salih Hoca, gözlerinde biriken yaşları elinin tersiyle silip;

“Koskoca Osmanlı Sultanı katledilirken sesi çıkmayan, bir diğeri hal’ edilirken sesini çıkarmayan bu milletin azaba düçar olması müstehaktır Mümin Efendi” dedi

“Biz başımıza bu belayı kendi elimizle sardık. Ne kadar çekeriz, kaç nesil çekeriz bilemem.”

Sonra bir müddet sustu. Etrafına baktı.

Kahveci çırağı dışarda oturuyordu. Kahveci Hasan başını ocağın yanındaki duvara dayamış, ağzı kocaman açık vaziyette uyuyakalmıştı.

“Bir şey diyeyim mi Mümin Efendi. Ben mütareke yıllarında İstanbul’da Payitaht’taydım. İnan bugün bunların yaptığını gavurlar yapmadı o zaman.”

Sonra aklına bir şey gelmiş gibi telaşlanarak:

“Neyse, hadi kalk Mümin Efendi kalk, yerin kulağı vardır. Ahir ömrümüzde başımız derde girmeden gidelim” deyip yavaşça yerinden kalktı.

 

(Adı Konmamış Roman’dan)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık