• 05 Aralık 2018, Çarşamba 20:13
MURAT ÖZDİL

MURAT ÖZDİL

Nakşi olmak!

NAKŞİ OLMAK

Hayat emanetini sırtına yüklemiş hangi müflis göğsünü gere gere “ben nakşiyim” diyebilir ki. Kim diyebilir bilemem ama ben diyemem.

Kör topal yazıktırmaya dadanan bu adamın tüylerini diken diken eden laflardan biri ise birinin gevrek gevrek : “Benim hayatımı yazsana. Acaip roman olur” demesidir. Bir gün bir tanesine dedim “tamam yazayım ama ne yazacağıma karışmayacaksın. Sonuçta hayatın kahramanlıklardan ibaret değil mi. Ben soracağım sen anlatacaksın ben de yazacağım” dedim. Yürek yemiş serseri “Tamam” dedi. Dedim “Peki bana ilk genelev deneyimini anlat.” Öylece kalakaldı. Hayatı roman olurmuş. Kendi hayatını önemseyen ve yazmayı boş iş veya kolay iş zannedenler bir hayatlarına dönsünler ve bütün küspeliklerini, kahpeliklerini, namussuzluklarını düşünüp klavye başına geçip yazsınlar bakalım. Sebeplerle kendilerini savunabilirler. Ama rezilliklerini de bir o kadar detaylı anlatmak şartıyla. Yazmaya ilk adımı atmış olacaklar…

Yazmak namus işidir vesselam. İyi yaşayacaksın. Yaşayamadığın kadarıyla yüzleşeceksin, deşeceksin kendini, kanayacaksın.

İşte o sancılı kanamalara yazmak diyorlar…

Memleketim Edirne’den 5 yılın sonunda üniversiteyi bitirmemiş halde yılgın yorgun ve “varta” halinde İstanbul’a geri döndüğümde ağır bir depresyona girdim. Bu şehir benim şehrim değildi ve insanlar üstüme üstüme geliyordu. 5 yıl beni taşralı yapmıştı. Küçük dünyanın küçük insanı olmuştum ve o akvaryumdan denize atılmış minik balık olmanın mutsuzluğu ve “hiç”lik hayatta kalma arzumu emerek beni dibe çekiyordu. Bilgi merakından delirmiş mutsuz bir ayyaştım. Bilmek, görmek mutsuzluktan öyle bir sarhoş eder ki insanı. İnsana ve kendime dair umutsuzluğumda öyle bir boğuluyordum ki. Orhan Veli’nin rakı şişesinde balık olsam misali. Ben yüzemiyordum da bu yeni deniz;  yabancılaştığım şehir İstanbul’da.

İstanbul Dünya’nın en eski ve en namlı fahişelerinden biriydi üstelik. Adamın teninden ruhunu çalarlar kendine dikkat edeceksin oğlum. İSTANBUL BURASI…

Ve intihar etmeye karar verdim. 2003 yılıydı yanılmıyorsam. Bir siyasi partinin İlçe Gençlik Kolları Başkanıydım. Hayatın kendisine, kendime ve dibime kadar muhaliftim ve ölümüme mutsuzdum. Allah’a inancım vardı ve gidip yüzleşmek istedim onunla. Serseri artiste bak hele hele. Kırgın üzgün ve yorgundum. Üstelik unutulmuş, terkedilmiş hissediyordum bir yerlerde. Öfkem içimde kaynıyordu. Duvara çarpmıştım ikinci defa. Daha önce bir defa daha çarpmıştım duvara. Kuleli Askeri Lisesi yıllarımda…

İyi hatırlıyorum. Kuleli Askeri Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. O hafta sonu üst sınıfların çay partisi vardı. Kandilli ve Erenköy kız liselerinden kızlar geleceklerdi. Garip bir ergen pezevenkliği partisi işte. İsmim anons edildi annem haftalık harçlığımı getirmişti. Başörtülü olduğu için içeri almamışlardı. Şok olmuştum. Nizamiye kapısının bariyerleri askeri otobüsler için açıldı ve otobüslerle Kandilli Kız Lisesinin öğrencileri çay partisi için askeri otobüslerle okula girdiler. Annem bariyerin dışından haftalık harçlığımı verdi ve gitti.

28 Şubatın ayak sesleri duyuluyordu ve rejim çok büyük bir hata yaparak namus anlayışımıza dil uzatıyordu, el uzatıyordu, tasarlamaya cüret ediyordu.

Ben anlamıyordum neler olduğunu ve neden olduğunu. Beni Kuleli Askeri Lisesine Fetullah Cemaati hazırlamıştı ve geçen yıllar içerisinde temasım ve ilgim azalmıştı. Ardından anlayamadığım şeyler olmaya devam etti. Bir grup öğrenci arkadaşım tarafından sebepsiz mobbing başladı. Meraklı arkadaşlar türedi etrafımda. Çok disiplin budalası bir öğrenci olmadım hiç ama ayda bir savunma alırken haftada 10 savunma almaya başladım. Disiplin notum hızla dibe çakılıyordu. Ve sonunda üstüme gelen arkadaşlardan birinin çok parlak bir fikirmiş gibi bana omuz atması burnunda patladı. Suratından gelen sesi duyan sınıflarından çıkmıştı.

Kavgacı değildim ama üstüme gelindiğinde asla kavgadan kaçmadım. Üç beş on kişi de demedim. Kenar mahallelerinde yontuldum İstanbul’un. Bir başkasının suratında patlayan yumruğu ilk defa kendi suratımda hissettim. İşin ilginç tarafı hiçbir komutan bu yüzden beni darp etmeye kalkmadı. Tuhaf bir rahatlama hali vardı yüzlerinde. Ben ruhen dizlerimin üzerine çökmüş ve teslim olmuştum. Haydarpaşa GATA Psikiyatriye sevk ettiler ve “anksiyete” diyerek yatış verdiler. Ferah ferah koridorlardan geçerek pijamalarımı ve robdöşambrımı alırken, yedek sigaralarımı satın alıp uygunsuz yerlerime zulalarken çok mutluydum. Biraz nefes alacaktım. Ne olacağını düşünmenin sırası değildi. Geri döndüğümde bir onbaşı ve çavuşun refakatinde o ferah odalardan geçerek kafa dinleyeceğim odaya doğru yürümeye başladık. Merdivenler inildikçe içime kurt düştü. Bodrum kata inmiştik. Çelik bir hapishane kapısını andıran kapı açıldı. “Bu ne?” dedim. “A1 koğuşu. Burada kalacaksın” dedi kapıdaki sivil görevli. İçeriden dışarı bakan meraklı gözleri gördüm. Ürktüm. Doktorla yeniden görüşmek istediğimi söyledim götürdüler. Doktor beni dinlemedi bile. A1 Koğuşuna geri dönerken onbaşı belimden çavuş da kolumdan tutmuştu bu kez. Davranışları sertleşmişti. Kolumu kurtardım önce. Belime dokunanın annesiyle ilgili hoş olmayan şeyler söyledim. Çelik kapı yeniden açıldıktan sonra parmaklıklı bir kapı daha açıldı ve beklemediğim bir tekmeyle yüz üstü düştüm. Yerde bir süre tekmelendikten sonra koridorun sonundaki parmaklıklı tecrit hücresine sürüklediler beni. Adrenalin şoku yaşıyordum. Başıma geleni anlayana kadar içeride tekmelendim bir süre. Tekmelerin çoğu kafama geliyordu. Kulağımın üzerine yediğim darbelerden birinde bir çınlamanın ardından ses gitti. Bir çırpınışla çavuşun çenesine patladım. Onbaşının üzerine atladım. Onbaşının kafasını yere vururken iki astsubay hasta beni aldı üzerinden. Tehditler savurarak gittiler.

Gittiklerinde dünyam başıma yıkılmıştı. Sol kulağım duymuyordu.  Cebimdeki paramı almışlardı. Orada ne kadar kalacağımı bilmiyordum. Uykusuz ve ağlayarak geçen gecenin ardından öğle saatinde bir saat ön bahçeye çıkarıyorlardı. Bahçe parmaklıklarında öğrenci kolladım. Bir alt sınıf yakaladım. Bizim devre gibi bela bir devrenin bölgesine gitmesini ve iki tane belanın belası devre arkadaşımla konuşmasını istemiştim. Garibim çok ürktü ama benden daha çok ürküyordu. Dediğimi yapmazsa ne yapardım kim bilir ona. Ertesi gün iki arkadaşım hastaneye sevk alarak gelecekti ve kavgayı dövüşü dışarıda bitireceklerdi. 

Ve ilaç saati geldi. Hemen herkese uyuşukluk ve uyku hali veren sakinleştirici bir iğne yapıyorlardı ve farklı haplar veriyorlardı. Koğuştan yan bahçeye çıkılan aralıkta jetonlu bir telefon vardı. Jetonlu telefon ya. Sevdiğimiz kızla hafta sonu 10 dakika konuşacağız diye elde jetonlarla sıra beklerdik telefon başında. Tabi o garibim de beklerdi. Ankesörlüden ankesörlü telefonu arıyor bir de. Geç kaldı diye azar falan işitiyor benden. Vay arkadaş hep mi arızaydım kadınlara karşı. Neyse ne para var ne jeton. Ailemi aramam lazım. Hemşireye utangaç ve usulca yanaştım ve durumu söyledim. Bana jeton bulabilir misiniz yarın dedim. “Paran yok mu” dedi. “aldılar” dedim şaşırdı. Çalınmasın bahanesiyle paramı aldılar koridordan dış kantine kol uzatıp çay kahve alabiliyordun.

İlacın etkisiyle gündüz uyuduktan sonra uyuşukluk devam ediyor. İki saatte bir soğuk suyla banyo yapıyordum mesai saati bittikten sonra gelecekler biliyorum. Gece üç kişi geldiler bu kez. Koridorun diğer tarafında hazır bekliyordum. Beni öyle gören eli palaskalı üçüncü kişi sıvıştı. Onlara doğru bağırarak koşmaya başladım. Bu kez çok sıkı bir kavga oldu. Küfrederek kaçtılar. Neden geliyorlardı. Sadece eğlence arayan sosyopat erat oldukları için mi. Biri Psikyatr bölüm başkanının postasıydı. Emir mi almışlardı. Bilmiyorum. Sol kulağım az duymaya başlamıştı ama hala çınlıyordu arada.

Sabah okuldan arkadaşlar onbaşı ve çavuşu tek tek ziyaret ederek sülalelerini güzelledikten sonra sıkıca tehdit etmişler. Öğlen doktor vizite geldi. Bana “Sen hemşire mi dövdün?” dedi. Ben de: “Ben Kuleli öğrencisiyim. Çavuşlar hemşirelik mi yapıyor burada” dedim. Doktor: “Arkadaşların tehdit etmiş askerleri” dedi. Ben de: “Tehdit yok. Ben buradan çıktıktan sonra ne yapacaksak onu söylemişlerdir” dedim. Bizim zamanımızda İstanbul’un lacivert üniformalı şövalyeleriydi Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri.

2007’den itibaren FETÖ’ye teslim etmişler. FETÖ yetiştirmesi sünepe ve hımbıl yuvası olmuş ŞANLI YUVA KULELİ.

Doktor gittikten sonra hemşire iki tane jeton tutuşturdu elime. İKİ TANE JETON!.. Ne kadar kıymetli olduğunu ve hemşireye sarılmak istediğimi anlatamam. İKİ TANE ANKESÖRLÜ TELEFON JETONU!.. Cebinden 20 milyon tl de para çıkarmasın mı? Kimse görmesin diye de etrafına bakınıyordu ürkerek. İhtimaldir ki kendisine asılmakta olan onbaşının suratındaki patlangacımın izlerini gördü. Ailemi aramalıydım çünkü onlara çökecekler ve beni okuldan almaları için baskı kuracaklardı.

Ailem ziyarete geldiğinde artık nasıl bir haldeysem ne söylersem söyleyeyim beni okuldan almaları fikrini kuvvetlendirmişti sanıyorum. Bana ve halime korkuyla bakışlarını iyi hatırlıyorum.

Hastaneden okula döndükten sonra Kuleli artık yuvam değildi. Öyle seviyordum ki her köşesini. Hayatımdı benim. Ve elimden hayatımı almaya hazırlanıyorlardı biliyordum. Ayakkabı boyası çantamda ağrı kesici ve antibiyotik biriktirmeye başladım. Cuma evci çıkılıyordu ve Perşembe gecesi halledecektim ben konuyu herkesin yerine. Hayatımı benden kimse alamayacaktı. Gece boya çantamı açtım. Boştu.

Ertesi gün ailemin beni okuldan aldığı bana tebliğ edildi ve elimde valizimle bir arkadaşımın eşliğinde nizamiyeye götürüldüm. Babam bekliyordu nizamiye kapısında.

Hayatımda o kadar utandığımı hatırlamıyorum.

Bir babanın hayal kırıklığıydım. Alın teri ve emeğinin heba olması. Öyle hissediyordum.

17 yaşındaydım bütün bunlar olurken…

Ve 7 yıl kadar sonra yine benzer bir halde ruhum dövüşmekten yorulmuş bir halde dizlerinin üzerine çökmüştü. Bütün hazırlıklarımı yaptım ertesi gün alacağım makinanın parası yastığımın altında.

Detayını anlatamayacağım bir rüya ile ağlayarak uyandım bu kez de. Ruhuma, kalbime, format atılmış olarak. Yersiz, gereksiz ve erken bir yüzleşmeye dair bütün öfkem dağılmıştı…

Gece uyumuyordum. Bir gece işi buldum. Allah’ın içime düşen esmalarını içimden tekrarlayıp duruyordum. Hapishane kaçkınlarına benziyordum. Sessizliğim ürkütücüydü insanlar için. Kör topal namaza durmaya başladım. Sabah namazları iş çıkışıma denk geliyordu. Çapa’da küçük bir camide kılıyordum. Bahçesinde bir Nakşi şeyhinin mezarı vardı. Fatiha okumadan çıkmazdım. Birkaç hafta sonra da bir akşam namazı bitişinde biri beni aldı Menzil’in çay ocağına götürdü.

Hiç de bugünkü çay ocakları gibi pırıl pırıl parlamıyordu. Pek kıt kanaat bir bodrum katıydı. Dünyadan kopuk, insanların birbirlerine gülümsediği tuhaf bir yerdi. Ulan böyle insanlar mı vardı? Ashab-ı Kehf mağarası gibi. Bir çeşit sığınak gibi hissettim orayı. Anlatılanlardan bazıları baştan pek aklıma yatmasa da deneyimlemeye akıldan daha yakındım Sanatla uğraşmaya başladığımdan beri.

Bu Dünya’ya ait olmadığımızın onaylandığı bir çatıydı tasavvuf. Dünya işleri konuşmak, hele siyaset ayıp ve çirkindi.

Tabii yıl 2003…

Adıyaman Menzil’e ilk gidişim rüya gibiydi. Turne otobüsünden Urfa’da inmiştim. Bahardı. Kıyafetim ve kolumdaki acayip dövmeyle Rus turist gibiydim. Şimdilerde Menzil köyünde en huzur bulduğum yer Merkad denilen Türbe…

Ölüm fikrimden vazgeçirmeden teslim aldı beni tasavvuf.

Her şeyin berraklaştığı, basitleştiği yalınlaştığı ve içimdeki kavgadan vaz geçirildiğim bir kıvamdı.

İnsan, Evren ve Allah sorunsalının asimetrik ve metafizik çözümüydü. Evrenin bilgisi Allah tarafından insanın içine bir cevher olarak konmuştu. Dünya’ya ve hayatta kalmaya dair bilgi ve tecrübe kazandıkça o cevher hem kararıyordu, hem de ondan uzaklaşıyorduk. Allah’ın bilgisi insana kafiydi. Allah’ın ve kulluğun bilgisine; yani içimizdeki cevhere ulaşmanın ve saflaşmanın yolu da ibadet ve Allah’ı çokça anmaktan geçiyordu.

Allah’ı an, ondan iste ve ona sığın…

Bu kadardı…

İslam teslim olmak demekti.
AŞK’a ve ölüme.

Hatme-i Hacegan’a katılabilmek için inşırah suresini ezberlemem lazımdı. Mealine bakayım bir dedim. Eyvahlar olsun geçen yıllarıma:

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı? Senin zikrini yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.”

Tasavvuf yolu olan tarikat Allah’a teslim olmanın tecrübeler birikimiydi. Allah’ın seni teslim alacağı kıvama gelebilmek için de onu çokça zikretmelisin. O kadar.

Allah diyeceksin sadece diyebildiğin ve abartabildiğin kadar.

İnşırah suresinin mealine bakarken Kuran’da bir önceki sure gözüme ilişti. Duha suresi:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Kuşluk vaktine karanlığı çöktüğünde geceye andolsun ki Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz ahiret senin için dünya hayatından daha hayırlıdır. Rabbin sana verecek, sen de hoşnut olacaksın. O seni yetim bulup barındırmadı mı. O seni şaşırmış bulup doğru yola ulaştırmadı mı. O seni yoksul bulup zengin etmedi mi. Öyleyse sakın yetimi ezme. El açıp isteyeni de azarlama. Ve Rabbinin nimetini anlat.”

Tökezleyeceksen de, düşeceksen ve kalkacaksan da, yaralanacak ve kanayacaksan da AŞK davasından olacak artık.

İblisleşeceksen de, sahip olmak isteyeceksen de, çirkefleşeceksen de, ısırıp tükürecek ve kendini tüketeceksen de yine AŞK belasından…

Dövüşmekten güçsüz düşüp diz çöktüğünde yine vazgeçeceksin sahip olmak istediğin ne varsa. Zor olacak, çok zor olacak ama Allah yetişecek imdadına…

Ve Allah her göz yaşında merhametiyle seni saracak, daha çok ağla diye…

Yunus’un sözleriyle deşeceksin yaralarını…

Ve ağlayacaksın, gönül dolusu ağlayacaksın, deliler divaneler gibi ağlayacaksın, öksüzler yetimler gibi ağlayacaksın ki dökülsün günahların…

İçinde yankılanan sözlerle:

Göçtü kervan kaldık dağlar başında…

Ya “Nakşi misin peki kardeş?” diye sorarlarsa peki…

Eyvah!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


0sman kibar 0sman kibar 05.12.2018 23:41

roman yazmalısınız, ltf.

Çepni Çepni 06.12.2018 09:59

kalemine sağlık. Bildiğim kadarıyla İmama Gazali Hz. leri de benzer bir süreç yaşamıştı. Muhtemelen tasavvuf münkirleri tarafından sapkınlıkla suçlanırsın. Allah yolunu açık etsin, biz olamadık umarım siz Nakşi olursunuz.

Sevda köylü Sevda köylü 09.12.2018 00:54

Allah isteyen herkese nasip etsin inşallah.. Yüreğinize sağlık.

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 İstanbul Başakşehir 13 9 3 1 14 30
2 Kasımpaşa 13 8 1 4 10 25
3 Galatasaray 13 7 3 3 8 24
4 Beşiktaş 13 6 3 4 7 21
5 Yeni Malatyaspor 13 6 3 4 6 21
6 Atiker Konyaspor 14 5 6 3 5 21
7 MKE Ankaragücü 14 6 2 6 -1 20
8 Antalyaspor 13 6 2 5 -3 20
9 Trabzonspor 13 5 4 4 2 19
10 Göztepe 13 6 0 7 -1 18
11 Bursaspor 13 3 7 3 1 16
12 Demir Grup Sivasspor 13 3 6 4 -4 15
13 Aytemiz Alanyaspor 14 5 0 9 -9 15
14 Erzurum BB 13 3 5 5 -3 14
15 Fenerbahçe 13 3 4 6 -5 13
16 Akhisarspor 13 3 3 7 -9 12
17 Kayserispor 13 3 3 7 -12 12
18 Çaykur Rizespor 14 1 7 6 -6 10
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Çaykur Rizespor 34 20 9 5 30 69
2 MKE Ankaragücü 34 18 9 7 21 63
3 Boluspor 34 18 6 10 23 60
4 Ümraniyespor 34 17 8 9 14 59
5 Erzurum BB 34 14 11 9 12 53
6 Gazisehir Gaziantep FK 34 15 8 11 19 53
7 Altınordu 34 15 8 11 10 53
8 Balıkesirspor 34 16 7 11 10 52
9 İstanbulspor 34 14 8 12 6 50
10 Vartaş Elazığspor 34 13 9 12 9 48
11 Giresunspor 34 13 8 13 6 47
12 Adanaspor 34 12 7 15 -15 43
13 Adana Demirspor 34 11 8 15 -3 41
14 Eskişehirspor 34 12 8 14 7 41
15 Denizlispor 34 10 8 16 -4 38
16 Samsunspor 34 7 15 12 -14 36
17 Manisaspor 34 7 3 24 -49 12
18 Gaziantepspor 34 2 4 28 -82 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 34 23 7 4 48 76
2 Menemen Belediyespor 34 22 8 4 42 74
3 Afjet Afyonspor 34 21 7 6 31 70
4 Sivas Belediyespor 34 19 10 5 28 67
5 Keçiörengücü 34 19 7 8 36 64
6 Sancaktepe Belediyespor 34 16 11 7 26 59
7 İnegölspor 34 17 8 9 12 59
8 Sarıyer 34 13 5 16 -1 44
9 Tokatspor 34 11 10 13 -8 43
10 Etimesgut Belediyespor 34 11 9 14 -3 42
11 Kastamonuspor 34 12 4 18 -3 40
12 Eyüpspor 34 11 6 17 -10 39
13 Tuzlaspor 34 10 8 16 -9 38
14 Bodrumspor 34 10 8 16 -14 38
15 Amed Sportif 34 10 10 14 -4 37
16 Bucaspor 34 10 9 15 -9 36
17 Korfez SK 34 4 4 26 -48 13
18 Mersin İdmanyurdu 34 1 1 32 -114 -17
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 34 19 9 6 30 66
2 Bandırmaspor 34 19 7 8 22 64
3 Gümüşhanespor 34 19 7 8 25 64
4 Sanliurfaspor 34 19 6 9 21 63
5 Sakaryaspor 34 17 10 7 15 61
6 Bugsaşspor 34 15 11 8 20 56
7 Hacettepe Spor 34 15 11 8 16 56
8 Konya Anadolu Selçukspor 34 15 10 9 7 55
9 Niğde Belediyespor 34 14 7 13 -1 49
10 Kırklarelispor 34 11 9 14 -9 42
11 Kahramanmaraşspor 34 9 12 13 -14 39
12 Zonguldak Kömürspor 34 9 11 14 -14 38
13 Pendikspor 34 9 10 15 -13 37
14 Fethiyespor 34 8 12 14 -9 36
15 Fatih Karagümrük 29 9 4 16 -13 31
16 Nazilli Belediyespor 34 7 8 19 -24 29
17 Karşıyaka 34 6 9 19 -22 21
18 Silivrispor 34 2 11 21 -34 17

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık