• 26 Eylül 2017, Salı 13:30
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

YETER ARTIK!

Bekir Bozdağ’ın iç burkan “mezhep” konuşması, Ak Parti’nin nereden geldiğini, ne olduğunu ve nereye nasıl gideceğini sormamızı gerektiriyor.

Şüphesiz on beş yıllık icraatları ve kazanımları bir tarafa gömecek değilim.

Bütün bu sakil görüntüsüne rağmen, yarın seçim olsa halâ alternatifsizliğin ve Tayyip Bey’in kredisi sebebiyle muhtemelen benim reyimi almayı başaracaklar.

Fakat, “Biz eskiden ehven-i şer duygusuyla rey veriyorduk. Ak Parti ilk defa bunu kırdı. Bile isteye rey vereceğimiz bir parti!” inancımızdan uzaklaşmış vaziyetteyiz.

Bizim mahalle “tevil” konusunda son derece uzmanlaşmıştır.

Yani birçok arızayı görmezden gelir veya bir kulp takar dert etmeyiz.

Ama nereye kadar?

Ak Parti’nin giderek işinin zorlaşması değil problem. Çünkü bu coğrafyada bir şeyleri başardıkça içeriden ve dışarıdan düşmanlarınız artacaktır. Ve biz bu zorlukları anlarız, daha güçlü bir desteği ortaya koyarız.

Burada kast ettiğim ise geçen zamana ve alınan derslere rağmen Ak Parti’nin kimliğini daha sağlam temellere oturtmak yerine, bu kadar temizlenmeye ve silkelenmeye rağmen halâ ümit verici bir kadro çizgisine gelememiş olmasıdır.

Şia’yı, Vehhabiliği ve Hanefiliği aynı cümlenin içinde kullanıp ondan sonra Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz zamanına atıfta bulunmak, düpedüz cehalet ve ihanettir.

Ve ihanet cehaletle açıklanamaz.

Papa’nın önünde eğilmiş bir adamın kulu kölesi ahmakları bakan yapacak kadar sırtında taşımak, ilk başlarda mecburiyetle ve sonrasında özürle görmezden gelinebilir. Gerçi gelinemiyor.

Ne Abdüllatif Şener, ne iki İdris, ne de buraya sıralanabilecek bir çok isim kolayca affedilecek arızalar değil.

“Beraber yürüdük biz bu yollarda…” şarkısını milletle söylemek güzel fakat Ak Parti kadrolarından eşlik edeceklerin sayısı tahminimizden az görünüyor.

Bugün içinde bulunduğumuz siyasi konjonktür itibariyle Recep Tayyip Erdoğan’ın İran ve Suudi Arabistan’ı hesaba katarak ve halihazırda da bir mezhep savaşı tezgahlanıyor oluşu gerçeğine istinaden usturuplu bir şekilde birleştirici mesajlarını garipsemiyoruz.

Fakat ülkenin bütün camilerinde itikatta iki amelde dört mezhep olarak belletilen ve bizim imanımızın temeli olan anlayışımız karşısında Bekir Bozdağ’ın söyledikleri ve mealci, mezhepsiz, reformistlerin iktidara yakın olup iş tutar vaziyette cemaatlere karşı tavır geliştirmesi korkarım sandığa yansıyacaktır.

Eski Adalet Bakanı asr-ı seadete yanlış ve temelsiz bir şekilde “mezhepsizlik” anlamında atıf yaparken, Efendimizin bütün arkadaşlarının müçtehid olduğunu bir kenara koyuyor, daha da fenası oradan Hazreti Ömer’i hem adalet ve hem helal- haram çizgisinde örnek almayı öncelemiyor.

Hem Kadir Topbaş, hem Melih Gökçek, neredeyse “saltanat” süresi sayılabilecek bir zaman boyunca işgal ettikleri koltuklarda zaten can sıkıcıydı. Ve sürekli pazarladıkları hizmetleri, onlar için bir fazilet değil, sadece görevlerini yerine getiriyor oluşlarıyla açıklanmalı.

Yol yapıyorsan babanın hayrına yapmıyorsun. İşin zaten bu.

Park bahçe yapıyorsan keyfinden yapmıyorsun. Mecbursun.

Neyi pazarlıyorsun?

Ak Parti’den öncesini yaşamayan ve hatırlamayanlar değil sadece, bütün millet için bizden önce şöyleydi, biz bunları yaptık faslı bitmiştir.

Şimdi hem siyasetin ve hem milletin “ahlakını” ve “kültürünü” sorgulamak, bir vatandaş ve seçmen olarak en doğal hakkımız.

Ahlaklı olmak ve bu ahlakı topluma yaymak için projeniz nedir?

"Teog'u istemiyorum. Kaldırın!"

El cevap: "Kaldırdık!"

Çözüldü mü problemler? Veya problem çözüş biçiminiz bundan sonra böyle mi işleyecek?

Tayyip Bey’in bir zamanlar Fetö için “Ne istediniz de vermedik!” tuhaf beyanı gibi, ben de Ak Parti’ye soruyorum:

-Ne istediniz de vermedik! Nereye çağırdınız da gelmedik?

Bu özgüven patlaması ile beraber gelen saçma sapan konuşmalar milleti üzüyor, İran ve Siyonizm uşağı sözde dincileri ise ümitlendiriyor.

Mezhepsiz, amelsiz, ihlassız bir Ak Parti’nin anlamı kalmamıştır.

“Bir şeyler yapıyor oluşunuz ve Recep Tayyip Erdoğan’ın cesur duruşu” sayesinde verdiğimiz destek ilelebet değildir.

Belki Fetö’nün ayakkabı kutusu temelli yolsuzluk iddiaları çürüktü/ tezgahtı ama on beş senede kıçında don yokken “kule” diken kalitesiz zenginleriniz ve görünmeyen ortakları, görev başındakilerin aile/ sülale/ hemşeri/ tertip kontenjanından abad ettikleri gözümüzün önünde…

Görmeyecek kadar salak değiliz.

Hizmet, cesaret ve zamanla düzelir gibi faktörleri hesaba katarak susuyor oluşumuz asaletimizdendir.

Şaban Dişli danışman oldu mu olmadı mı?

Neden cevapsızsınız!
Bozdağ bir halt etti. Neden susuyorsunuz?

Topbaş neden bıraktı? Ve bırakması gerekenler neyi bekliyor? Nedir açıklamanız?

Bu damat/ kayınço dargınlığı ve rekabeti dedikodusuna neden fırsat veriyorsunuz?

Haa…

Tamam…

Savaş süreci…

Olağanüstü hal…

Daha iyi ya…

Eğer samimi iseniz tam temizlik zamanı.

Değilseniz, 2019’a az kaldı.

Yeter yani…

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık