• 07 Eylül 2018, Cuma 22:52
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Yalan rüzgarı!

YALAN RÜZGARI!

Şu işin bir adını koyalım…

Yedi yaşında Adapazarı’nın Donatım İlkokulunda tahsile başlamış… (Şimdi Orhan Gazi İlkokulu)

Sonra İstanbul’a taşınıp önce Münevver Şefik Fergar ve arkasından çevredeki zengin çocuklardan bazıları Maarif Kolejine giderken sadece daha yakın diye hatır-rica- minnet beşinci sınıfı Faik Reşit Unat İlkokulu’nda tamamlamış…

Arkasından en yakın ortaokul olduğu için şimdi aynı binada bulunmayan İnönü Ortaokulu’nu bitirip, “Aman anarşiden yeni kurtulduk. Tekrar hortlayabilir. Hem bi meslek sahibi olsun” düşüncesiyle Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi Metal İşleri Bölümüne yollanmış ve orayı bitirmiş…

Ve fakat sınıfın sonuncusu olduğu halde ve hiç matematik görmemiş/ matematiği sevmemişken İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Ekonometri Bölümü’nü kazanmış…

Ve elbette baştan aşağı ağır matematik olan bu fakülteyi asla sevmediği- sevemediği için bitirmemiş/ bitirememiş…

Belki tek şansı üniversite ile birlikte gazeteciliğe başlamak olan bendeniz, nasıl her konuda fikir sahibi olabilirim…

Kaldı ki uzman olayım da konuşayım…

Yok böyle bir şey…

Boşa geçen Türk evladını tahsilsiz bırakma programının ürünü arkadaşlarıma baktığım zaman mesleklerini ve uzmanlıklarını “tedrisata” borçlu olana rastlamadım.

Nihayetinde bu bizden önceki nesle de şamil bir problemdir; Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da tartışılan ve benim asla umursamadığım üniversite tahsilinin bulunduğu yere, başarısına, kapasitesine hiçbir faydası olmamıştır.

Geleneği yıkarak, sonrasında da nesilleri yıkmak için oluşturulan eğitim sistemimiz hala eğitmekten/ öğretmekten ve sistemden uzaktır.

Başardığımız şey şudur; bu sahayı geleceğimizi kurtarmaya değil, ticaret zeminine oturtup günü kurtarmaya yarar hale getirmişizdir.

Bizim artık harikulade stadyumlarımız var; milli takım facia…

Bizim artık beş yıldızlı hastanelerimiz var; ama milletçe hastayız…

Bizim artık her ilde/ ilçede üniversitemiz var; …… (Boşluğu siz doldurun…)

Adını koyalım artık; kendimize yalan söylemenin de bir faydası yok!

Geçen haftalarda Fatih Altaylı iki misafir ağırlayarak Adnan Oktar meselesini işledi. Bir ara yakasını bu örgüte kaptırmış olan vatandaş ve Fatih Altaylı, Galatasaray Lisesi’nde okumuş olmayı, zengin muhitlerde takılmış bulunmayı kültür- görgü- ayrıcalık varsayarak konuşurlarken, televizyonu kırmak geldi içimden. Konuşarak program yapan Fatih Altaylı ve altı lisan bildiğini, mühendislik okuduğunu, mühendisliğin yükseğini yaptığını (ne demekse) artık devlete olan borcunu ödemek istediğini geveleyen misafiri konuşamıyorlardı.

Türkçe bilmeden nasıl program sunulur?

Türkçe bilmeden nasıl altı lisan bilinir?

Bizde ilim tahsil işi, Osmanlı görmüş “hoca”ların vefatı ve vedasıyla maalesef bitmiş…

Geçenlerde de bahsetmiştim, “Babam Cemil Meriç”i okuyorum şu sıralar ve Cemil Meriç’in Antakya’da bulduğu eğitim fırsatlarına ve kalitesine şahit olunca, problemi anlamak kolaylaşıyor.

Bizim problemimizi iki katına çıkaran ve şu işin adını koyalım diye ısrarımın sebebi durumu kabullenmeyişimizdir.

Çoğumuz arızalı ve yetersiz olmasına rağmen gördüğümüz tahsile uygun bir meslek icra etmiyoruz.

Kendi halimi yazımın başında anlattım.

Fakat buna karşılık her mevzuyu sabahlara kadar tartışacak bir cüretkarlığa sahibiz…

Türkiye’de milyonlarca diplomanın altı boş/ karşılığı yok… Amerikan Doları gibi… Basmışız, mühürlemişiz diplomaları, sonra devlet kapısında “atamamız yapılmıyor, işsiziz, açız” nümayişi yapsınlar diye salmışız…

Herkesin her şeyi bildiği, herkesin her şeye talip olduğu bir vasatta doğru yönde ilerlediğimizi nasıl anlayacağız? Anlayamıyoruz ve genel bir güvensizlik huzurumuzu kemirmeye devam ediyor.

Altaylı’nın aynı programda misafir ettiği hanımefendi, “Adnan Oktar Edip Yüksel ile görüşmeye başladı. Sonra hadislerin güvenilemez olduğu, problem barındırdığı şeklinde vaazlara başladı. Kur’an bize yeter diyerek ayetleri kafasına göre yorumladı. İş çığırından çıktı!” derken en önemli meselemize işaret fişeği atıyor ve fakat doğruyu bulmak, gerçeğe teslim olmak yolundaki samimiyetsizliğimizden bu işaret fişeğini göremiyoruz.

İşimize gelenin gerçekliği ve doğruluğu neyimize yetmiyor?

Onun için adını koyamıyoruz!

Ve ayrıca…

Çıta bu kadar düşerse…

“Benim onlardan neyim eksik?” şehveti zaten durup düşünmeye müsaade etmiyor…

Aynı o programdaki arkadaş gibiyiz hepimiz…

Türkiye de öyle…

Altı lisan biliyoruz hesapta ama ne dediğimiz belli değil…

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık