• 09 Kasım 2017, Perşembe 14:31
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

SİZ NE İŞ YAPARSINIZ?

“Hangi güzel yüz ki toprak olmadı, Hangi tatlı göz ki yere akmadı.”

İlk tokadı askerlikte yemiştim.

Yok öyle bildiğiniz tokatlardan değil…

Zannederdim ki, ben olmazsam dünya dönmez…

Kocaman bir telefon fihristim vardı. Yaptığım işler (!), gelenim- gidenim, fikirlerim ve aksiyonlarımla sanki vazgeçilmez ve “bensiz olmaz” duygusunun kanatlarında sersem gibi uçup duruyormuşum.

Amasya’nın Carcurum’unda her düdüğe tavşan gibi titrediğimiz zaman anladım ki, “ben” yokmuşum!

Hele aradan aylar geçip geride bıraktığım dünyanın beni zerre kadar umursamaması, gayet acı ve yakıcı bir ders oldu.

Bir eşim ve bir oğlum…

Onların sesinde ve halinde hissettim sadece her an yanlarında olmamı istediklerini.

“Bensiz” sadece onlar eksik kalmıştı.

Biri kapalı, biri açık fakültedeki saçma sapan eğitimsizlik maceramın sonucu yaka-paça 15 ay diye gidip, 18 ay yaptığım askerlik, bütün detaylarıyla anlattığım zaman hala başıma iş açacak unsurlar barındırıyor.

Birkaç yüz kişiyi eğitim alanında toplayıp, canti güneş gözlükleriyle gayet çakı gibi duran yüzbaşının “Hoşgeldiniz” konuşmasının içindeki arızalar, bilmem hala arıza/ yanlış anlayış ve tavır olarak devam ediyor mu:

“Arkadaşlar, sizin için yeni bir hayat başlıyor. Burada iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini öğreteceğiz!”

Pardon…

Neyse konumuz bu değil.

Yüzbaşı Murat’ın (adaşımmış ve sonradan gördüm ki kafa yapımız da aslında çok uyuyor ama…) tekmil isterken yeterli desibelde çıkmayan sesim için herkesin içinde azarlama şovu ve hemen 10 dk. sonra arazi bürosu sayılabilecek bir konteynırın içinde form doldururken medya mensubu olduğumu öğrenince geri vites yapması, onun adına da içimi acıtmıştı.

Sonra ne maceralar…

Ah askerlik.

Allahtan çok mesafe kat ettik!

Fakat bu yazmayacağım anlamına gelmesin. Detay detay yazacağım ki, Allah izin verirse, yayınlanabildiği gün, Türkiye’nin zihinsel olarak düze çıktığı gün demektir.

Xxx

Hayattan yediğim tokatların çokluğu, belki hatalarımın çokluğuna işaret…

Belki de Allah’ın lütfu…

Şimdi de kimi zaman yaptıklarım ve yapmam gerekenlerle çok mühim bir noktada zannediyorum kendimi.

Sonra bakıyorum ki, bu kupkuru bir evhamdan başka bir şey değil.

Gaza gelmemek lazım.

Kendimi “iyi” hissetmek için söylenenlere mi aldanmalıyım, yoksa gerçeklere mi?

Gerçeğin peşinde olmak, her zaman bir adım önde tutar; bu kesin!

Eğer söylenenlerle avunursak, “Bütün Türkiye belgesel seyrediyor. Herkes yalandan nefret ediyor. Yetim hakkından titremeyen yok!” ve elbette ben çok muhteşem bir yazarım!

Ve böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.

Xxx

Ne zaman bir şeyler söylemek/ yazmak için otursam, “sebep?” diye kulağıma fısıldıyor iç sesim!

Halbuki ne sizden daha çok biliyorum!

Ne de sadece yazıyor olmaktan çektiğim acıyı dindirecek bir alternatifim var.

O zaman tarifi mümkün bir mesleğim olmadığı için çok hayıflanıyorum.

Bir, memleketim sorulduğu zaman içim sızlıyor.

İki, mesleğim…

Xxx

En gerçek, çıplak ve yalın cevap şu halbuki: “Emekliyim…”

Yazımın başlığındaki her şeyi yerli yerine oturtan vecizeye tutunup, bir köşeye çekilmeli, Davud-u Tai Hazretlerinden de istimdat isteyip, onun bu vecizeyi duyduğu anki haline bürünmeliyim.

Yapabileceklerimin içinden en zoru ve doğrusu bu…

Ama aldanmak hem daha kolay hem nefse hoş geliyor.

Yediğimiz tokatlar onun için lütuf; en azından gerçeği hatırlatıyor.

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık