• 19 Mayıs 2018, Cumartesi 13:23
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Seçmek mi zor, seçilmek mi?

Necip Fazıl üstad Çöle İnen Nur’da “Kim inanır, kim inanmaz?” diye sorar ve bu devletin “nasip”ten ibaret olduğunu fevkalade edebi bir şekilde izah eder.

Necmeddin Daye Hazretleri de Ömer Hayyam’ın bütün derinliğine ve sezişlerine rağmen doğru soruyu soramadığı için en basit kavşakta takatinin kesildiğine ve yanlış yöne gittiğine işaret edip, “Halbuki Allah’ın nice kulları vardır, kâinatı kat etmiş” diyerek zaman ve mekân ötesinde akılları yakan harikaların talip- matlup- lütuf üçgeninde müşahede edildiğine dikkat çeker.

Keskin bir konu değişikliği gibi gelmesin; sosyal medyada Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili aday listeleri için Mustafa Ataş ve Hayati Yazıcı’yı haşlayıp “Yapacağınız listelere…” diye öfkelendiğine dair dedikodular var.

Garip ve mantık dışı gibi duruyor.

Eğer o kadar mülakat, o kadar inceleme ve nihayetinde liste yapma işi bu isimlere havale edildiyse, Ak Parti’nin yenilenmesinden ümitlenmek ne büyük saçmalık.

Zaten olmaması gerektiğine inanılanların, kimlerin olacağına dair karar verici mevkide bulunması nasıl izah edilebilir? Melih Gökçek’in alenen “Ankara Kuşu”nun Hayati Yazıcı’nın hanımı olduğuna dair işaretleri ve bu işaretlerin arkasında görülen iktidar kavgası yeterince mide bulandırıcı.

Ne Netanyahu, ne azgın teke Trump dünyanın vitrinine liyakat ve müktesebat sonucu oturmuş değiller. İşin Türkiye cephesinde kasetle giden, başka kasetle gelen, FETÖ’nün ablası, İngiliz’in kara mollası, asil ve imanlı Kürtlerin güya temsilcisi olan Ermeni bulaşığı çirkinler vs.vs. gibi geniş bir kadronun da durumu öyledir.

Bir şekilde kullanışlı seçilmişlerdir. İradeleri yoktur. İplerinin ucu sınır ötesine uzanır.

Allah-ü teala ilmi isteyene vaad ediyor, ancak zenginlik ve makam bir dipsiz kuyunun karanlığında akılları yarı yolda bırakan bir imtihan muamması…

Bir zamanlar benim bir patronum vardı. Ben dünyanın hengamesi bu kadar telaşa değmez şeklinde hayattan kaytarmak istediğimde, “Allah parayı kime vereceğini biliyor!” diye azarlamıştı. Saygıyı, konforu, önemi parayla satın alırken, “değer”in de yanı sıra geleceğini umuyordu.

O haksız, ben haklıyım demekten uzağım…

Bilmediklerimin cehaleti bildiklerim hakkında da şüpheye düşürüyor kimi zaman.

Fakat geçen zamana ve zamanın hızına bakınca, meselenin kimin haklı olduğunu umursamadığını görüyorum.

Milletvekilli adayı olma teşebbüsünün, piyango bileti almakla eş değer bir tarafı var. Piyangonun haram oluşu bir tarafa, ikramiye isabet etme oranı çok düşük, aday adayı olmaktan seçilir yerden aday olmaya terfi ise, hep masanın kazandığı bir kumarhane oyunu gibi…

Bu histen kurtulamıyoruz; aynı Hayyam’ın takılıp kaldığı kavşak gibi…

Çünkü irade-i cüziyye ile kader arasında berrak bir zihne sahip olmak, en azından “insan” olma sülukunu gerçekleştirmeye bakıyor.

Halbuki bu seyir ve yolculuk o kadar şeytani ve nefsi tuzaklara maruz ki…

Ahmet Sever’in ikinci kitabında ne dediğinden çok, Ahmet Sever kim ve yazdıklarının sonucunda kimlerin kimlikleri değişiyor ona dikkat kesiliyorum. Çünkü şucu zannedilenleri bucu, bucu zannedilenleri şucu yapma gayreti, “Ulan hepiniz hırsızsınız, bakın ben namusluyum” feryadını boğuyor, kaldı ki, haysiyetli bir devlet adamının dedikodu malzemesinin ne kadar çok satacağını ve ne kadar çok kazandıracağını bilmiyor olması düşünülemez.

Şimdi bu kitabı yayınlayan yayınevi de işaretleyip kenara koyduğum yayınevlerindendir artık.

Timaş’ın Numan Ali Khan gibi bir mezhepsiz ve veya neo vehhabi projesinin kitabını iştahla basmasını anlayamadığım gibi aynen…

Elimizde ne var ona bakalım…

Yoksa lafın gideceği menzil çok uzun…

  1. Recep Tayyip Erdoğan hariç kaale alacağımız bir Ak Partili yok. Recep Tayyip Erdoğan’ı kimlerin istemediğine bakarak, gönül rahatlığıyla destekleyebiliriz.
  2. Devletin yanında olmakla meşhur ve kimi zaman da devletin derininden diye eleştirilen Devlet Bahçeli Tayyip Erdoğan’ın yanında. Burası da çok önemli…

Karşı tarafı ayıklayıp berraklaştırmak ve sonra elimizde ne kaldı diye bakmak abesle iştigal…

Üstad Kadir Mısıroğlu’nun “Gün gelip Tayyip Bey gittiğinde, yerine mutlaka daha iyisi gelecek!” şeklindeki “kader perspektifinden hayatı anlama ve okuma” formülünü esas almak, içimi serinletiyor.

Ve her zaman dediğim gibi, neyin kavgasındayız ayrıca, hem öleceğiz bizim için dünya zaten bitecek ve hem kıyamet kopacak asıl hayat başlayacak.

Orada makam geçmiyor, mevki para etmiyor, dolar yok, bitcoin masal…

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


İsmail ficici İsmail ficici 19.05.2018 14:35

Sevgili dostum yazın için tebrikler kalemine sağlık . Bu ülkede kutupların birbirine geçtiği çıkarların dusuncelerin önüne geçtiği onurun ve inancın dinazor devri olarak adlandırıldığı günleri yaşıyoruz ne yazık ki at izi it izine karışmış bugünlerde ne kadar iyi yanciysan okadar elma şekeri yersin ne zaman bundan kurtuluruz bilemem ne zaman bu ülkede Hz Ömer ahlaklı insanların sayısı artar ozaman ölümün bile keyfi olur gerisi boş gereksiz zaman kaybı sevgilerimle

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık