• 23 Ekim 2014, Perşembe 13:04
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Prof. Ekinci, Mehmet Doğan ve acınacak halimiz!

 

“Tezgâhın Üstünde İstanbul” kitabımda, Türkiye Gazetesi’nde kültür sanat sayfası hazırladığım yıllardan derlediğim düşüncelerim var. Bu düşünceler bugün daha da pekişmiş durumda.

Türk Edebiyatı Vakfı, Aydınlar Ocağı, Kubbealtı, Birlik Vakfı ve benzeri teşkilatların düzenlediği toplantılarda, memleket sevdalısı bir genç olarak büyük hayal kırıklıkları yaşamıştım.

Mehmet Nuri Yardım kardeşim hala bıkmadan ısrar eder bu tür toplantılar vesilesiyle bir araya gelmek için ama…

Ama içimde tarifi tamamen mümkün olmayan yaralar var.

Nihayetinde o toplantıların çoğu “hedefe varmak” yerine, birilerinin tatmini ve pazarlanması olarak netice buluyordu.

Hamaset had safhadaydı.

Dinleyici kalabalığının oluşturulmasında lüzumsuz gayretler can sıkıyordu.

Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı olarak tanıdığımız ve “Türkçe Sözlüğü”ne kıymet verdiğimiz Mehmet Doğan’ın güya muhatabının ismini vermeden yazdığı ve zorlama nezaketinin sığlığa hatta çirkinliğe dönüştüğü köşe yazıları içimi acıttı.

“Profesörün general olmayanı Mehmet Akif’e karşı” isimli yazılarından bahsediyorum.

Öncelikle rütbe ve unvan kompleksinin bu kadar dışa vurulması herhalde öfke eseri.

Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci’yi ve müktesebatını bilmediği, tanımadığı, anlamadığı aşikâr.

Bırakın onu, gaza gelip çirkin bir öfkeyle kaleme aldığı reddiyeye konu olan yazıları bile okuduğundan şüpheliyim.

Zaten “reddiye” en azından, “reddiye”si yapılan metne denk bir ilmi bakışa ve üsluba sahip olmalı.

Ey Mehmet Doğan, ben senin sözlüğüne nasıl bakacağım artık.

Kafamdaki muhafazakâr aydını iki paralık ettin.

Üstad Kadir Mısıroğlu’nun Akif ile ilgili sohbetleri geliyor aklıma da, Prof.Ekinci’nin anlattıklarını az bile buluyorum.

Ama Mısıroğlu ve Ekinci’ye Akif ile ilgili itiraz edilemez mi?

Elbette edilir.

Fakat bunu kim yapacaksa önce Safahat’ta yer alan şu satırlara izah getirecek ve Sultan Abdülhamid ile ilgili kendi fikrini beyan edecek:

 

(Mehmet Akif’in Sultan Abdülhamid Han’a küfrettiği ve mezhepsiz ve mason ajanları yükselttiği satırlar)

“Ortalık şöyle fena böyle müzebzep işler,

Ah o Yıldızdaki baykuş ölüvermezse eğer”

“Çoktan beridir vardı benim bir derdim,

Gideyim zalimi ikaz edeyim isterdim.

Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid,

Al-i Osmandan bu korkaklık edilmezdi ümid.”

“Ah efendim o ne hayvan o nasıl merkepti.”

“Ah efendim o herif yok mu kızıl kâfirdi.”

“Mısırın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh.”

“Çıkarıp gönderelim hâsılı şeyhim yer yer,

Oradan âlem-i İslama Cemaleddinler.”

Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se,

Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e.

 

Hâlbuki Rıza Tevfik Bölükbaşı, Süleyman Nazif gibiler tövbe etmişler ve tövbelerini de dile getirmişlerdi.

Mesela Rıza Tevfik Sultan Abdülhamid han için diyor ki:

“Târihler adını andığı zaman,

Sana hak verecek hey Koca Sultan,

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyâsî pâdişâhına.”

Süleyman Nazif de diyor ki:

“Pâdişâhım gelmemişken yâda biz,

İşte geldik senden istimdâda biz,

Öldürürler başlasak feryâda biz,

Hasret olduk eski istibdâda biz.”

Maalesef Akif’in Abdülhamid Han ile ilgili tövbesini bildiren bir satırı yoktur.

Akif sadece Müslümanların halifesine dil uzatmakla kalmıyor, o halifenin yaratıcısına yani Allahü teâlâya da saldırıyor:

Ey bunca zamandır bizi tedib eden Allah,

Ey âlemi islamı ezen, inleten Allah!

diye başlayan şiirinde (Yeter artık çektirdiğin cezalar) diyor.

Yine bir şiirinde diyor ki:

 

“Nur istiyoruz, sen bize yangın gönderiyorsun,

Yandık diyoruz boğmaya kan gönderiyorsun,

Mademki ey adl-i ilâhi, yakacaktın,

Yaksaydın ya melunları, tuttun bizi yaktın,

Yetmez mi musap olduğumuz bunca devahi?

Ağzım kurusun yok musun adl-i ilâhi?”

Bütün bu hezeyanları “şairane hissiyat” ile açıklamak ancak İslam terbiyesi almamış olmak veya farklı niyetlerle izah edilebilir.

Üstad Kadir Mısıroğlu’nu dediği gibi, “Korkma!” ikazıyla başlayan ve içende bin türlü tutarsızlık barındıran bir şiiri zaten “Milli Marş” olarak içime sindiremezken, bu kadar kusurlu bir adamı “tartışılmaz” olarak görmek nasıl izah edilebilir?

Mehmet Doğan’ın bu çıkışı, rahmetli Ahmet Kabaklı’yı hatırlattı.

Bir gün evine mülakat için gittiğimde, sohbet sırasında, “Hocam geçen gün Vakıfta Yaşar Nuri Öztürk konuşuyordu. Dinleyicilerle arasında büyük münakaşa çıktı. Dini konularda neden böyle uç bir insanı konuşturdunuz” demiştim de, “Ama Muratcığım, adam bilim adamı. Biz de biraz tahammüllü olmalıyız.” demişti.

Konu İslamiyet ve Osmanlı olunca babama bile tahammül etmem.

Ekrem Buğra Hoca’ya akademik seviyesi, üslubu, nezaketi ve cesareti için teşekkür ediyorum.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık