• 14 Ekim 2017, Cumartesi 10:16
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

PAŞA ÇAYI

Adapazarı’na dönüp dönüp anlatmam gereken o kadar çok şey var ki…

O zaman, tünelin sonundaki ışığı görebilir miyiz? Ömür yeter mi? Her şeyi anlatmak mümkün müdür?

Birçok soru dikilir karşımıza.

İstanbul’un Göztepe’sinde, 80 ihtilalinin vasatında, çağdaşçılık oynanan bir zeminde…

Gerçi Çemenzar ile Göztepe SSK arası Göztepe’ye, Göztepe de Cadde’ye öykünür bu çağdaşlık muhabbetinde velakin bizim bu pek sevdiğimiz kavramın yani “çağdaş” olabilmenin elle tutulur, anlamlı ve içini doldurmaya yarayan gerçek unsurları yoktur.

Şekilden ibarettir.

Nasıl anlarız?

Zaten ilkokul kitaplarında ilk işareti verilmiştir.

Kadınsa başı açık olacak. Çarşaflıya veya başörtülüye kocaman bir kırmızı çarpı.

Erkekse başında fötr olacak. Fesliye veya sarıklıya kocaman bir kırmızı çarpı.

Ulan çağdaşlık dediğin don gibi bişey o zaman.

Giy/ çıkar olsun bitsin!

Öyledir.

Bizim “çağdaş”ımız, geriden takip ettikleri Evropa’nın esvaplarını taklitle yürütür işi. Evropa’nın birçok şehrinin meydanında -ki bu meydanlar korunmuş eski dokunun tam ortalarında yer alır- her biri sanat eseri heykellere mukabil, fabrikasyon, sanatsız ve bu açıdan çirkin büstleri neredeyse evlerinin girişlerine bile konuşlandırarak, nereye ait olmak istediklerinin altını kalın kalın çizmeye çalışırlar.

Benim Göztepe’den belediye otobüsü marifetiyle indiğim Kadıköy ve iskele civarı, her gün katlanmak zorunda olduğum zulmetin açık hava müzesi gibiydi.

Halbuki Osmanağa Camii ve Gönenli Mehmed Efendi, anamın iman bayrağı tesettürü ile el ele tutuştuğumuz bir vaha olarak yer alıyor hafızamda.

Ama o kadar…

Gerisi ergenliğin bütün çıkıntılarına, Beyoğlu’na geçmeye gerek kalmadan hizmet sunan As Sineması ile Ercan Sineması arasında lağım/ rutubet kokulu sokaklarının istilası altındadır.

Efendim, Moda’ya çıkarken Süreyya’yı atlayıp lağımdan bahsetmek mi diyorsunuz?

O zaman hiç haz etmememe rağmen, şu sıkıcı bilgiyi araya sokuşturayım:

“Kadıköy'ün en güzel tarihi binalarından olan Süreyya Binası'nın tarihi 80 yıl öncesine dayanıyor. Bina, Kadıköy Bahariye Caddesi'nin en güzel noktasında 1924 yılında Süreyya İlmen (Paşa) tarafından yaptırıldı. Kadıköy'de şehrin kültür hayatını çağdaşlaştırmak ve zenginleştirmek için müzik ve sahne sanatlarına uygun bir bina yapmaya karar veren Süreyya Paşa, yapımına giriştiği binayla ilgili anılarında, binayı yaparken sinema, tiyatro ihtiyacını karşılamakla beraber, Kadıköy'e bir şeref vermeyi de düşündüğünü belirtir. Paşa, inşaatı 3 yıl süren ve 6 Mart 1927 yılında bitirilen binayı yaptırırken, konser, konferans, dans, balo, çay, nişan-düğün gibi sosyal ihtiyaçları da karşılayıcı bir bina tasarladığını anlattır. Bu amacını da gerçekleştirmek için Binanın estetik olması, tüm tiyatro opera ihtiyaçlarını karşılaması ve örnek olarak gösterilmesi için Avrupa ülkelerinde bulunan ünlü tiyatro opera binalarını gezer. Böylece Süreyya İlmen Paşa, fuayesi'ni Paris'in Şanzelize (Champs Elysee) Tiyatrosu'nun fuayesinden, iç bölümlerini ise Alman tiyatrolarından örnek alarak tasarlar ve adını verdiği Süreyya Sineması ve Operasını yaptırır. 6 Mart 1927 yılında Belediye Başkanı Muhittin Bey’in açılış konuşması ve seçkin davetlilerin katıldığı törenle Süreyya Operası açılır. O dönemin büyük gazetelerinde Süreyya Operası’nın açılış haberleri de yer alır.”

Şimdi bu sokuntu metin tamamen “kopyala/ yapıştır” tekniği ile ve dolayısıyla çirkin üslubu ve imla hataları ile buraya tıkıştırılmıştır ki, çağdaşlaşma manyaklığımızın birkaç nesillik ameliyesini aynı anda görüyoruz.

Biz esasa dair olana bakalım; imla hatalarını ve anlatım çirkinliğini sonra tetebbu edersiniz:

1-Bu işlerin altında daima bir “Paşa” eli var.

2-“Paşa” şeref verir.

3- Netekim “Paşa”lar sadece resimden değil, mimariden de anlarlar.

4-Çağdaşlık ve şeref vermek gibi onurlu bir iş ayrıca “gezme”yi gerektir. Oh ne iyi!

5-Dans, balo bir ihtiyaçtır. “Paşa”lar çözer.

Bugün “Opera” binası olarak asli hüviyetine döndürüldüğü için Kadıköy Belediyesi’nin kıvanç duyduğu binada mebzul miktarda harcıalem film seyretmişliğim vardır.

Macera/ aksiyon Süreyya’da, Edwige Fenech Ercan veya As’ta…

Rahmetli Tarık Buğra ise “Dünyanın En Pis Sokağı” ile “Baylan” arasında…

Xxx

“Kafaya mı yedi bu herif” diye düşünen çıkar mı? Belki…

Bendeniz İslam Alimleri Ansiklopedisi'nde hayat hikayesini okuyarak feyz aldığımız abide şahsiyetlerin gözünü açtığı dünyadan bahsetmiyorum ki…

Zat-ı devletlerinizin hayatı, o kitaplara dercedilecek bir ikram ile şerefyâb ise yanlış yerdesiniz.

Bizim selametimiz için dua etmekliğiniz vazife iken, niçin kaytarıyorsunuz. Lütfen…

Bu kısmın tüyünü dikmeyi ihmal ederek, orta okul ve lise yıllarının nasıl bir anarşi sonrası sığlığı içinde geçtiğini de anlatmak yerinde olacak.

Evvelce de bahsettiğim “kariyer planlaması” telaşesinin yokluğunu bırakın, sağ- salim bir okul bitirsin de ne olursa olsun haybeciliği, ebeveynlerimiz için gayet masum sayılabilecek bir travma olarak kendini gösteriyordu.

Benim Meslek Lisesi maceramın asıl sebebi de budur: “Anarşi korkusu ve bari bir mesleği olur ümidi!”

Memleket aidiyeti ıstırabıma denk bir yoksunluktur, herhangi bir okul arkadaşımın yükseldiği mümtaz seviyeden ve işgal eylediği şatafatlı makamdan bahsedememek.

Yarım dönemden biraz fazla beraber okuduğumuz bir arkadaşımız belki bu ihtiyaca nazar boncuk olabilecek idi ki, heves ve heyecanla telefon açıp ulaşmamın üstünden on gün geçmeden görevden alındı.

O gün bugündür azıcık palazlanmış aşina simaları, “Benden bir şeamet sirayet eder” korkusuyla, selametleri için tanımamayı tercih ediyorum. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık