• 13 Eylül 2017, Çarşamba 11:49
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

ÖLÜM SON DEĞİLDİR!

 

Bugün mahzunum.

Hayat tekrar bütün cesametiyle çıktı karşıma…

Ölümle çıktı…

Zaten doğduğumuzdan beri bir şekilde çıkıp kuşatıyor ve kuşattığından ibaret zannediyoruz…

Çocuklukla çıkıyor… Masum… Pespembe…

Gençlikle çıkıyor… Hırçın… Haddi aşan cüretlerle…

Orta yaşlar bir geriye bir ileriye bakıp şaşkınlığı yaşıyoruz…

Sonra elimizdeki fotoğraflardan kaybettiklerimizi işaretliyoruz olgunluk, ihtiyarlık rüzgarları eşliğinde…

Xxx

Hayır, sıkıcı bir giriş değil. Gerçeğin ta kendisi.

Kaybettiklerimizin giderek artması…

Bizim de potanın içinde oluşumuzu hissetmenin ötesinde bir şey…

Çünkü şuur hayatın cesametini biliyor ve teslimiyetle korku arasında ölümden sonrası için istikamet tutturmanın derdinde…

Artık ölenler çok acıtıyor.

Bizi hayata bağlayan o kalın halatın binlerce ipi yıpranmış ve çoğu kopmuştur.

Her ölüm bizi de ölüme yaklaştırıyor…

Xxx

“Ölüm Son Değildir!”

Buna iman ettik.

O da yazdı. Hep ölümü yazdı. Ölümün kavuşmak olduğuna işaret taşları döşedi hayatı boyunca…

Engin denizlerin içinden yürüdü gitti Hak’ka doğru…

Telefon rehberimizden bir isim daha silmek değil bu…

Ortadoğu krizlerinden, Amerika’yı silip süpüren kasırgalardan, atom bombasından çok daha gerçek bir kayıp…

Biz şimdi neye telaşlanacağız bu tarafta kalanlar…

Geçim derdi, hayatı anlama endişesi, istikamet tutturma hayali…

O tarafa geçenler için, bu taraftaki bütün her şey kalan nefeslerimizden ibaret. Artık onlar berrak bir şekilde görüyorlar. Nefeslerimizi nasıl hunharca tükettiğimizi…

Halbuki her nefes alıp vermenin “Hu” makamında Allah’tan gafil olmamaktan başka bir anlamı yok.

Xxx

Bana yazarak nefes alıp vermeyi ve yazarak hayat vermeyi göstermişti…

Bir yandan yazdı. Bir yandan yazabileceğine inandığı herkesi yazmaya zorladı…

“Ölüm son değildir ve ölümden sonrası için yaşamak lazım!”

Hepimizin ana fikri buydu her kalemi elimize alışımızda…

Xxx

“Sevmek Ölmekle Başlar”ı onun mesafeler ötesinden verdiği ilhamla yazdım…

Telefon açıyordum… O telefonlar benzini bitmiş arabanın istasyona yanaşması gibiydi.

Yanardağ gibi püskürmemizi istiyordu.

Biz nazlanıyorduk içimizde kaynayan ateşle…

Xxx

Bir ömür boyu “Zafer”i çıkardı. Adapazarı’ndan çıkıp İstanbul’u da sallayan bir dergiydi Zafer.

Başka bir şehirden çıkıp da sadece İstanbul’u değil, Türkiye’yi sallayan bir yayın olmamıştır sanırım.

Ve yolu Zafer’den yani Selim Gündüzalp’ten geçen yüzlerce yazar…

Onlardan biriyim…

Ve beni hayata bağlayan yıpranmış halatın üstüne sanki bir balta indi…

Hepimiz ölümün potasındayız…

Hepimiz her ölümle biraz daha ölüyoruz.

Ve tek anlamlı soru var hayatta:

Ne için ölmek üzereyiz?

Sonuçta “Ölüm Son Değildir” ve şu an yaptığımızın ölümden sonrası için kıymeti ne?

İşte böylece kalakaldık.

Başımız sağ olsun.

Ve sen Selim Gündüzalp! Gerçek adıyla hepimizin Hüseyin Abisi…

Umduklarına kavuş/ umduklarınla sevin!

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık