• 18 Ekim 2017, Çarşamba 1:09
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

NETAMELİ VE DENEYSEL BİR YAZI!

Yani ben de insanım elbet.

Bazen bazı yazılarımı beğenirim. Bazılarını "idare eder" duygusuyla damgalarım. 

Dün Yeni Birlik'te çıkan ve sonra facebookta paylaştığım yazının görmediği ilgi şaşırttı beni. 

Çünkü, ya beğendiğim yazı aslında "idare bile etmeyecek kadar" başarısızdı.

Ya da bazı dostlarımın iddia ettiği gibi fazla kapalı/ az anlaşılır bir hali vardı. 

Ha bu arada...

Esasen ilk hedef yazının "ilgi görmesi" değil.

Başarısız ve çok başarısız işlerim de olmuştur/ olacaktır. Olduğu kadar!

Fakat derdimi anlatırken, bunu anlatabilmiş olmayı ummak, insanın kafasına takılıyor.

Edebi bir mevzu olsa, zaten ilk servis yazan içindir. Sevdin mi? Problem yok!

Ama "Sırıtma!" yazısı öyle değildi benim için. 

Az anlaşılır/ çok şikayet/ sıkıcılık vs. gibi itirazlara kısmi açıklamalarla, yazının/ yazımın canına okudum. 

Bi bakın bakalım...

Bu hali nasıl?

Anlaşılabilme ihtimalini arttırabilmeyi becermişim mi acaba?

xxx

SIRITMA!

(Hak etmedikleri makamlarda hiç de rahatsız olmayıp, üstelik yediği nanelere aldırmadan sürekli sırıtanlara!)

Bazen kendimi Truman Show’da bir figüran gibi hissediyorum.

(Hani şu devasa stüdyoda, doğumundan itibaren hayatı biri bizi gözetliyor formatında dünyaya seyrettirilen, yani kandırılan, yani gerçeği varken bir şov uğruna sanal dünyada yaşatılan adamın hikayesinin anlatıldığı film…)

Hatta vaziyetimin Truman’dan tek farkı, onun başrolde olması, benim muvakkaten bulunmam ve dönüp bitenden belki de ondan daha fazla habersiz olmam…

Figüran…

Veya bir dekor parçası…

(Evet o filmde, yüzlerce figüran var gerçeği bilen ve Truman’a rol yapıp, kandırıldığını ona söylemeyen.  Kimisi güya aile fertleri, kimisi komşu, kimisi iş arkadaşları, kimi her gün yolda gördüğü insanlar filan. Bir de çok uzaklarda ve arkada her şeyi yöneten ve giderek kendini o sanal dünyanın ilahı zanneden bir televizyoncu var.)

İçinde bulunduğumuz ve devasa zannettiğimiz dünyada -ama zannettiğimiz için devasa olduğunu varsaymalıyız- akıllara zarar çelişkiler, anlam kaymaları, tuhaflıklar yaşıyoruz.

Harfiyen kabul ettirilmiş kaidelere bağlılık disiplini ve korkusunun kıskacında, yüzlerce soru sormak ve ne idüğünü anlamak içgüdüsünün zorlamasıyla acı çekiyoruz.

(Ama bunu kimseye çaktırmıyoruz. Bir kısım çok satan aptal romanlar gibi mutlaka gidip alıyor, okumaya çalışıyor, hiçbir şey anlamıyor ama anlıyormuş gibi yapıyoruz.)

Hani bir ilkokul talebesi saflığı ve tereddütü içinde parmak kaldıracak olsak, kafamıza sopayı yiyoruz, “Hayırdır evladım. Ne soracaksın?” karşılığı yerine…

(Hissettiğimiz tersliklerin ve acayipliklerin hesabını, sadece biz hissediyormuşuz gibi hissettirdikleri için soramıyoruz.)

Tut ki, sorduk.

Tut ki, kafamıza sopayı yemeden sormayı başardık.

(Ulan sormaya/ şaşırmaya/ anormal karşılamaya hakkımız var. Çünkü çok acayip!)

“Bu sokak lambası niye ters? Zemine/ temele bağlı olması gereken kısım tepede ve bütün yük direğin en dirençsiz ve lambalı kısmıyla yere temas ediyor ve aman Allah’ım düştü düşecek, devrildi devrilecek!”

Sopa geliyor:

-Sana ne?

-Aman kardeşim, sen kurcalama, boş ver!

-Ulan o direğin hali nerene battı? Yürü git…

Biraz vicdanı olan, çaktırmadan koluna giriyor, o bölgeden uzaklaştırıp adeta o soru sorulmamış havası oluşturarak, uğrayacağınız muhtemel zarara karşı sizi koruyor güya. Hem de galiba, kendi adına risk alarak yani fedakârlık yaparak koruyor!

Fakat bir kısım figüranların direğin karşısına geçip “Ters ulan bu. Düşecek işte. Kim yapmışsa yanlış yapmış vs.” yollu itiraz ve nümayişleri adeta “yok” sayılarak ve “Bunlar zaten her şeye karşı” algısı oluşturularak etkisizleştiriliyor.

O an, “Yahu ben de onu soracaktım zaten!” cümlesi dudaklarınızın arasında erirken, sopa ile ikaz karışımı yeni bir ihtara muhatap oluyorsunuz:

-Onlar sorar. Bağırır, çağırır. Sen karışma. Karışma ve başına iş alma…

(Misafirlikte ev sahibi bir ikramda bulunmak istediği zaman daha biz cevap veremeden “O yemez teyzesi” diyen gıcık ebeveynler gibidirler! Bilgiç. Kalp kıran. Hakka tecavüz eden!)

Xxx

Şimdi diyeceksiniz ki, bugüne kadar ne yazdın da kim karıştı? Veya neyi kurcaladın da ne zarar gördün?

Eyvallah.

Bunu deme hakkınız var.

Fakat bugün böyle hissediyorum. Artık giderek daha çok hissediyorum. Yankısız bir vadide dolaşsam da, söylemesem varlığımın anlamı kalmayacak.

Bugün, vicdansız, duygusuz, hedonist bir yapımcı/ yönetmenin tuzağında, kendimi mayın tarlasına bırakılmış zavallılar olarak görüyorum.

(Yani dayatılan şartlara uy. Gösterilen manzaraya inan. Büyüklerinin sözünden ayrılma. Uslu uslu otur. Yaramazlık yapma!

Bi dakika! Siz kimsiniz? İçinizde içine sinmeyeni, liderinden fırça yeme ve dahi cezalandırılma uğruna söylemeye cesaret eden var mı?

Peki ben kimim? Uğraşma oğlum, başına bela alma yollu tavsiyelere muhatap olan “asil!”

Asil derken, bazıları da vekil ya! O bakımdan…)

Xxx

Olağanüstü hâl!

Yani?

-Kardeşim zor günlerden geçiyoruz!

Yani?

Ortalık çok berbat.

Yani kıyamet mi kopacak? Kopsun! Zaten kopacak! Kimi neyle kandırıyor/ korkutuyorsun-uz!

Biz olağan bir ülkeye doğmadık!

Biz Orwell’ın 1984’ündeki kobaylarından daha acı tecrübeleri katık ettik hayatımıza.

(1949’da yazılan, 1984’e fantastik ve ürkütücü bir projeksiyonla bakan, absürt fakat sarsıcı meşhur roman. Despot bir yönetim ve köleleştirilmiş insanlar üzerine…)

İhtilaller gördük. Sıkıyönetimler.

Sonra tüy dikildi bize sunulan kazuratın üstüne: Türkiye’nin en saygın, en disiplinli, en çağdaş, en laik ve en ne bileyim ne kurumunun yani o gün “Peygamber Ocağı” diyemediğim ordunun içinden bir takım kahpeler beynimize bomba yağdırdı.

Şerbetliyiz ulan biz!

Xxx

Ve mevzu şudur:

Bylock!

Aman Yarabbi, ne kadar çok işaret parmağı büzüşmüş dudakların üstünde ve “şşşşt” sesi ortalığı karartıyor.

Ne oluyor size? Sülalenize sövmedim! “Kıçınız açıkta, haberiniz yok” bile demedim!

Öğrenmek ve anlamak istediğimin yanısıra, adaletin bütün kolon ve kirişlerini zehirli sarmaşık gibi saran bir tehlikenin artık “adliye”yi görünmez kıldığını haykırıyorum…

Fetö şerefsizinin bi rivayete göre 300 bin küsur cihaza yüklediği/ yüklettiği/ sonradan bizim bahane edip var saydığımız/ canımız ve cebimiz isteyince yok saydığımız/ sorulması, anlaşılması namümkün rivayeti mebzul aplikasyon!

(Bylock’un ne olduğunu kimse bilmiyor! Fakat herkes acayip korkunç ve içinden çıkılmaz olduğunu biliyor! Bununla suçlandın mı yandın! Soruşturma/ kovuşturma/ dosyada gizlilik/ itiraz edememezlik. Tamam, bu haberleşme aplikasyonunu bu şerefsizler kullandı. Ve bu aplikasyon üzerinden hainleri tesbit edip cezalandırıyorsunuz. Yapın. Fakat itirazları dinleyin. Yargıyı hızlandırın. Rivayet muhtelif ekiplerin yaptığı, rivayet muhtelif tasniflerin ve rivayet muhtelif suiistimal dedikodularının önüne geçin. Öcü üretmeyin.)

Xxx

Oğlum Kerkük! Bak Barzani! Avrupa üstümüze geliyor! Amerika zaten çıldırmış… Bi rahat dur!

Haaa…

Yemezler.

Vallahi yemezler.

“İlayı Kelimetullah” aşkını manevi ticaret eden bu ordunun tek bir neferi, bir garip köylünün bir salkım üzümüne tecavüz etse, “İlahi Adalet” tecelli eder ve senin bütün mutantan teçhizatın, Süraka’nın atının ayakları gibi saplanır toprağa.

Kımıldayamazsın.

(Üzüm salkımı? Dala asılan paralar! Süraka kim? Sıkıldım. Şimdi hem İslam tarihine hem Osmanlı tarihine geniş geniş atıfta bulunarak açıklamalar yapmak zaruri ise, yazmayı da bırakmak lazım!)

Ve eğer fındık kadar akıl, zerre miktar vicdan varsa okuyanda, bu bir muhalif yazı değildir.

Aynı torbaya doldurup bahar temizliği yapar gibi yarar/ yaramaz- bilinir/ bilinmez herkesi boğmaya  kalkarsan üstelik hepsini işe sen almışken ve sessizliği de “hayra yorarsan”, Süraka’ya verilen cevap siler süpürür bütün nam ve nişaneleri:

-Bizi Cebbâr ve Kahhâr olan Allahü teâlâ korur.

“Olağanüstü Hal” millete karşı değil, düşmanlarımıza karşı bir kalkandır.

Ve bugün Fatih’in kanunnamesini anlamanın vaktidir.

Yani hal, o kadar olağan üstüdür.

Bu sofra başımıza geçmek üzere olmasa, susardım. En kolayı.

Ve ilaveten sofra kalsa da, kalksa da, buradan “muhalefete ekmek çıkmaz!”

Kadir Abi’ye gidin. Muhallebi versin!

Xxx

Truman’a gelince… O bir anlık his. Hollywood illüzyonu…

Tıpkı “Başkanın Adamları” gibi…

(Bu da bir film. Seyredilir! Olmayanı varmış gibi gösteren profesyonellerin şerefsizliği üzerine…)

Karıştırmayın!

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık