• 29 Mart 2018, Perşembe 11:37
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Ne diyorsunuz?!

 

Gün vitrinidir hayatın.

Sabah ılık ve okşayışlı bir lodosun içinden bakarken çocukluğumun sokağına, uzakta beliren at arabalı zerzevatçı bir şeyler satmak için ve “domates, biber, patlıcan” diye nağmeli nağmeli bağırmak için sanki dışarı çıkmamı bekliyordu.

Ben uyanıp gözümü açtığımda başlıyordu gün.

Ben uyandığım ve sokağa çıktığım için geliyordu arkadaşlarım.

Komşu teyzelerin pencereden pencereye muhabbetleri ben olmadan olamazdı. 

Benimle başlayan ne varsa günün içinde, ben sırtımı döndüğümde ya donup kalıyorlardı ya da ben tekrar onlara bakana kadar gri bir yokluk boşluğuna emilip kayboluyorlardı.

Babam sokağı kaplayan şavrolesine bindirip götürmese, halamın şehri de yoktu aslında gitmediğim için ve gittiğim, içine girdiğim için var oluyordu sanki her şey…

Sırtımı evimizin duvarına yaslayıp zerzevatçının atlarını seyrederken, arabanın içindeki kasaların neden hiç boşalmadığını, sürekli alışveriş yapmamıza rağmen ertesi gün de nasıl olup hep taze sebze ve meyvelerin var olduğunu düşünmeye başlamamın sonu gelmezdi. Çünkü illa ki bir şey olurdu dikkatimi dağıtan. Mesela kalçasındaki sinekleri uzaklaştırmak için atın kuyruğunu sallaması ve hafif kişnemesi bir başka büyülü masalın içine sürüklerdi.

Sokağımız topraktı.

Elbette kaldırım filan yoktu.

Şehrin merkezine yüz metre mesafede olmasına rağmen geri kalmış köylerden hallice değildi soluduğumuz kent atmosferi.

İyi ki de öyleydi. Öyle olmasa nesini anlatacaktım?

Çomak, sopa, tahta parçası velhasıl ne derseniz deyin, toprağa kakıp/ batırıp/ sokup çevirerek/ kurcalayarak/ yani basit bir ağaç artığı ve toprak zeminle saatlerce vakit geçirirken yaptığımız iş yanımıza bir arkadaşımızın daha katılmasıyla oyuna döner, sonra can sıkıntısının ilacı olur, an gelir oraya/ yere/ sokağımızın veya bahçemizin bir kenarına medeniyet inşa ederdik.

Münasebetsiz bir yer ise, camiye doğru erkenden yola düşmüş bir komşu dede müdahale eder, “Teea ötede yapsanız ya… Birinin ayağı takılıp düşse ne olcek?” derken eğer varsa bastonunu sallar, belediye imar işlerinden gelmiş silik bir memur gibi iyilik etmekle- ibrikçilik arasında bir tavırla renk katar günümüzün içine…

Kimsenin olmadığını varsaydığımız gece vakitlerini bizim için ürpertili kılan uzaktan/ yakından köpek havlamalarıydı esasen. İç içe geçmiş karanlık ve boşluğun içinde köpekler ne yapıyordu acaba?

Hava kararınca eve girilir/ hayat eve taşınır/ dışarısı dışarıda bırakılırdı.

Ve ben olmadığım zaman dışarısının da olmaması lazımdı. Köpek havlamaları bozuyordu tuğla tuğla şekillendirdiğim mimariyi. Kolaydı yaptığım/ yapabildiğim…

Anlaşılır ilk yerinde…

Düğüm atıp kavrama dönüştürüyordum algılarımı/ tanımlamalarımı.

Mesuliyetsiz sorularımın ve cevaplarımın sarkacında görüyordum çocukluk rüyamı…

Ve rüyalarımın vitriniydi gün.

Gündüz görür, gece uyurdum…

Xxx

Peki siz büyüyünce bu tuzaktan kurtulduğumuzu mu sanıyorsunuz?

Hayır…

Üstelik tuzak bataklığa dönüşüyor ve içinde kayboluyoruz.

Gece ayrı bir uykunun, gündüz farklı bir uykunun ağında terk ediyoruz kendimiz olmayı…

Mesela şu günlerde bir avm’ye gittiğinizde ve alışveriş için kafa patlattığınız sırada, kesinkes dünyanın hiçbir yerinde savaş yaşanmıyor, açlık çekilmiyor, hastaların canı yanmıyor, ayrı kalanlar hüzünkâr şairlerin omzuna yaslanmıyor vs.

Fonda müzik, kalabalığın gürültüsü ve kafada avm baş ağrısı temiz hava yetersizliğinden…

Ne savaşı?

Açlık mı?

Falan filan…

Peki televizyonda haberleri seyrederken ve savaşın en vahşi görüntüleri ekrana gelirken?

Ağırlık veren, yoran, sıkıntıya sokan bir durum oluştuğunda elimiz kumandanın üzerindeki sayılarla oynaşmaya başlar; ne diye canımız sıkılsın ki?

Xxx

Ben yoksam, yoktur hayat ve var olduğumu çekiştirenler canımı yakarsa bir sızlanma süzülüp gelir yerleşir havaya… Tanıdık ses; Ahmet Kaya… Damardan…

“Siz benim neler çektiğimi nerden bileceksiniz?”

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Mehmet ce Mehmet ce 02.04.2018 02:22

Neyden kaçtığını iyi bilen ama neye koştuğunu bilmeyen bu benliklerin gözü kör olsun

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık