• 15 Ağustos 2017, Salı 15:35
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

MAHALLENİN CAMİİ

 

Bir elimizde şeytan uçurtmaları...

Defter yaprağından imal ve uyduruk...

Koşmaktan yanmış susamış hâllerde...

Şadırvana saldırırdık.

Bizim mahallenin camii vardı; evimiz gibiydi.

Avlusu bahçemiz...

***

Adı şeytan uçurtmasıydı.

Ama çocukluğumuza teslim ve boynuna makara ipliği geçirilmiş...

İğreti kuyruğuyla...

Bizimle camiye gelirdi.

Hepimize ve herkese ait...

***

Beş vaktin, beş vaktini kaçırmayanların da...

Cuma’dan Cuma’ya veya sadece bayramlarda gelenlerin de camisiydi.

Bir ve son kez uğrayanların ve uğurladıklarımızın da...

Kapısı her daim açık...

Vakitli ve vakitsiz girebileceğimiz...

Herkesin olduğu kadar bizim olan...

Hiçbir kimlik ibraz etmeden...

Ağırlık yapan varlığımızı, içimizi burkan yokluğumuzu...

Ve dahi, şan, şöhret, makam, mevki vs. gibi “sanal” bastonlarımızı layık olduğu yere...

Yani hemen girişte ayakkabılarımızın yanına bırakarak...

***

Bir elimizde şeytan uçurtmaları...

O zamanlar çocuktuk.

Ezana denk geldik mi, kuyruğunu ve ipini karnına yerleştirir, uçurtmalarımızı öylece ayakkabımızın üstüne koyardık.

“Adam adam” takılmak arzusuydu belki; hani gizlice sigara tüttürmeler gibi...

Mahallenin ihtiyarlarıyla, esnafıyla...

Onların takdirkâr bakışlarıyla...

Adamlarla, adam gibi birlikte...

Amma velâkin secdede işin adabını unutur, kafayı yana çevirir arkadaşlarımıza bakardık...

Gülüşmelerimizin dozu kaçınca, büyüklerin ikazına muhatap kalıp mahcup olmamak için birer ikişer sıvışırdık.

Sevildiğimizi bildiğimiz yerdi mahallenin camisi...

Evimiz gibi...

***

Bizim mahallenin camii...

Çocukken...

“Biz” olmayı öğrendiğimiz yerdi.

Sonralarıysa...

“Biz” olmayı hatırladığımız...

***

Ben buraya kadarki yazıyı seneler önce kaleme almıştım. Çocukluğuma bir hasret ile birlikte bugün kaybettiklerimize de işaret eden yönleri var.

“Bizim mahallenin camii” ifadesinin içinde geçen üç kavramı da kaybettik.

“Biz…”

“Mahalle…”

“Camii…”

İstanbul Göztepe’ye taşındığımızda, o sırada inşaatı devam eden Gözcübaba Camii’nin yaz kursuna başlamıştım. Camiinin İmam Efendisi İbrahim Tanrıkulu Hocaydı… Müezzini ise sevgili can kardeşlerim ve arkadaşlarım İsmail Sefa ve Enis’in muhterem babası Salih İpşir…

O zaman “biz”dik…

Gözcübaba “mahalle”mizin “cami”siydi.

Evet, Adapazarı’na göre belki daha kozmopolit bir çevreden bahsediyorum ama apartmanların 3-4 katı geçmediği, aralarda bahçeli evlerin olduğu bir ortamda hem “biz” kavramını komşuluk ve arkadaşlık anlamında kaybetmemiştik. Hem mahalleli ne kadar kozmopolit olursa olsun Cuma, bayram ve Ramazan’larda camiyi hayatın merkezine koymayı başarıyordu.

İstanbul’da camilerden bir cami olan Gözcübaba’da imamıyla, müezziniyle Kur’an-ı Kerim’i ileri tecvid kaideleri çerçevesinde öğrenmek mümkündü. Ve yanı sıra ehl-i sünnet çizgide, dört hak mezhep üzere doğru din bilgilerini edinmek de…

İbrahim Hoca da, Salih Hoca da “Camii”nin manasına ve misyonuna denk bir gayret ve samimiyet içinde mahallenin mümtaz simalarıydılar.

***

Vakit namazların dışında hangi camide bir görevli bulup sohbet edebilirsiniz bugün?

Ve şimdiki imam- hatip ve müezzin efendiler bizim çocukluğumuzun hocalarından ne kadar uzaklar ve “devlet memuru” bıkkınlığı içindeler…

“Vay efendim, öyle değil. İmamlara/ müezzinlere laf ediyorsun!” diye isterseniz kızın bana…

Ben de çocukluğumun yetişkinleri gibi değilim.

Ben de bu hız ve digital çağın esiri olarak birçok arızalarla kusurluyum.

Fakat öğretmenlerimiz gibi din görevlilerimizin de toplum içinde durduğu yer hak ettikleri yer mi?

Görmeleri gereken maddi ve manevi saygıyı gösteriyor muyuz?

Buna bağlı olarak onlar sahip olmaları gereken irfan ve müktesebatı ve dahi manevi ideali temsil edebiliyorlar mı?

Eğer civarınızda, benim bu bakışımı haksız çıkaracak bir hayat ortamı, o hayat ortamının içinde merkeze alınan bir cami ve o camide sizi maneviyatlarıyla takviye eden din görevlileri varsa ne mutlu size…

Sakın oralardan başka bir yerlere taşınmayı düşünmeyin. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık