• 10 Ağustos 2018, Cuma 18:31
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Leylekler gitmeyeydi iyiydi!

 

Leyleklerin toparlanışına şahit oldum…

İçim cız etti.

Demek yavaş yavaş gitme hazırlıklarına başlamışlar.

Yani demek mevsimin sonu geliyor…

Ömür geçiyor…

Daha önemli ne olabilir? Doların zik-zakları mı?

Ne yazdığımı, ne demek istediğimi anlamayıp ucuz Reis yalakalığı ile hayat bulmaya çalışanların çemkirmeleri mi?

Dolarla işim yok. Artistlik değil… Hayattan elini ayağını epeyce çekmiş, heves ve heyecanları hem hayal kırıklıkları ile hem yolun sonunun gözükmesiyle sonbahara yaslanmış bir vazgeçmişim!

(Nasihata yeltenmeyin. Bu vazgeçmişlik hemen aklınıza gelenlerin dürtüsüyle gereksiz laf sokma ve/veya akıl verme ameliyesine dönüşmesin. Geçti çünkü…)

Yazdığımı ve ne demek istediğimi anlamayanlara gelince…

Önemli bir kısmı aslında çok da iyi anlamalarına rağmen vefa, omurgalı duruş, dava gibi kavramları ticaretlerine alet ettiklerinin farkında değiller ve bu sebeple itirazı otomatiğe almış vaziyetteler.

“Tayyip Bey’i seviyorum ama…” cümlesini okumayı bitirmeden, “ama”nın tahrikiyle saldırıya geçiyorlar.

Eskiden daha sabırlıydım galiba. Dayanamadım, kimi çemkirişlere beyhude refleksler gösterdim.

Kimilerine cevap verebilmeyi beceremedim.

Adam gazetecilikten bahsediyor, yaşını başını almış anlaşıldığına göre ve fakat Türkçeden bihaber…

Aşka gelmiş, damat güzellemesi yapıyor. Belli, bitmemiş bir işi var.

Ulan, benim damatla ne işim olur?

Onu bırak, Tayyip Bey ile ne işim olur?

Derdim, sevdam Türkiye ve milletim…

Sen ise hasbelkader milli görüş çizgisinden gelip, Tayyip Bey, Karamollaoğlu, Fatih Erbakan kırılmasının tam ortasında belini çatlatma pahasına oryantal peşindesin.

Rabbim bulaştırmadı, partici olmadım hiçbir zaman, kimsenin peşinden de gözü kapalı gitmedim…

Bir tanesi de “Siz ailenizdeki meseleleri sosyal medyada paylaşıyor musunuz?” diyor…

Ak Parti hakkında yorum yapmak, bakanlar kurulu hakkında fikir beyan etmek öylesine cerahatli hale gelmiş ki, “Kol kırılır, yen içinde kalır” diyor güya ama yaranın “açık yara” olduğunun ve giderek büyüdüğünün farkında değil.

Sarın/ kapatın o yarayı ki görmesin kimse, deve kuşu refleksiyle, kangren olsun! Aklınız başınıza gelir o zaman…

Xxx

Leylekler diyordum halbuki…

Gidiyorlar…

Ve ömür geçiyor.

Ahlak/ ahlaksızlık dendiğinde sadece müstehcenlik ve küfür geliyor bazılarının aklına.

Helal- haram meselesi, “gelenekçi/ hurafeci” olarak yaftalanan camialarda bile bol kulplu necefli maşrapa haline gelmiş. Seyredip uyuyorsun. Yayın geldiğinde dert edilen mesele unutulmuş oluyor.

Ölüm hiç mi akla gelmez? (Kendime söylüyorum. Ve cemaatlara…)

Bak Tayyip Bey’in aklına geldi mesela; dikey yapılaşmaya karşıyım diyor.

İyi ediyor. Zararın neresinden dönülse kârdır.

İstanbul’daki “gökdelen” vasıflı binaların yüzde 90’ı Tayyip Bey’in zamanında yapıldı ama olsun…

Mesela benim canım Cağaloğlu’mun göbeğinde bir “Osmanlı Arşivleri” binası vardı. Bir ara gazetedeki odamın penceresi o binaya bakardı. Hatta demir bahçe kapısı devrilmiş, civar bakkallardan birinin çocuğu vefat etmişti o kazada.

Sonra Cağaloğlu’nu, yani medeniyetin merkezini içki ve fuhuşa açtık.

Eskiden gazeteler, yayınevleri, yazarlar, aydınlar dolaşırdı sokaklarında…

Camiler, medreseler, türbeler…

Şimdi mafyaya teslim olmuş, bütün binalar otel ve bütün dükkanlar bar…

Ezan sesine kadeh şıkırtıları karışıyor.

Turizm abiciğim…

Götü göbeği ortada karılar/ bitli adamlar dolaşıyor, eski değnekçi kılıklı garsonlar gel gel yapıyor gelen geçene… Satıverdik namusu, tarihi, maneviyatı… Maksat memleket kurtulsun.

İşte o Osmanlı Arşiv binası da otel oldu, sonra bahçeye doğru binayı epey büyüttüler ve hatta sonra bütün bahçeyi kapatıp bar-restoran yaptılar…

“Hangi densizin ulan burası?” diye insan öfkeleniyor… Hatta “Kim izin verdi ulan bu binaya…” diye…

Görünen bir sahip var; gariban… Sonra kulağıma fısıldadılar, “Aman abi bulaşma, çetenin…” diye… “Ne çetesi?” diye soruyor insan ister istemez…

Tabii çete mete yalan. Benim güzel ülkemde ne mafya kaldı, ne çete kaldı… Dedikodu hepsi… “Abiciğim, hani bakan vardı bi tane… Pardon vali… Gerçi bakan yani… Onun oğlu, sonra belediye başkanı adı lazım değil, bi de eski cumhurbaşkanlarından…”

“Höyyt” dedim, “Karalamayın benim memleketimin devlet adamlarını…”

Bu kısmı, ne olur ne olmaz, ne kadar hukuk içre olduğumuzun beyanıdır.

Sonra sahibi görünen zatı muhterem, o koca heyulayı, dünyanın en kupon binasını ve en vandal şekilde yayılmayı becererek alabilecek bir zatı muhterem midir, karar veremedim.

Belki arkasında birileri vardır.

Kimini arkasında biri yok ki?

Şu an bakıyorum; baktım… Benim arkamda kimse yok. Bu iyi… Lazım değil.

Xxx

Bi ara CHP’linin biri “İktidar olur olmaz, şu medyaya el atacağız, şunları kapatacağız” filan diye bir beyanda bulunmuştu; muhtemel ki promil seviyesi yüksek bir hezeyandı.

Buna karşılık Ak Parti zamanında elbette sansür filan yok. Özgürlük var. Bütün medya gayet rahat. Zaten 10. Yıl Marşı ekibi cücük bir aralıktan kısık sesle devinip/ tepinip duruyor. Halloldu yani onlar. Oda Tv var biraz can sıkan. Gerisi hepsi çok özgür. Onlarca gazete, yüzlerce köşe yazarı…

Ama ben meslekten uzak kalınca paslandım, merakım filan da azaldı herhalde. Sabahları bütün gazeteleri göreceğim, bütün köşe yazarlarını okuyacağım diye çatlardım. Şimdi kurtuldum.

Aklıma ne gazete geliyor, ne köşe leşkeri…

Bi’şey oldu ama bunu da ben çözüp söylemeyeyim şimdi. Ne gerek var.

Yani diyeceğim, o CHP’linin el koymasına bile gerek yok. Hükümsüz bir medyanın muhatabı gibiyiz. Koro halinde bir tekses/ gürültü kirliliği. Bilindik hokkabazlıkların çocuk müsameresi versiyonu…

xxx

Ha bu arada… Hizmet, ihlas, dava, sevgi, aşk gibi kavramların ardından bir sıfat olarak “şehitlik” mertebesini de örselemeye başladık.

Şehit olunur. İstenir. Dua edilir olmak için.

Karşılığı kuruşuna kadar öbür taraftadır.

Ne acayip bir anlatım değil mi? İnsan ister istemez belirtmek ihtiyacını hissediyor.

Bi taraftan dolar istiflerken, sonra ekrana çıkıp vatan- millet- şehadet edebiyatı yapılmaz yani.

Ve öbür tarafta bu taraftakilerin hangilerinin hatırı sayılır, düşünmek lazım… Bakanın mı, müşavirin mi, danışmanın mı?

İçinizden dua edin, isteyin ama “şehitlik makamını” akortsuz seslerinizle “şehit” etmeyin.

Xxx

Biliyorum, kızdırıyorum yine…

Kızın…

Bilin ki, küresel çete, global oyun, evanjelizm filan… Sizin yani bizim, devletimizin ve milletimizin karşısında kim varsa, biriz beraberiz…

Dolar çıktı/ beni ırgalamasa da/ sevinmiyorum elbet… Finans operasyonu çekenlere sizinle birlikte, yani hep beraber lanet okuyoruz…

Ve Allah elbette bizimledir.

Ancak Allah bizimleyken, Nusret-i İlahi için helale, harama, liyakata dikkat edeceğiz ve önceki yanlışlarımıza tövbe edeceğiz… Başka çaresi yok.

Tövbede dikey- yatay karıştırmıyorum. Tamam detaya girmeyelim.

Cemi cümlemizin, cemi cümle bilerek bilmeyerek işlediğimiz hata ve günahlardan diyerek hiç olmazsa bir düzelme ve düzeltme azmi göstermekliğimiz icap ediyor.

Damadı bile Coniye karşı savunurum. Merak etmeyin.

Lakin yine anlaşılamamaktan korkuyorum; mesele de etmiyorum fakat aptala malum olur:

Ben yine Reis’e ve hatırı için Ak Partiye oy vermiş olurum ama bu kafayla yerel seçim sonuçlarına ağlaşır ve suçu yıkmak için “münafık” ararsınız…

Sakın bana bakmayın…

Xxx

Ben leyleklerin gelişine sevinen, gidişine üzülen bir garibim…

İki kıyametin de çok yaklaştığını biliyorum.

Allah’tan korkuyorum.

Trump’ı kim takar!

Vicdanlı olun.

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık