• 04 Nisan 2018, Çarşamba 22:59
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Kim var? Niye var?

 

Koyverin nefesinizi…

Tutmayın içinizde… Varsa çıkartın boyun bağınızı, hatta açın gömleğinizin boynunuzu cellat gibi sıkan düğmesini…

Cam olmaya layık şeffaflıkta ince belli bardakta berrak fakat demli bir çayın buğusunu hayal edin…

Çekin bir yudum…

İsim yok bugün. Onlar kendilerini bilirler…

Vakt-i zamanında hadsizlik bile ettiğim fakat beni hiç kırmamış bir “kuşçu”m var benim…

Her gün vurur yollara kendini. Memleket kadar geniş yüreğini dörde katlayıp koymuş iç cebine, memleketini arşınlıyor şimdi cadde, sokak, dağ, taş…

Dokunsan, “Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır!” bakışlı fakat köpürtsen mevzuyu, "Harami var diye korku verirler/ Benim ipek yüklü kervanım mı var?" postasını koyar, takmaz hiçbir makamın nazını…

Karıştırıyor çayını, burada şimdi…

Başka kim var?

Teselli makamında kocaman gülüşüyle bir adam oturur usulca… Haddini çizer hayatın sakin, telaşsız… Ve çizik bırakmadığı muhabbetli kalpleri yakınlaştırır varlığıyla…

Muhabbeti böler, herkese pay eder hakkınca. Fazlası olanı törpüler, eksiği olanı tamamlar, bazen kendi istediği değilse bile herkesin tamam dediği noktayı bulup getirir tam ortaya.

Birbirini kaybedenlerin birbirini sorduğu, ulaşması gereken haberleri/ emanetleri ilgilisine teslim eden bir muhafız gibi…

Sefa getirir…

Vay vay vay… İçimde dalgaların çırpıntısı artar, çoktan ikinci bardağı doldururum denize dökülememiş sabırsız bir ırmak gibi…

Bağlamanın telleri titreşir, kimin elindedir bilinmez, makam bulma yoluna girmiştir sohbetin buğusu…

Görünmez nefesler artar; hasretimiz özlenenleri çağırmıştır ruhlar aleminden.

Sınırın iki tarafından kucaklaşan gardaşlarız biz sonsuzluğa sözleşmiş…

Hüzün gam değildir; “derdimiz dermanımız”.

Çok mu gevşettik sanırsınız sırtımızdaki yükün bağını…

Çok mu görünür iki lafın belini kırmak… Birkaç demliğe değmez mi hatırımız…

Mümkün müdür basıp gittiğimizi zannettiğimiz, “benden bu kadar deyip” hörelendiğimiz zamanlarda bile omuzlarımızı, sırtımızı gevşetmek…

Kaç Fatih var şimdi her birimizin arasında tam yeri geldiğinde nal seslerini üstümüze boşaltan…

Bağlamanın sesi uzağa süzülürken, kös sesleri yaklaşır, kanatlandırır…

Kuşçu “kızıl elma” der…

Sefa getiren “ilayı kelimetullah”!

Derim ki, “Aşk imiş her ne var alemde…”

Yeniden kaynarken su ve cızırdarken çaydanlık…

Biz hep böyledik; kılıç sallarken arkamızda kim var hiç bakmadık!

Kervanlar gelip geçti ömrümüzden; yükünü sormadık…

Koyverin nefesinizi…

Tutmayın içinizde… Varsa çıkartın boyun bağınızı, hatta açın gömleğinizin boynunuzu cellat gibi sıkan düğmesini…

Cam olmaya layık şeffaflıkta ince belli bardakta berrak fakat demli bir çayın buğusunu hayal edin…

Sonra bakın etrafınızda kim var, kimler var?

Kimse yoksa, dünya neye yarar?

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık