• 16 Nisan 2020, Perşembe 15:12
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

İstifa ve aile!

Şu pandemili gündemden önce muhalefeti umursamadığımı, asıl meselenin iğneyi kendimize batırarak İstanbul’u kaybediş gerçeği başta olmak üzere arızaların tespiti için özeleştirinin şart olduğunu yazıp durdum.

“Allah korusun İstanbul’dan sonra Türkiye’yi de kaybetmeyelim” endişesi ve hassasiyetinden ibaret olan özeleştiri arayışım karşısında Recep Tayyip Erdoğan’ı güzelleyerek iktidar nimetlerinden nemalananlar elbette çemkirip durdular, ihanete varan suçlamalarda bulundular.

Halbuki özeleştiri diye yırtınıp dururken bunu sadece fikirlerimize destek aracı olarak görmüyoruz, her konuda tavrımızı gözden geçirmenin şart olduğunu biliyoruz.

Mesela başkanlık sistemiyle beraber merakla beklediğimiz “Başkanın adamları kabinesi”nin bizi şaşırttığını ve pek içimize sinmediğini belirtirken hedefe koyduğumuz isimlerden biri de “Damattan bakan olur mu? Turizm şirketi sahibinden turizm bakanı, hastane sahibinden sağlık bakanı olur mu” cümleleriyle beraber Fahrettin Koca’ydı.

Ama bugün Fahrettin Koca’nın yanlış bir tercih olmadığını görüyoruz. Zaten eleştirimiz bu noktada isme değil, görünen kritereydi.

Buna rağmen Fahrettin Koca’ya bir özür borcumuzun olduğunu söyleyebilirim.

Nasıl ki Süleyman Soylu’nun istifası ile millet durumdan vazife çıkarmışsa, bugün Koca da benzer bir mecburiyet hissedip aynı yolu seçse, aynı millet aynı vazifeyi üstlenir, Koca’nın görevde kalması için elinden geleni yapar.

Demek ki hem bir rahatsızlığımız varsa eleştireceğiz, hem de eleştirimiz haksız çıkarsa bunu kabullenip, hakkı hak sahibine teslim edeceğiz.

Ve bu hakkaniyeti karşımızdakilerden de bekleyeceğiz.

Trabzon mikromilliyetçiliğiyle doğan büyük bir nefret tehlikesine de dikkat çekiyorduk ama Trabzonlu olmasına rağmen Soylu’nun bu nefret tehlikesine dahil olmadığına inandığımızı, kötü örneklerle iyi örnekleri ayırabildiğimizi de gösterdik.

Dolayısıyla vites küçültüp temkini arttırmak yolunu seçiyor, eleştirdiğimiz konularda haksız çıkmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Ama fayda umduğumuz noktalarda eleştiriden asla vazgeçmeyeceğiz.

Soylu istifa ettiği zaman ortaya çıkan millet teveccühünden rahatsız olanları unutmuyoruz mesela.

Soylu’nun millet sokağa çıkar çıkmaz değil, hadiseden 48 saat sonra ve başka saiklerle istifa noktasına geldiğini de biliyoruz.

Erkek kıyafetli kadının bütün bir Ak Parti üzerinde Soylu aleyhinde baskı kurma çabasıyla, ona destek vermek için Soyluyu sevenleri trol ilen eden şoförün hali hala ve ısrarla eleştirilmeye muhtaçtır.

Tam bu noktada tartışması geçmişte kalan ama şimdi rahatsızlık vermeye devam eden, onun avukatını, bunun terzisini, şunun şoförünü milletvekili yapma basiretsizliği ders çıkarılması gereken yanlışlardandır.

Medyayı domine eden bakan ve bakan kardeşinin Soylu’nun istifa sürecine neredeyse zil takıp oynama sinsi politikasıyla yaklaşması da kimsenin gözünden kaçmadı.

Rivayet muhtelif; Recep Tayyip Erdoğan ailesine karşı son derece hassas ve aileyle ilgili eleştirilere çok bıçkın davranıyor kulağımıza gelenlere göre… Dolayısıyla ailenin yanlışlarını dile getirecek kimse kalmamış gibi yakın çevresinde… Yani Emine Hanımın Zeki Mürenli klibi nedir Allah aşkına ve ne işe yarar?

Soru sormaktan vazgeçmeyeceğiz.

Bu millet yardım kolisi prototipiyle uğraşan, zekât dilenen, bir lafı bir lafını tutmayan, depremde kayak tatilini düşünen bir kifayetsizi hangi saiklerle seçmek zorunda kalmıştır?

Bu soruyu gündemden asla düşürmeyeceğiz.

Eğer iktidar “millet aşkı”nda samimi ise, milletin rahatsızlığından rahatsız olmayacak.

CHP’nin paravan hastane seviyesini gayet iyi bildiğimiz için yirmi yıldır Ak Parti iktidardadır. O CHP ancak tek parti diktatörlüğü ile veya totaliter darbelerle iş başına gelebilir; millet onayıyla değil.

Ve CHP varken beni kimse eleştiremez kolaycılığına düşmek ancak sonun başlangıcı olabilir.

Yani…

Yanisi şu…

Doğrularınızı nasıl alkışlıyorsak…

İyi olanın arkasında nasıl duruyorsak…

Kayıpların, arızaların ve muhtemel tehlikelerin karşısında herkes özeleştirisini yapacak.

Biz sizin emeğinizi virüsten medet uman haysiyetsizlere satmayacağız, siz de bi zahmet yanlışa yanlış deyip gereğini yapacaksınız.

Rahat olun…

Davutoğlu giderken bu millet feryat etmedi. Dolayısıyla onun parti kurmasının da bir hükmü yok.

Kimin özgül ağırlığı ne kadar, millet gayet iyi biliyor.

Ama…

İstanbul hala tavuk dönerci Bayram’a emanet. İstanbul’u kaybeden millet değildir, Ak Parti’nin içindeki virüslerdir. Ve İstanbul’u kaybedenlerden hesap sorulmadı…

Bizi CHP’nin yanlışlarıyla, Ak Parti’nin paçasından düşen çapsızlarla oyalamayın.

Dedim ya, kimin özgül ağırlığı ne kadar, millet gayet iyi biliyor.

Soylu’nun aksine istifası memnuniyetle karşılanacak olanlar yok mu Ak Parti kadrolarının içinde…

Haa, şimdi yeri zamanı değil deyip ötelemek mümkün…

Mümkün ama çürümeyi durdurmak mümkün değil.

Onun için…

Bekliyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Muhammet AYDIN Muhammet AYDIN 16.04.2020 16:04

Ne zamana kadar bekliycez hocam.? Mesele bu böyle devam ederse sıkıntılı günleri düşünmek hayal bile etmek ürkütüyor beni

Murad kangal Murad kangal 16.04.2020 16:55

EyvALLAH üstad ves'selâm.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık