• 28 Ocak 2018, Pazar 15:14
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

HÜSNÜ İNŞAAT GÜVENCESİYLE…

Türkiye’deki müteahhit sayısı, tüm Avrupa’daki müteahhit sayısının on katı.

Tüm Avrupa… Saydırmayın şimdi… Hayal edin…

Rivayete göre sadece İstanbul’da kayıtlı 60 bin müteahhide karşılık Almanya’nın tamamında müteahhitlik yapanların sayısı 4 binin altında…

Buradan şu iki sonucu çıkarıp kendimizi rahatlatabiliriz:

  1. Biz bu işi yapıyoruz. Dolayısıyla işimiz bu!
  2. Büyük bir imar problemimiz var. Dolayısıyla hep birlikte abanıyoruz.

Yemezler…

Bir defa devlet eliyle yapılanlar dahil, her türlü imar hareketi kentlerimizin anasını belliyor ve sonuçta sık sık yeni düzenlemeler, yeni kurtuluş reçeteleri yazıyoruz…

“İşimiz bu!” iddiası ise sokak arasındaki kasabın tezgâh arkasına yazdığı “Et bizim işimiz!”in ötesinde bir kalite ve güvenceyi temsil etmiyor.

Aynı bas bariton reklam sesiyle yüzlerce inşaat reklamında hep aynı sloganlar uçuşuyor:

“Bilmem nerenin merkezinde…”

“Metroya 5 dakika…”

“Bilmem nerenin yükselen değeri…”

“Doğayla içiçe…” (Yapılacak olan peyzajdan bahsediyor burada…)

Vee…

En önemlisi ve en afilisi…

“Hüsnü İnşaat Güvencesiyle!”

Bu Hüsnü hangi Hüsnü, kaç senelik Hüsnü, kaç yüz bin kişinin hayır duasını almış, Hüsnü deyince hangi olmazsa olmaz kalite standartları akla geliyor, asla belli değil…

Yersen…

Aslında lafı uzatmaya gerek yok.

Neden bu kadar çok müteahhit?

Çünkü kapasite bu. Kum, çimento, demir, kat karşılığı, maketten sat, mercedese bin, Kurtlar Vadisi ve Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz enfeksiyonuna en iyi çare, kolay para, güç, devletle akçeli işler, devleti kalkan olarak kullanmak, belediyeler avucunun içinde, Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?

Mesele kapasite meselesi ama eğitim meselesi değil.

Eğitimin işi boş olunca, eğitim veya diplomanın maddi ve manevi bir karşılığı olmayınca, bu ülkede ilkokul mezunu da müteahhitliğe soyunuyor, avukat da, veteriner de…

Zaten eğitim problemini özel üniversitelerle aşmış durumdayız; yeter ki paran olsun.

Kariyer de yaparsın; çocuk da bakarsın…

Başarının ölçüsü para kazanmak, itibarın göstergesi üç beş araba korumayla gezmek, çevresi geniş olmak ama birçok faziletli insan değil de muvazzaf/ hal-i hazırda vazifeli- makam sahibi insanı tanıyor olmak…

Geçer akçe bu…

Vatan, millet, sakarya edebiyatı da… Hizmet, ihlas, camia gibi kavramlar da kötü yola düşmüş/ düşürülmüş durumda…

“Bir lokma, bir hırka” fakirliği temsil ediyor artık, ahlaki derinliğini anlayacak kalmadı.

Kurban parasının, burs parasının, vakıf bağışlarının bile sömürüldüğü bir vasatta neyi konuşup, neyi tartışacağız?

Hangimiz bu aşağılık maddi itibar düzenine itiraz edebiliyoruz?

Edemiyoruz…

İtiraz her şartta davaya ihanet kalkanına çarpıyor!

En iyisi itiraz etmeyin, Hüsnü’ye güvenin…

Gittiği yere kadar…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık