• 07 Ocak 2020, Salı 15:03
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Hikayenin sonu...

Sonu olan ve aşağılanmış dünyada, biten ve tarihin tozlu raflarına bile kaldırılmayan o kadar çok şey var ki, hatırladığımız zaman şaşırıyoruz ve aslında şaşırıyor olmamıza ayrıca şaşırmak lazım.

Velakin insan ölmeyeceğini, şu dibi delik dünyada sonsuz yaşayacağını zannederek kendini kandırıyor ve gaflet halinin sükuneti bu…

Ucu teknolojiye dayanan herhangi bir şeyin ömürsüz olacağı aşikâr… Çünkü sürekli yenilik ve gelişme aslında değişmeye ve bugün cari olanın yarın tedavülden kalkacağına işaret.

Fakat bu değişimin hızı arttıkça insani olduğuna inandığımız hasletlerdeki dönüşüm can yakıyor; çuvallayınca veya duvara toslayınca farkına varıp feryat ediyoruz.

Makarabant, kartuş, kaset, cd, dvd, blue ray derken ses ve görüntüye aracılık eden aparatlar satılır olmaktan ve hayatımızdan çıkıp gitti.

Bu cümle sıradan…

Mevzuyu değiştirip “merhamet ve aşk hayatımızdan çıkıp gitti” desem, muhtemelen itiraza yeltenenler çıkacaktır ve ama kimse sevgili için dağları delme ameliyesinin fayda- maliyet açısından bugün yaşanabilir/ rastlanabilir olduğunu iddia etmeyecektir.

Geçelim…

Feryat etmiyorum artık çünkü o kadar çok kandırmışız kendimizi ve dahi kandırılmışız ki, her nerede isek olduğumuz yer müstahak olduğumuz yere denk geliyor; demek ki ya ödeyeceksin faturayı paşa paşa, ya mutfağa bulaşıkları yıkamaya veya dayak…

İtirazın anlamı yok.

“Mahmut Amca kanunları”nın yaşandığı vasatta, yani yeni bir tükenmez kalem için bitmiş olanı ibraz etmek gerektiği hengamda çalışırken günün birinde hayatın beni emekli edebileceğine ihtimal vermiyordum.

Fakat kanunları, Mahmut Amca’dan evvel göç edip gitmişti ve onun “vakıf malı” zemininde attığı fırçaları yine onunla akide şekeri eşliğinde yad ederken ikimiz de her an düşecek sonbahar yaprağı olduğumuzun farkındaydık; gizli bir telaşımız, çaresizlik kokan hüznümüz ve derin sızılarımız vardı.

Ve her şeye rağmen gazetecilik açısından “kağıt”ın hükümranlığının kolay kolay sarsılamayacağını düşünüyorduk.

Şimdi beş- altı bin kitaba ev sahipliği yapan koca bir salonun içinde, elimde içine beş- altı bin kitap tıkıştırdığım e-books ile neyin okunabilir ve neyin anlaşılır olduğuna kafa yoruyorum.

Bu kafa yorma işi hesaba itirazdan ibaret…

Yani çok da anlamlı değil.

Hızlı değişimin bizi dönüştürmesine müsaade etmemeliydik fakat merhametin ve aşkın elimizden ve gönlümüzden kayıp gidişinin farkına bile varamadık.

Kazmayla dağları delmeye namzet olan mı hödük?

Neleri kaybettiğini bilmediği için çok kazandığını zanneden dijital çağ müritleri mi?

Xxx

Sonu olan ve aşağılanmış dünyada, biten ve tarihin tozlu raflarına bile kaldırılmayan o kadar çok şey var ki, hatırladığımız zaman şaşırıyoruz ve aslında şaşırıyor olmamıza ayrıca şaşırmak lazım.

Burada zurnanın zırt dediği nokta, bugün hatırlamadığımız “yu-ma-tu”yu teknolojinin yemesi gibi, nesebi gayrı sahih olanları, gayrı sahih ebeveynlerinin katlediyor oluşudur.

Merhamet ve aşk çekip giderken itiraz etmeyi akıl edecektik…

Artık olmayanı ve kalmayanı 3d printer ile basıp varmış gibi yapamayız.   

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık