• 09 Ekim 2017, Pazartesi 23:59
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

HAYAT YOLLARINDA-1 (MÜFREDAT)

 

Şimdi bu yazıyı okumaya başlamak size ne kazandıracak?

Bilmiyorum. Ne benim bir vaadim var! Ne de siz beklentiye girin!

“Okuyucu kasacak/ çağıracak” herhangi bir argümanı ucundan kıyısından kaale alıp atraksiyon yapacak bir ruh halim yok.

Fakat, bu adamı zaman zaman okuyoruz, bakalım ne yumurtlamış saikiyle bile buradaysanız, bilin ki “dost”lara anlatıyorum şu an.

“Eyvallah” diyen herkes kabulüm ve makbulümdür.

“Hadi len” deyip, tam bu noktada gidenlerin yolu açık, akıbetleri hayrolsun.

Özgeçmiş ile “cv” ruhsuzluğunun ötesinde bir dertleşmenin/ halleşmenin arzusundayım.

Çünkü bana ait olduğu kadar, bize ait olanın peşindeyim.

Anlatacaklarıma yabancı tutarsanız kendinizi; gerisi gelmeyecek…

Keşke her okuyanın, okuduğu her satırdaki mukabelelerine şahit olabilsem; duygularınız ve fikirleriniz ve hatta yüz ifadeleriniz karşımda olsa…

“Azıcık aşım/ ağrısız başım” tesellisini “huzur” eylemiş bir ailenin çocuğuyum…

Orta direk!

Böyle ailelerde kariyer planlaması kavramı genellikle lügat dışıdır.

Helal/ haram, efendilik, kanaat, tevekkül vs…

Orta yol!

Bizim maceramız elinde bavuluyla Haydarpaşa Gar’ına gelip ve dahi Sarayburnu’na doğru bakıp, “Ülen İstanbul, ya sen beni alırsın, ya ben seni!” ifadesinde kendini bulan mecburi hırstan azadedir.

(Hazret-i Fatih’ten mülhem bu söz için, sözün sahibinin tavrı Allah- Peygamber aşkı olduğundan, lüzumsuz çıkıntılıklara gerek yok!)

Elbette Boğaz’daki aşiretle de uzaktan yakından ilgimiz yok.

İki ucun orta yerinde birçok değer barındıran fakat “hedefsiz” gibi görünen bir mahkumiyetimiz söz konusudur ve şu cümle tamamıyla açıklar:

“Olduğu kadar…”

Xxx

Öyle meseleler vardır ki, misal üstad Necip Fazıl’ı sevmek, bilmek, hemhal olmak ve hakkında konuşmak gibi, ilgilisi arandığında stadyumlar dolusu adam öne çıkar…

Böyle bir “arz” karşısında varsayalım ki o kalabalığa rağmen en iyi konuşacak ademoğlu “ben” olayım; çoktan bulunmayacak kadar uzak bir yere kaçmış olurum.

Halbuki eğer kalabalıkta Boğazdaki Aşiretten veya İstanbul’a kafa tutan cüretkarlardan birileri varsa, onların sesini duyar, onlardan birini kürsüde görürsünüz. Veya şu da olur; tercih edilmeyen taraf alternatif bir kürsüyle mücadele başlatır…

Boğaz’ın temsil ettiği varlıklıların da uzak dağ köylerinin temsil ettiği taşranın da “faziletli ve asil” örnekleri vardır. Gerçekten İstanbul’a kafa tutup sonra İstanbul’a yakışmayı becermiş veya aileden gelen varlığı insanlık potasından taşırmamış örneklerin var olduğu şüphesizdir.

Başarı hikayeleri o iki kesim içindir.

Bizim aramızdan zor çıkar. Çünkü, “olduğu kadar” engel olur…

Xxx

Orta direğin ortalama bir yol tutturup ortada kalma ihtimali büyüktür fakat bu durum onu sarsmaz çünkü zaten hazırdır buna: “Olduğu kadar!”

Xxx

Ben şu an içinden geldiğim sosyo-ekonomik kalıba (orta direğe) güzelleme peşinde değilim.

Diğer taraftan, gece başını yastığa huzur içinde koyabilecek kadar ahlaki mesuliyetleri taşımak yaratılmış her insan için beklenen bir hal olmalıdır.

Bunun mazereti yok.

Hayata nerede ve nasıl başlamış olursak olalım, insan olmak ve insan kalmak da mazeret kabul etmeyen bir mecburiyettir.

Xxx

Adapazarı’nda ailemin beni en yakın ilkokula kaydettirmesiyle başlayan eğitim hayatımda üniversiteye kadar adından söz edeceğim bir öğretmenim yok. Benim öğretmenlerim kötüydü anlamında değil bu tespit.

Fakat bizden bir önceki neslin öne çıkmış olanlarının tamamında ve özellikle lise dönemlerine denk gelen tedrisatlarında “marka” hoca isimlerine rastlarsınız.

Ve o adı anılası “hoca”lar ucundan da olsa Osmanlı görmüş şahsiyetlerdir.

Bu eksikliği benim kuşağım açısından bir not olarak buraya kaydediyorum.

Bizim hocalarımız yoktu; öğretmenlerimiz, %100 made in cumhuriyet idi.

Onların da üzerinden dil devrimi geçmiş, tarihleriyle irtibatı kesilmiş, hikmet yerine “müfredat” çerçevesinde bilgi sahibi, ceberut devletin tek tipçi anlayışıyla malul “öğretmen”lerdi.

“Öğretmen!” emrini çiğneyecek halden de mahrumdular.

Biz “eğitim sistemi” denen arazinin mayın eşekleriydik.

Bu vaziyet hal-i hazırda değişmiş değildir.

Belki konvansiyonel aparatların yerini, afili tertibatlar aldı ama netice aynıdır:

Mayınların markaları değişiyor; lgs, ygs, teog, sbs, xyz…

Xxx

Tabii ve elbette bu telefattan evladını kurtarmak isteyenlerin sınır aşırı çabaları, kimliğini kaybetmiş okumuş çocuklarımıza sebep olmuştur.

Cumhurbaşkanımız da hepsinin üstünden tek kalemde “ajan” oldular deyip geçiverdi. İstisnalarını bir zahmet siz ayıklayın.

Xxx

İşbu orta direğin, elbette Allah’ın takdiri ve fakat elit azınlığın istikrarlı beceriksizliği neticesi iktidarla tanışması, (ki iktidar birçok anlamıyla uygun düşüyor/ para ve karı-kız) ve sonrasında nasıl bir cendereye düştüğü, düştüğü yeri imar etmek yerine nasıl alıştığı gibi birçok mevzumuz olacak.

Soğanın cücüğünü ziyafet sayanların, sultan sofrasında köfteleri cebine tıkıştırması bahislerindendir, bir miktar nefeslenelim önce.

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık