• 12 Mayıs 2018, Cumartesi 1:24
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Göstere göstere yalan!

Vesikalık fotoğrafın on yıllar önceki bir adı da “haftalık” idi.

Resmi işler için lazım olurdu -halâ öyle- ve bir resmiyet ciddiyeti kuşatırdı fotoğrafçıya gideni de, fotoğrafçıyı da…

Aslında bu işle ilgili giriş yaptığım bir yazı denemem var.

Şöyleydi:

Fotoğrafçı pasaport için mi diye sordu.

-Hayır, dedi.

- O zaman arka fon ne renk olsun?

- Fark etmez…

Her meslek erbabının yaptığı işi bir miktar abartması normaldi de, fotoğrafçıların stüdyo içindeki halleri sinirini bozuyordu.

Loş bir oda… Tepede odaya adeta “içeri girdiniz ama dikkatli olun, burası sizi aşar” ukalalığı pompalayan paraflaşlar…

“Şu herif söylemeden dik durayım, başımı da hafif yukarı ve sağa çevireyim” diye düşündü ve yaptı da…

Fotoğrafçı makinasının arkasında, ayarla meşguldü. Sonra ona baktı ve gülümseyerek dedi ki:

-Lütfen biraz gülümseyin.

Şeklini bozmadan ama hatlarını biraz daha gererek soruyla cevapladı:

-Sebep?

-Daha güzel olur. Daha iyi görünürsünüz.

-Sana ne? Çek gitsin… İçimden gülmek gelmiyor.

Fotoğrafçı bir kez bastı deklanşöre, paraflaşlar yanıp söndü. Sonra dış bölmeye geçti. İhtimal sövüyordu içinden…

“Hayır, güldüm diyelim. İyi de çıktım. Neden? Bu fotoğrafı ya tapuda kullanacağım, noterde kullanacağım, velhasıl bana güvenmeyen herhangi bir resmi dairenin insanı sinir eden bürokratik bir evrakında kullanacağım. Veya benzer bir şekilde bir yere müracaat ettiğimde ve kabul gördüğümde dosyada bulunması için isteyecekler. Fotoğrafıma kim bakacak. Ve o bakacak olan için ben neden gülmeliyim? Dangalaklık…”

Loş stüdyoda hala oturduğunu fark etti ve hemen kalkıp çıktı. Fotoğrafçı bilgisayarda çoktan fotoğrafı işliyordu ve birkaç dakika geçmeden küçük bir zarfın içinde o asık suratlı fotoğraflarını uzattı gülümseyerek.

Sanki “Al o abuş suratını. Ve defol…” diyordu, “İyi günler” derken…

Aldı ve çıktı.”

İşte bu acayip iş on yıllar önce farklı bir şekilde daha acayipti ve daha ağır, daha ciddi bir tören havası içinde gerçekleşiyordu. Çıkarken de hemen eline tutuşturmuyorlardı fotoğrafları. Renkli yoktu. Siyah- beyaz… Fotoğrafçı bir makbuz yazar ve kapora aldıktan sonra “Haftaya çıkar!” deyip yollardı müşterisini.

Halbuki filmin karanlık odada banyosu, kurutulması ve sonra karta basılıp kartların benzer işlemlerden geçmesi fazla fazla bir saat sürerdi ancak.

Ben bunu gazeteciliğe adım atıp karanlık odada çalışmaya başlayınca anladım ve çok canım sıkıldı. Neden insanlar bekletiliyordu bu kadar. Tamam bir saat sonra gel demesinlerdi, yarına teslim etsinlerdi…

Bir hafta sonra gel demek hem işi daha önemli hale getiriyor ve hem de istenen fiyatı makul kılıyordu sanki.

O zamanlar sanki insanların bir kısmı bu süreyi umursamıyor, bir kısmı da fotoğrafçının bir hafta boyunca haldır huldur sanki çektirdiği vesikalığı ortaya çıkarabilmek için çalıştığını sanıyordu herhalde.

Peki ben ne sanıyordum?

Xxx

Usulünce kandırıldığımız, yalan olup olmadığını düşünmediğimiz veya yalansa bile rıza gösterdiğimiz başka neler var kim bilir?

Mesela bütün belediye başkanı ve milletvekili adaylarının adaylık sebebini “vatana- millete hizmet etmek” klişesiyle özetlenebilecek şekilde açıklamalarına hiç ses çıkarmayız.

Öyle midir?

Mesela en kutsal mesleklerin başında öğretmenlik geliyorsa, öğretmenlere evlatlarımızı yani geleceğimizi emanet ediyorsak, neden en az parayı öğretmenlere veriyoruz?

Kutsallıkla çok kazanmanın arasında maddi bir bağ kurmak mı abes olan yoksa zaten kutsal olduğu için mi öğretmenlik az kazandıran mesleklerin de başında geliyor?

Mesela bu ara acayip bir moda olarak yayılan ve bir kısım başörtülü genç kızların alınlarının üst kısmında alnıyla örtüsü arasında yarım santimlik bir şerit halinde saçlarını sergilemeleri, (tesettürse eğer niyet, saçının bir kılının ucu bile gözükmemeliyken) yırtık kotlarından diz kapaklarını sergileyenler karşısındaki durumları ne?

Yuh! Cümleye bak… Netameli ya… Düğümlendim resmen.

Kim neyi neden gösteriyor?

Sonuç olarak, hayatımız yalan…

Yani; “Gel bakayım Muharrem…”


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık