• 31 Ağustos 2017, Perşembe 18:30
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

GİRME OĞLUM O KONUYA!

İşte bunu bana demeyeceksin!

Girerim!

Haa, çok mu cesaretliyim? Çok mu biliyorum?

Hayır mesele o değil.

Mesele basit bir analitik değerlendirmeyi yapamıyor ve elma ile armutları karıştırıyor oluşumuzda.

Sonra tartışıp duruyoruz.

Sonuçsuz tartışmalarla harcadığımız zamanla, düşmanlarımızın tam da istediği kıvamda eblehleşiyoruz.

Yeni Birlik’te yayınlanan yazım sebebiyle başıma gelen bir hadiseyi anlatarak başlayayım.

Cemil Meriç’in “irfan” üzerine fevkalade edebi lezzeti ve bir o kadar da derinliği olan pasajını paylaştım. Yakinen tanıdığınız ve benim de çok sevdiğim bir ağabeyim, whatsapp’tan cevabı çaktı:

"Muhammed Hatice ile geçirmiş olduğu yılların acısını torunu yerindeki Ayşe'nin kollarında giderdi.” Cemil Meriç

Haydiii…

Efendimiz Aleyhisselam’ın zerre aleyhine olabilecek (ima bile olsa) bir kelimeye tahammülüm yok!

Düşündüm. Vefatından önce tanışma fırsatı bulduğum, kitaplarının çoğunu okuyup beğendiğim rahmetliye karşı müthiş bir öfke patladı içimde.

Veya Erzurum’un damlarından sarkan metrelik bir buz sanki beynimden girdi de iki parçaya böldü beni.

Bir daha düşündüm sonra.

Cemil Meriç kim? Veya onun bu son derece yakışıksız ifadesi ne gibi bir arızaya/ fesada sebep olabilir?

Bir nokta içimi serinletti.

O da şu. Cemil Meriç dediğimiz zaman aklımıza bir İslam Alimi gelmiyor. Veya onu okuyanlar, genellikle Batı/ Doğu macerasının Doğu kısmında daha çok Hind ile zaman geçirip, sosyolojik, felsefi ve tarihi tespitlerinde “İslam”ı merkeze koyma durumundan uzak kaldığını biliyorlar.

O lafı keşke etmeseymiş ama…

Peşinden sürüklediği kitleleri cehenneme götüren bir zındık, münafık veya sözde din adamı değil o!

Mesela üstad Necip Fazıl…

Bir İslam alimi midir? Hayır! Ya Mürşid-i Kâmil? Hayır…

Büyük şair. Dava adamı. Şiirlerine laf edemeyiz. Yaşadığı dönemin hadiseleriyle ilgili özellikle mürşidi ile tanıştıktan sonra yaptığı siyasi ve aktüel değerlendirmelere de…

Fakat tarihçi değildir. Onun tarihi kitaplarından tarih öğrenemezsiniz. Hatta kısmen yanlış öğrenirsiniz…

Onun için Üstad demek Çile demektir. Sakarya Türküsü demektir. Ayasofya Konferansı demektir.

Peki Mehmet Akif?

Büyük İslam Şairi… Yemezler…

Büyük şair diyebilirsin... Saygım var.

İstiklal Marşımızın tarihe geçen söz yazarı de… Eyvallah…

"Asım Nesli" idol oldu. Herkes kafasındaki ideal nesle patlatıyor bu ismi: Asım'ın Nesli... Mitinglerde filan çok kullanışlı pasajları var...

Ama şiirim geldiğinde benim gönül çeşmemden akmıyor. Sevenlere mübarek olsun. Herkesin şairi, şiir anlayışı farklı olabilir. Ustalığını tartışmıyoruz. Edebiyat tarihine geçmiş bir isim... 

Fakat ona, ondan din öğrenilecekmiş gibi din adamı muamelesi yaparsan, Abdülhamid Han’a yani Halife-i Müslimin’e galiz küfürler eden satırlarını ve mason/ reformist Efgani- Abduh aşkını gözüne sokarım…

Ona dini bir kisve verirsen, İslam akaidine şiddetle ters ve talihsiz mısralarını önüne korum.

Ali Şeriati kim? Üniversiteyi İran’da bitiren, Fransa’da doktora yapan bir sosyolog…

Sosyolog…

Ben dinimi bundan mı öğreneceğim? Kitap isimlerine bak: Dine Karşı Din, Muhammed Kimdir?, Kur’ana Bakış… Hangi ilminle bu sahalara el attın sen?

Ama siyasal İslam’ın önder isimlerinden. Kitleleri peşine takan, İslam adına harekete geçiren, İslam’ı öğretme ve yaşatma müktesebatı olmayan bir aydın!

Önce ol! Sonra öl!

Efendimizle yani Kur’an-ı Kerim ve onun tefsiri sünnetle ilişkimize perde olan zihniyet.

Peki Seyit Kutup?

Davası uğruna şehit olan büyük mücahid! Gazeteci… Yazar… Üniversite eğitiminde sosyoloji, felsefe, pedagoji ağırlıklı bir lisans eğitimi alan ve sonra edebiyat öğretmenliği yapan bir idealist.  

Güzel…

Peki Seyit Kutup İslam Alimi midir? Mürşid-i Kâmil midir? Tefsir yazacak bir müktesebata ve icazete sahip midir? Hayır…

Recep Tayyip Erdoğan da bir Mürşid-i Kâmil değildir. Büyük bir lider, tarihe geçecek bir kahramandır fakat ona Mürşid-i Kamil muamelesi yapanlar, iki dönem önce kıçında don yokken, onun sayesinde milyon liralık arabalara binen, milyon dolarlık evlere kurulan ve parasının pardon çaldıklarının hesabını bilmeyen nadanlardır…

Ben de olsam olsam ancak odun taşıma safhasında bir mürid olabilirim.

Amaaaa….

Şükür ki, her İslam Alimi’nin bu sıfatı alabilmesi için okuması gereken dersleri, önüne çökmesi gereken “alim yetiştirebilme sıfatına sahip” alimleri ve bu yolun nasıl bir yol olduğunu biliyorum.

Yavşağın biri “İmam-ı azam da insandı. Ben de insanım. Ne var yani?” diyor…

Söyleyeyim.

İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin babası Hazreti Ali’yi misafir etmiş, sohbetinde bulunmuş olan Sabit Hazretleridir. İmam-ı Azam Eshab-ı Kiram’dan beş büyük sahabeyi görüp onlardan hadis dinlemiştir. Küçük yaştan itibaren aldığı dersleri ve bu derslerdeki hocalarını ve hocalarının hocalarını ve yani Efendimize ulaşan ilim silsilelerini isim isim saysam, bu yazı çok uzun olur?

Ama fikir versin diye örnekler alalım: İmâm-ı a’zamın hocası Hammâd bin Ebî Süleymân fıkıh ilmini İbrâhîm Nehaî’den, bu da Alkama bin Kays’dan, Alkama bin Kays da Abdullah bin Mes’ûd’dan, bu da Peygamberimizden (aleyhisselâm ) öğrenmiştir. Hammâd bin Ebî Süleymân’ın derslerine yirmisekiz yıl devam edip emsalsiz bir dereceye ulaştı.

Alooo? İnsan müsveddesi! 28 yıl… Ve Efendimize dayanan bir fıkıh silsilesi…

Bitti mi? O sadece fıkıh kısmı…

İmâm-ı a’zam (radıyallahü anh) ayrıca Ehl-i beytden, Zeyd bin Ali’den, Muhammed Bâkır’dan ilim öğrendi. Muhammed Bâkır ona bakıp, (Ceddimin şeriatini bozanlar çoğaldığı zaman sen onu canlandıracaksın, sen korkanların kurtarıcısı, şaşıranların sığınağı olacaksın. Şaşıranları doğru yola çevireceksin. Allahü teâlâ yardımcın olacak!) buyurmuş.

Tasavvuf ilmini de Silsile-i âliyye denilen evliyânın büyüklerinden olan Ca’fer-i Sâdık’dan öğrendi. Onunla sohbet edip feyiz alarak tasavvufda yüksek makama kavuştu. Eshâb-ı kiramdan İbni Abbâs’ın ilmini Mekke fakîhi Atâ bin Ebî Rebâh’dan ve İkrime’den, Hazreti Ömer ve onun oğlu Abdullah’dan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer’in azatlısı Nâfî’den öğrendi. Böylece, Eshâb-ı kiramdan İbni Mes’ûd ve Hazreti Ali’den nakledilen ilimleri de buluşup görüştüğü Tabiînden öğrendi.

Bir gün Türk Edebiyatı Vakfı’nda Yaşar Nuri Öztürk konuşuyordu ve şu cümleyi kulaklarımla işittim:

“Canım kaç yüz sene önce yaşamış Ebu Hanife’nin hükümleri bugüne uyar mı?”

Ulan nasipsiz, Kur’an-ı Kerim nasıl zamanlar ötesi ise…

Efendimizin öğrettikleri de öyledir.

Her zamana ve keyfinize göre din mi uyduracaksınız!

Ahanda Bayraktar Bayraklı var. Gidin ona. Size her gün için Kur’an-a bakıp ayrı ayar verir. Adam “Kur’anı Kerim’i hurafelerden temizledim. Kimsenin fikirlerini kullanarak tefsir yazmadım!” diyor. Tefsiri 21 cilt… Okuduğu ilahiyat ile aldığı sosyoloji eğitiminden faydalanarak yazmış. Arapça ve farsça kullanmamış üstelik. Regl döneminde kadınlar namaz kılabilir ona göre. Namazı başı açık da kılabilir.

Bir cilt Kur’an-ı Kerim’den 21 cilt tefsiri kimsenin fikirlerine müracaat etmeden bizatihi kendisi yazmış. Yani kıçından uydurmuş.

Halbuki…

Böyle bir cürete kalkışmak için önce hadis-i şerifleri yok sayacaksın. Kur’an-ı Kerim dışında ne varsa hurafe deyip paketleyip atacaksın.

Öyle mi?

Değil.

Hadis-i Şeriflerde şöyle buyuruluyor:

(Kur’an-ı kerimi kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa da, hata etmiştir.) [Nesai]

(Kur’ana ehliyeti olmadan mânâ veren, Cehennemde azap görecektir.) [Tirmizi]

(Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Deylemi, M. Rabbani]

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık da (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi toprak kabul eder, hangi gök beni gölgeler?) buyurmuştur. (Şir’a)

Mesela dört mezhep imamımızdan biri olan İmam-ı Malik Hazretleri’nin şu sözü boşa söylenmiş bir söz müdür?

“Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bidat ehli yani sapık olur. Her ikisine kavuşan hakikate varır.”

Din ilimlerinde ehliyeti olmayan Seyit Kutup hapishane şartlarında tefsir yazıyor.

Bayraklı zaten ortada…

“Adem Aleyhisselamın babası vardı, evrim mantıklı, İmam-ı azam adamsa ben de adamım” diyen de meal/ tefsir yazıyor.

Artık gerisini siz bilirsiniz.

Binlerce İslam Alimini baş tacı ediyoruz da, hep aynı yolun yolcusu 25-30 reformist/ mealci/ silsilesiz/ şair/ sosyolog/ filozof ve yarım hocaya sadece analitik bir bakış açısıyla bakıp, burada bir mantıksızlık, gereksizlik, uygunsuzluk, aşırılık, sapkınlık var dediğimiz için mi kötü olacağız.

Oluruz…

İlla ki itiraz edenlerimiz ve düşmanlarımız olacaktır…

Şerefsiz değiliz ki, bütün dünya dostumuz olsun!

Siyasal İslamcı diye toparlayabileceğimiz bütün isimlerin vazettiği "din" anlayışında "gelenek"e bir tahammülsüzlük, büyük İslam Alimlerini ama reddederek ama reddetmeden yoklarmış gibi davranarak, müsteşriklere ve onların mabadından ayrılmayan yerli şakirtlerine atıfta bulunmalar, dolayısıyla "din"den özgürce konuşma ve "din" yorumlama serbestisi bulursunuz. 

Yani şu internet çağında kim gidip 30 sene ve üstelik geceli gündüzlü ve dahi öğrendiğini bi hakkın yaşayarak alim olacak?

Örtün şu gerçeğin üstünü. Kur'an yeter. Hadisler mi? Yahu İsrailiyat, hurafe, mevzu falan filan...

Yeter dediğin Kur'anı Azimüşşan'da Allah-ü Teala kaç yerde Efendimize uymayı emrediyor?

Kime söylüyorum? Ya kriptosunuz... Ya satmışsınız ruhunuzu çoktan...

Netice...

Cemil Meriç’ten din öğrenmem… Değerli bir mütefekkirdir ama…

Mehmet Akif’ten din öğrenmem… Şairdir.

Dinimi İslam Alimlerinden öğrenirim…

Yani?

Sürpriiiiiz:

“Mızraklı İlmihal”

Acıttı mı?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık