• 22 Temmuz 2018, Pazar 23:52
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Fotoğraf deyip geçme!

Rahmetli Türkiye’nin en büyük barajlarından birini yapan inşaat şirketinin sahibi, bir duayen ve sorgulayan bir adam. (Gereksiz polemiklere yol açmamak için isimleri bir kenara bırakalım.)

Bir ziyarette tanıştığı kimya mühendisine kritik bir soru yöneltiyor:

“Senin çocukluk yıllarına dair kaç fotoğrafın var?”

Bugün için 60- 70 yıl öncesinin şartları hemen gözünün önüne geliyor kimya mühendisinin ve cevabı aslında birçok yaşıtıyla benzer bir cevap:

-Belki üç-beş tane…

Benden bir nesil önceki dönemi idrak etmiş muhterem kimya mühendisi büyüğüm “hiç yok” deseydi bile şaşırmazdım. Çünkü 1970’lerin Adapazarı’nda çocukluğunu geçiren bendenizin bile hayatına ışık tutacak karelerin sayısı 10-15’i geçmez.

Üstelik sokağımızda Adapazarı’nın en meşhur fotoğraf stüdyosu sahiplerinden biri otururdu ve bu yakınlık ve avantaja rağmen bir vesikalık çektirmek bile o günler için ciddi bir merasim ve hazırlık gerektirirdi.

O kritik soruyu soran zat aslında çok önemli bir vakaya dikkat çekmektedir o an…

Çünkü Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1900’lerin başında ve farklı savaş coğrafyalarında hatırı sayılır bir fotoğraf koleksiyonu bulunmaktadır elimizde.

Rahmetli iş adamı sayar:

Bingazi Çölleri- Kabile Reisleriyle…

Suriye Cephesinde…

Kış şartlarında paltosunu yorgan yapmışken…

Sofya’da…

Daha Albay bile değilken Çanakkale cephesinde…

Gerçekten yeni bir devleti inşa edecek “kurtarıcı”nın, henüz üç beş gün sonrası için yorum yapılamayan günlerde, can çekişen bir devletin çeşitli cephelerinde adeta yanında bir kadrolu fotoğrafçısı vardır.

Yani fotoğraf tekniğinin ne kadar geri olduğunu ve savaşa ilaveten fotoğraf çekmenin ne kadar zor şartlarda icra edildiğini anlatmaya gerek yok.

İyi ki de bu fırsatlar ele geçmiş… Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun hayatının en kritik dönemlerine ait gayet güzel açılardan fotoğrafları birer belge olarak bol miktarda elimize ulaşmış.

Bu fotoğrafların hiçbiri rastgele fotoğraflar değil.

Her fotoğraf karesinin merkezinde Mustafa Kemal var. Ve Mustafa Kemal’in daha sonra ders kitaplarından öğrendiğimiz savaş şartlarındaki performansını birebir karşılayan çok başarılı kareler…

O zatın verdiği bilgiye göre Mustafa Kemal’in müstesna albümündeki fotoğrafların sayısı 1.500 civarında…

Şu tartışılmaya değerdir; bırakın 1.500’ü, aradan neredeyse bir-iki nesil geçtikten sonra bile hayatına dair yeterince fotoğraf bulunmayan bir adamın başarılı olabilmesi ve bir milletin başına geçebilecek irade ve gücü bulabilmesi mümkün değildir.

Kurtarıcılığa giden yolun neredeyse tamamında objektiflerin hep onu araması başka nasıl izah edilebilir?

Aklıma ahşap tripodun üzerinde, bir tarafından siyah örtünün sarktığı “İstanbul Hatırası” çeken o alamet fotoğraf makinesi geliyor…

Fotoğraf makinesi ve savaş fotoğrafçılığı tarihleri eşliğinde, Mustafa Kemal’in nasıl keşfedildiği ve takip edilip kayda alındığı araştırılmaya değer bir konu…

Anıtkabir’de ucuz şarlatanlıklar tezgahlamak yerine, daha ciddi konulara eğilip geleceğimize ışık tutacak çalışmalara yönelmeliyiz.

Fotoğraf deyip geçmemek lazım.

1900’lerin başı…

Kan, barut, ceset kokuları… Kurşun, şarapnel vızıltıları… Açlık, kuru ekmek, siperde bitlenmek…

O şartlarda vatan kurtarırken fotoğraf çektirmek…

Aradan yüzyıl geçince de fitne öz çekimi ile ortalığı karıştırmak…

Gerçekten fotoğraf deyip geçmemek lazım.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Hasan Erkut Saylan Hasan Erkut Saylan 23.07.2018 06:57

İlginç bir hususa, ilginç bir bakış açısı. Doğrusu M.Kemal konusuna, biyografisine hiç böyle bakmamıştım. Şimdiye kadar başkasının da bu şekilde baktığına rastlamadım. Yani şimdi bu durumda nasıl düşünmemiz gerekiyor ? Sorusunun cevabını yazar okuyucuya bırakmış. İyi de, bu M.Kemal konusu ülkemizde yeterince suistimal konusu zaten. Yeni bir polemik konusuna ihtiyacımız da yoktu. Neyse ki bu durum belki de, bilindiği kadarıyla M.Kemal'in narsist karakteriyle yani kendini aşırı beğenme sendromuyla açıklanabilir.

mehmet fazıl mehmet fazıl 23.07.2018 09:34

Harika tespit... İnşaallah iyi bir araştırmacının dilkatini çeker...

m oz m oz 23.07.2018 21:20

yakın tarih gerçek tarihçilerle sadece kamal açısı ile değil her açıdan incelenecek, Allah cc ömür verirse bu eserleri okuması bal olur , bal; sizinki bu araştırmacıların barutunu ateşleyecek bir kibrit alevi gibi, yine kaleminize sağlık, abi

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık