• 21 Ağustos 2017, Pazartesi 15:44
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

ERGENLİĞİ BANA SORUN!

 

Doktorumuz ve abimiz Ahmet Faruk Yağcı’nın ergenlere matuf yazısını okuyunca, oğullarımın çektirdiklerinden çok bir oğul olarak çektirdiklerim geldi önce aklıma.

(Bu arada üstadın gölgesinden istifade ettiğimi anladıysanız da anlamamış gibi yapın…)

Elliyi devirmek üzereyken hallerime bir baktım sonra…

Ulan dedim, doktorun saydığı belirtilerin mühim kısmı bende de var, sadece eziyet edecek ebeveynlerden mahrumum…

Şimdi yakından tanıyanlar, “Yok be ağbii, ne alaka, abartıyorsun” diyecekler ama içimde kopan fırtınaları ve isyanları çaktırmayacak kadar büyüdüm yani…

İkinci ergenlik dediğim, ihtiyarlık korkusunun çaktırılmayan psikozları belki…

Ama ilkine dönmek istiyorum önce…

Rahmetli babamla (Bilenler bilir; Şoför İlyas Amca) markete girdiğimizde (market dediğim bakkalın az büyüğü) iki adım geride dururdum.

Çünkü babam illaki yumurta alırken seçecek, yumurta kartonlarını kaldırıp alttakilere de bakacak…

Keza ekmek alırken de…

Yumurtanın irisi, temizi, yakışıklısı filan…

Al be adam. İrisi ufağı yumurta işte…

Ama o, bugünün parasıyla alacağı 20 liralık yumurtanın, 20 liraya değer olmasının derdini güderken, iki adım geride duran bendeniz, bırakın kendimi ve Türkiye’yi, dünyayı kurtaracak bir enerji, çağ açıp çağ kapatacak bir potansiyel ve keşfedilmemiş kabiliyetler içinde kutlu sıkıntılar çekiyordum, üç beş kuruş için harcanan zamanımın suçlusu babamdı…

Halbuki biraz sonra kasada hesabı ödeyip arta kalandan bana da üç- beş lira vermeyecek olsa belki otobüse binebilecek durumda değildim.

O yeterince bilmiyordu. Çağı yakalayamamıştı. Fakat bilebildiklerini fark edip anlamak yerine, bilmediğine emin olduklarımla yargılıyordum.

Öte yandan ben, her şeyi biliyordum fakat bildiklerimi anlatacak durumda değildim, kolay yoldan posta koyup “Siz ne anlarsınız?” tribine girmek işime geliyordu. (Halbuki hiçbir şey bilmiyordum ve bunu itiraf edemiyordum.)

Ergen oluruz…

Ve sonra ergenlerimiz olur.

Ama asıl acısı, hayatın kınadığımız her ayrıntıyı başımıza misliyle getirmesidir.

Ben bu yazıyı daha önce de yazdım. İlk pişmanlığımda… Baba olduğum ve babamı kaybettiğim zamanda.

Bu ahir zaman versiyonu olsun…

Muhtemelen “ergen”ler bu yazıyı okumayacak, okusa bile alınması gerekeni almayacak.

Ana fikir şu ve çok basit:

“Başınıza misliyle gelecek…”

Bu size bağlı… Az yaparsanız azın on katı, çok yaparsanız çokun on katı…

“Başınıza misliyle gelecek!”

xxx

Beni şimdi hem de bugünün hipermarketlerinde yumurta seçerken görün…

Ve ekmek alırken…

Babam görüyordur belki.

O zaman da kızmıyordu… Şimdi de kızmıyordur…

Babanın, “babalık” sorumluluğu ve ağırlığıyla anneler gibi gösteremediği “merhamet”, külçe altın gibi kıymetlidir oysa…

Lazım olup paraya çevirmek isteseniz, annenizin işçilikli bileziği gibi kaybettirmez…

Xxx

Kaç yaşında olursanız olun…

Sizden yaşça büyüklere hem iyi davranın ve hem onlardan istifade etmeye çalışın.

Aksini düşünüyorsanız, bilin ki, yanıldığınızı anladığınız gün mutlaka gelecektir.

O zaman ya benim gibi itiraf ederek rahatlamaya çalışırsınız…

Ya da böğrünüze oturmuş bir öküzle yaşarsınız.

Xxx

İdare et doktor…

Şöhretine ve uzmanlığına kaynak yaptım…

Çok kızdıysan, inan bi daha yapmam!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık