• 07 Ağustos 2019, Çarşamba 14:51
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Canım cennette cemaati!

CANIM CENNETTE CEMAATİ!

“Bu hesap görülecek!” başlıklı yazımın sonunu şöyle bağlamıştım:

“Neyi kaybettik, neyi kazandık?

Bu hesabı görmek zorundayız.

Yani, bir cemaate mensup olmak artık ne anlama geliyor, şimdi onunla yüzleşeceğiz.

Bu da girizgahı olsun!”

Xxx

Türkiye’de cemaatler üzerine yazanların tamamında doğal illetler var.

İlk olarak…

Hayatının hiçbir safhasında herhangi bir cemaate intisap etmemiş ve hepsine aynı uzaklıktan/ yakınlıktan bakmayı iddia ederek düşüncelerini/ tahlillerini gazetecilik aldatmacası “tarafsızlık” sinsiliğinde sergilemiş olanlar öne çıkıyor.

Böyle olmasını/ algılanmasını doğal karşılıyorum. Güya bir “nesnel”lik garantisi vaad ediyor fakat böyle bir garantiye ne kadar ihtiyaç var ve asıl problemi çözmeye yarar bir durum mudur, dikkate almıyorum.

Yani, baklavayı seyrederek ve baklava yiyenlerin düşüncelerinden toparlanmış bilgilerle ve ama tadına asla bakmadan hüküm vermek!

Onun için, bu taifeden olanları konu dışına ittiriyorum.

Hemen ikinci sırada bir cemaatin müntesibi iken, herhangi bir sebeple o cemaatten ayrılıp öncelikle o cemaatin özelinde ve sonrasında “diğerleri de üç aşağı beş yukarı aynı lacivertin tonları” hükmüyle hareket edenlerdir ki, bunlardan da sadra şifa bir reçete çıkaramayız.

Çünkü hesap görmek kişiselliği ve aczi içindedirler.

Demek ki, yandaşlık, karşıtlık, objektiflik iddiaları altında söylenenler ve yazılanlar rafine edilmeye muhtaçtır ve öyle olduğu için ilgili ilgisiz, gerekli gereksiz unsurlar barındırır. En büyük müşkülat ise öyle olmadığı halde ambalajlarında iddialı bir tasarımla “rafine” yazmasıdır.

Bütün bu zor ve sıkıcı anlatımın sebebi, gerçekten anlamlı bir arayış yolunu açabilme çabasıdır.

Xxx

Bazı detayları, kimi zaman karikatürize ederek veya kamyon arkası aforizmalara sığınarak ele aldığımda bunu küçümsemek ve reddetmek maksadıyla yapmadığımı, kestirmeden ve kolayca söyleyebilme fırsatına sığındığımı bilmenizi isterim.

Mesela bütün cemaatler özetle “Yapış bize, kurtar ahiretini” diyorlar dediğimde, “Aman yapışmayın, dünyanız da berbat olur, ahiretiniz de” demek istediğim sonucunu çıkarmayın.

Ben nerden bileyim şu an neyi kurtardıklarını veya kurtarabileceğinizi?

Ama inanan insanın ahiretini kurtarmak gibi en sahici ve en önemli bir endişesi var ve bu endişeye binaen oluşmuş cemaatleri tek kalemde silmek elbette hem anlamsız ve yanlıştır ve hem de ve iyi ki gücümüzün dışındadır.

Xxx

Kimileri devşirilerek, birbirleriyle çatıştırılarak, iç çekişmeler oluşturularak örselenen, itibarsızlaştırılmaya çalışılan cemaatler değişerek, dönüşerek var olmaya devam edecekler. Fakat bu değişim ve dönüşüm tuttukları yolun esasında değil, liderlik ve yönetim anlayışlarında söz konusu olursa işe yarayacaktır. Yoksa bazıları silinecek, yerlerine belki yenileri oluşacak veya herhangi bir cemaat üst yapı elemanlarıyla artık fiziki olarak var olmasa da, umdeleriyle, kalbî müntesipleriyle ve gerçek hayatlarını kurtarmak isteyenler sayesinde hayatiyetlerini sürdürecektir.

Xxx

Denilebilir ki, herhangi bir camiada, o camiaya muhabbet duymak ve aralarında olmak isteğinden başka hüviyeti olmayan bir adam hangi hak ve yetkinlikle bunları söylüyor?

Derim ki, mesela “Kurban” ibadetini bir derneğe en ucuzundan ısmarlayarak ritüele çevirenlerin, en pahalısından tatile çıkmasının neredeyse vasat haline geldiği bir zamanda buna şaşırmaya kimsenin hakkı yoktur.

Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ayrı tutamayacağımız Türkiye Diyanet Vakfı’nın “Kurban keserken vekalet almıyorsunuz. Vekalet vermeden kurbanım kabul olur mu?” sorusuna “Kurban bağışlarında kurban bedelini yatırdığınız andan itibaren Türkiye Diyanet Vakfına ve personellerine vekalet vermiş bulunmaktasınız. Ayrıca yazılı ve sözlü bir vekalet vermenize gerek bulunmamaktadır” lakaytlığı karşısındaki sessizlik ve etkisizlik de bir zamanlar varlıkları vicdani otorite olarak anlam ifade eden cemaatler hakkında konuşmayı haklı ve gerekli kılıyor.

Ümmetin içine sinmeyen otorite bu halde ise, cemaatler ne işe yarıyor o zaman diye sormamız gerekir…

Ayrıca bu sessizlik ve etkisizlikte, bir zamanlar kurban derisine talip olanların şimdi kurban organizasyonu iştahı bir faktör müdür sorusu da ister istemez zihinlerimizde şekilleniyor.

“Aman efendim, fakir fukara et yemesin mi? Afrika’nın en ücra köşesine elimiz değiyor fena mı?” tarzındaki ters manyel soruları anlamsız ve yersiz sayıyorum.

Fakir komşunu tesbit etme gayretine girmeyeceksin; bi zahmet onunla temas kurmayacaksın ve fakat bütün dünyayı kurtarıyorum havası atacaksın.

Gerçi “Muhitimiz belli canım. Buralarda iki kilo ete ihtiyaç duyacak fakirin ne işi var? Hadi aradık bulduk diyelim. Bu muhataplık, yanında başka mesuliyetler getirmeyecek mi?” içseslerini, dışa vurulamayan itiraflar olarak not edebiliriz.

Xxx

“Ala fetva” ve “Alo kurban bağışı” türü alafranga zihniyet konforunun bir sonucudur ki, “Yapış bize, kurtar ahiretini” mottosuna dünyalık promosyonlar ilave edilmiştir. Ve cemaat seçiminde artık garanti ahiretin yanı sıra, bir miktar dünyalık göz kırpışı belirleyici olmaktadır.

Hal bu derekede seyrederken, postta kimin oturduğunu kim umursar?

İşin tabiatında, yani cemaatleri doğuran tasavvufun temelinde bulunan “sorgusuz sualsiz tam teslimiyet”in, bugün maalesef bütün gözleri kör ettiği, vicdanları katılaştırdığı, konfor arayışını azdırdığı bir gerçektir.

Madem liyakat problemi olanlar tarafından “sorgusuz sualsiz tam teslimiyet” istenecektir; bugün artık promosyon şarttır.

Nedir promosyon?

Cemaatine göre bütün yurt sathına yayılmış dersane, medrese, vakıf- dernek tabelalı buluşma noktalarında konaklama ve iaşe…

Cemaatine göre, holdingleşmiş yapıların içinde bulunan sağlık, eğitim, turizm, perakende vs. gibi sektörlerdeki “bizim şirketlerden” avantajlı yararlanma imkânı.

Ve neredeyse bütün cemaatlerde geçerli olan ve aslında cemaat dışı bütün oluşum ve yakınlıklarda da işler halde bulunan, devlette veya özel sektörde ulaşılması gereken yerlere ulaşabilme tavassutu ile bir miktar öncelik/ torpil, kayırma vs.

Bütün bunlara ilaveten aidiyetin de coşturduğu “iç huzuru” sosu…

Xxx

Ana meselemizden uzaklaşmamak için çıkış noktamızı hatırlamakta fayda var:

“Neyi kaybettik, neyi kazandık? Bu hesabı görmek zorundayız. Yani, bir cemaate mensup olmak artık ne anlama geliyor?”

Net bir şekilde ifade etmiştik.

Olan ve olası yanlışlar sebebiyle çıkış noktaları gayet temiz ve gayet gerekli olan bu yapılara, “karşı bir duruş ve bakış” içinde olmaklığı faydalı bulmuyorum.

Sadece, mesela Ak Parti kadar ve daha fazla, bütün cemaatlerin fabrika ayarlarında olup olmadığının kontrolünü yapmak ve değilse o ayarlara dönülmesi gerekliliğini savunmak noktasındayız.

Xxx

Dinimizin emir ve yasaklarına uymayı kolaylaştıracak bir yakîn sağlamak için müntesiplerini olgunlaştıracak ve tabii olarak güzel ahlakı yayacak cemaatlerin liderleri, şeyhleri, ileri gelenleri emir ve yasaklara uymak ve güzel ahlakı yaşayarak yaşatmak anlamında öncü olamıyorlarsa, ya işgal ettikleri postları terk edecekler, ya da o postla beraber yalnızlığa mahkûm edilecekler.

Manevi dünyamızın içinde bulunduğu bulanıklık, postu sahiplenenlerin liyakatsizliğine ve bu liyakatsizliğe aidiyet duygusu artı promosyon şehvetiyle karşı çıkmayanların/ çıkamayanların basiretsizliğine işaret ediyor.

İşte tam bu noktada yok sayarak, karşı çıkarak, kavga ederek değil, farklı meşreplerde olsalar da aslen birbirine kardeş olanların temiz kaynağın gücüne sadakatle bir sinerji oluşturmaları, durumdan vazife çıkararak o anlamlı arayışın yolunu açmaları gerekiyor.

Senin şeyhin benimkini döver zamanı değil…

Benim yolum daha az kirlenmiş zamanı hiç değil…

Çünkü bir- iki nesil geriye gittiğimizde en azından cemaatlerin çoğunluğunda birbirlerine olan muhabbeti, cemaati temsil eden muhteremlerin birbirleriyle olan temiz arkadaşlıklarını gayet net müşahede edebiliyoruz.

Şimdi kendi camiasından çıkan küskünlerin vefatı sebebiyle rahmet okumayı yasaklayan bir zihniyet hüküm sürüyorsa…

Kanaatin yerini lüks hayat…

Sabrın yerini öfke…

Birleştirmenin yerini bölücülük…

Barışın yerini kavgacılık almışsa…

Ve arada örneklerden bir örnek olarak verdiğimiz gibi, bütün toplumu birleştirecek manevi kıymeti yüksek günleri, bayramları ritüele çevirip birbirimizden uzaklaşıyorsak…

Bu manzara “mütedeyyin ve muhafazakâr” iddialı bir iktidar için umursanmaz bir manzara ise…

Terk edip gitmek, kızıp küsmek, hır çıkarıp kavga körüklemek yerine, kaynağın saflığında ve huzurunda bulunmak ve buluşmak asgari işimiz olmalı…

Yoksa bir cemaate mensup olup gerisini koyvererek kimse paçasını kurtaramaz.

Ne diyor Hazreti Ömer radıyallahüanh?

“Sadece bir kişi cehenneme girecek deseler, o ben miyim acaba diye korkarım!”

Yani her herzeyi yiyip, “canım cennette nasıl olsa” rahatlığı, ancak ahmaklıkla açıklanabilir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Halil Halil 08.08.2019 14:49

Murat Bey iyi niyetinizi takdir ediyorum ancak, şu anda cemaatlerin mevcut yapılarını geçmişte cemaat şuuruyla hareket eden Müslümanlardan değil de, görüp örnek alabilecekleri tek yapı olan hristiyan cemaatlerinden aldıklarını düşünüyorum. İbadette, fikriyatta, ilim sohbetinde bir araya gelemediği halde ticarette geniş kapsamlı işler başaran cemaatlerimizin varlığını başka türlü açıklamakta zorlanıyorum çünkü. Ayrıca cemaatlerde gördügümüz, sizin de yazınızda bahsettiğiniz baxı nahoş hallerin, alt tabakadan değil de tepeden aşağı doğru yayıldığı da aşikardır. Bu da cemaatlerin şeyh postlarında oturan kimselerin liyakati konusunda bir muhasebe yaptığımız zaman tamamen doğrulanmaktadır. Bugun "postunda liyakatsiz bir kimse oturan cemaat var mı?" sorusu hemen herkesten "acaba oturmayan var mı?"şeklinde cevap bulacaktır. Çünkü evvelinde hepimizin saydıgı evliyadan büyüklerin oturdugu bazi cemaatlerin postunda bugün şeyhin işaret ettiği liyakatli halifesi değil, ihvandan muhteris ve kudretli bir ailenin reisi oturuyor. O da ölünce kendisinden bekleneceği gibi sorgusuz sualsiz şeyhliği oğluna bırakıyor. Artık oğlunun hallerini bilen var mıdır yok mudur bilinmiyor, bilmeyen de sorma cüretini gösterebilir mi? Hele bir göstersin... Bazı cemaatlerde şeyh yerine bir halife birakmadığı halde artık "ihvan dağılmasın" işgüzarlığından mıdır bilinmez, yine birisi çıkıp o kadar insanı peşinden sürüklemeye devam ediyor. Artık bu saydığım cemaatlerde takva duygusunu alevlendiren ilmi konuşmalardan ziyade, liyakatsiz şeyhi yücelten menkıbeler duymaya başlıyorsunuz. Artık bu şeyhin yegeni dayısı anası danası bile mübarek şahsiyet gibi tazim ve hürmet görmeye başlıyor. Böyle şeyhe intisap etmiş adama hiç cehennem ateşi değer mi? (!) İşte bu haller neticesinde topladığı kalabalığa göre fazileti artan cemaat anlayışı türedi. Akçalı işlerle meşguliyeti ön plana çıkan cemaatlere mensup kişilerin bir an bile durup "ne yapıyoruz" demeden kalabalığı takip ettiği için cenneti ummasına şahit oluyoruz. Eminim bu saydığım hallerden hiçbiri görülmemiş cemaatler yaşıyordur bugün. Ancak bu mecrada öyle bir cidal ve cebelleşme var ki, gün gün temiz ve doğru istikamet üzere hayatına devam eden bir cemaatin ihvanı, postu sırtına geçirip koyunları ine götüren bir kurdun peşine takılma tehlikesi altında yaşıyor. Aslında yediden yetmişe herkesin uyanık olması gerekirken, genç ve tahsil görmüş ihvanın bile "cennetle müjdelenmiş" gibi kendinden emin hallerini görebiliyorsunuz. Bir de ayrıca incelememiz gereken hastalıklarımız var: Milletçe boş lafı ve dedikoduyu çok seviyoruz. Bu hal en mütedeyyin ihvanda bile görülebiliyor. Birlik beraberligimizi mehveden bu hastalik, bu yetmezmiş gibi yapacagimiz her hayırlı işi de başlamadan bitirebiliyor. İlber Ortaylı son zamanlarda bu konuyu sıkça dillendiriyor: insan bazen yalnız kalıp kendini geliştirecek işlerle meşgul olmalı, ama bizde işi olan olmayan herkes ilk fırsatta oturup kalabalıklar halinde boş lafla vakit öldürüyor. Böyle toplumlarda, fertleri zeki insanlar bile olsa başarılı bir iş çıkmaz.

Mehmed Ce Mehmed Ce 14.08.2019 02:53

bu rahatlıkta sonradan görenlerin hali toplumun neresine baksak dökülüyoruz darmadağınız , madde hakim oldu mana anlamını yitirdi gönülde ve akılda heva ve hevesleri peşinde perişanız Rabbim ıslah eylesin cümlemizi

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık