• 01 Şubat 2019, Cuma 12:47
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Çamur makinası Sabo!

SABO!

Esasen çocuğa isim vermenin ehemmiyeti çok yüksektir hem dinimizde ve hem örfümüzde…

Diğer taraftan birçok isim manevi açıdan “mukaddes” kavramlara atıf olduğu için kısaltmasını kullanmayı edepsizlik sayarız.

Abdullah…

Allah’ın kulu yani…

Ama bu isim ironik bir şekilde bebek katilinin, vatan haininin ismiyse “Apo” demekte beis yok diye düşünüyorum. O da her ne kadar Allah’ın yarattığı bir mahlukat ise de…

“Dinin güzelliği” olarak anlamlandırılabilecek Sabahattin de tercih edilen isimlerden…

Fakat masum bir yavru iken iyi niyet ve ümitle konan isimler sonradan taşınamayabiliyor.

Soyadı da öyle…

Mesela elbette benim ne kadar “başarılı” olduğum rahatça tartışılabilir. Soyadımın “Başaran” olması bir vaat veya gerçeğin ifadesi değildir.

İsminde dinin güzelliği soyadında kibarlık olan bir şahsın hem dine hem güzelliğe ve hem kibarlığa isyan ettiği bir örnek var önümüzde…

Bir zamanlar aynı müessesede çalıştığım Sabahattin Önkibar’dan bahsediyorum.

Ne mübarek, ne örnek akrabaları var halbuki…

Ama soy- sop kurtarmıyor insanı.

Aslında yanlış anlaşılabilir ve lüzumsuz tartışmalara sebep olabilir diye eskiden çalıştığım yerleri ya pek fazla konu etmiyor ya da iyi taraflarını anlatmaya çalışıyorum.

Ahlaken de yanlışa yanlış demek, doğruya doğru demek ve yanlışlarla doğruları karıştırmamak, yani toptancı davranmamak dikkat etmeye çalıştığım bir husus…

Misal, Ak Parti’yi eleştiriyorum bazı konularda, aklı kıt, ufku dar ve bilgisiz fikir sahipleri “Vay oyunu CHP’ye mi vereceksin!” diye çemkiriyorlar. Ne alaka?

Yeri gelince eleştirdiğimi, yeri gelince savunurum.

Araya hafıza tazelemek için birkaç yıl önce paylaştığım bir yazıyı alıyorum:

“Baskı dönemleri yaşadık…

Mesela 28 Şubat…

Kimi açıktan mücadele etti.

Kimi mevziye çekilip ”fitne”nin bertaraf olmasını bekledi.

Nefes aldığımız zamanlar da oldu.

Mesela Özal’lı yıllar nisbeten Müslümanların rahat hareket ettikleri yıllardı.

xxx

“Ehven-i şer” ve “ilm-i siyaset” teenni ile hareket edenlerin kullandığı, radikal tavırlı olanların kızdığı kavramlardı.

Biz muhafazakârlar enerjimizi ve duygularımızı kontrol etmekten bitap düşmüştük.

Türkiye Gazetesi’nin ilk televizyon reklam filminde “Allah” kelimesi geçiyor diye TRT’den sansür yemiştik.

Kenan Evren gazeteyi ziyaret edecekti; yahu şimdi bu adam bu işyerinde hiç kadın çalışmıyor diye arıza çıkarır mı diye kara kara düşünmüştük.

Velhasıl nefes alınan dönemlerde bile özgürlükten bahsetmek mümkün değildi.

Xxx

Altemur Kılıç, Özal’ın “Askerle aranızda denge olur.” tavsiyesiyle yazar kadrosuna katılmış bir isimdi.

Xxx

Türkiye’nin siyasi tarihine bakarsak, bizim gazetecilik anlamında en rahat edeceğimiz zaman ne zamana denk düşüyor?

Erdoğanlı yıllar…

Türkiye Gazetesi acayip bir iş yaptı.

28 Şubat’ın şeddelisi gelmiş gibi çağdaşlaşma yolunda büyük bir adım attı ve çok önemli yazarlar transfer edip, irtica kokan yazarlarının bir kısmını eledi.

Kimler geldi?

  • Balçiçek Pamir
  • Alper Görmüş
  • Melih Altınok
  • Yıldıray Oğur
  • Deniz Ülke Arıboğan
  • Ceren Kenar

 

O değişimi Mahmut Övür Sabah’taki köşesinde şöyle anlatıyordu:

 

“Önceki gün 43 yıldır yayın hayatını sürdüren Türkiye gazetesinin "değişim" gecesindeydik. Türkiye gazetesi özellikle 70'le 90'lı yıllar arasında benim gibi soldan gelenlerin pek de kapsama alanına girmeyen muhafazakâr-dindar ve milliyetçi kesime hitap eden bir gazeteydi. Görüşleri farklıydı ama hep okumaya çalıştım.

Çünkü o camianın Türkiye'nin değişimine nasıl tepki vereceğine bir ölçü olarak baktım ve hep merak ettim. Bir süre önce, Taraf gazetesinden ayrılan, daha doğrusu ayrılmak zorunda kalan çok sayıda yazar, gazeteci arkadaştan bir bölümünün oraya geçeceğini duyunca doğrusu çok umutlandım. Bu Türkiye gazetesi için devrim niteliğinde bir karardı.

Nihayet o devrimin gerçekleştiğine geçen akşam tanık oldum.”

 

Xxx

 

Türkiye’nin yönetimi muhafazakâr ve dindar tavrını açıkça beyan ederken, gazetemiz çağdaşlaşma yolunu tercih ediyordu.

Fakat “Taraf”tan doldur/ boşalt operasyonu gibi görünmemişti bize.

Sonra gelen çağdaşlar birer ikişer gittiler.

Evren mezarından kalkıp gelse, hiç sıkıntı yaşanmaz, neredeyse erkek çalışan kalmadı gibi.

Xxx

 

RTÜK kanununun çıkması için Bosna mitingi tertibiyle TGRT’nin bir gece yarısı operasyonuyla kullanıldığı zamanlarda oradaydım. Yeni Türkiye’nin çağdaşlaşma operasyonunda ise irticanın safında ikinci kovuluşumu yaşamıştım. (İçinizden konuşun. Bende hikâye çok. Boka bulanmış kuyruk koleksiyonum çok zengin.)

 

Xxx

 

Hani teenni ile hareket edip “fitne” uykudadır, uyandırana lanet olsun düsturunca hareket ediyorduk ya…

Baktım o dönem de kapanmış.

 

Ben de hangi gazete muhafazakâr, hangi gazete yandaş, hangi gazete çağdaş birbirine girdiği dönemde, hafızamı tazeleyeyim istedim.

 

Diyanet ne zaman içinize sinmişti de şimdi savaş açtınız diye soracak muhatap arıyorum.

Diyanete ben de kızıyorum; o başka. 

 

Hangi gazete alınır? Hangi gazetenin köşe yazarlarına güvenilir?

Akit?

Yeni Şafak?

Star?

Sabah?

Türkiye?

Akşam?

 

Hangi gazete neyi çağrıştırıyor, kafam çok karışık!

“Bir Bilen” bulsam da sorsam…”

xxx

İşte hiç alışık olmadığımız halde Türkiye Gazetesi haklı da olsa Diyanet Kavgası’ndan sonra “Sözcü” kavgasına girişti/ hayret ve ibretle izliyorum.

Lağım çukuruna taş atanın üstüne elbette b.k sıçrar…

Gereksiz ve zararlı tartışmalar bunlar.

Sözcü’nün ne olduğunu bilmeyen mi var?

Ben isterim ki Türkiye Gazetesi bunlarla uğraşacağına “fabrika ayarları”na dönsün.

Neyse…

Bu Sözcü savaşına Türkiye Gazetesindeyken de sevilmeyen, Ankara sorumlusu olduğunda herkesin canının sıkıldığı, sırtını hemşerilikten Mesut Yılmaz ve Demirel’e yaslayarak ortalığı karıştıran “çamur makinası” Sabo da katıldı.

Türkiye Gazetesi’ndeyken dini bütün, sonra ülkücü şimdi ulusalcı velhasıl çarkıfelek karakterli bu adam çok iyi tanıdığını iddia ettiği camiaya iftira ederken de kitabında öyle maddi hatalar yapmıştı ki, neremle güleceğimi şaşırmıştım.

Medya bitti bitiyor serzenişimizde bu tür “çıkarcı”, “iftiracı” tiplerin çoğalması da baş etkenlerdendir.

Bugünkü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan Sabo analizini her kelimesine katılarak paylaşmak istiyorum. İftira kitapları yazan, ona buna saldıran bir adamın geriye dönüp baktığında kendisini olumlayan birkaç kişi gösterebilmesi lazım değil mi? Gösteremez. Çünkü o çıkarları için onu kullananlarla çıkarı için aynı yatağa girmekte beis görmez:

“İhlas Holding’in aleyhine yalan yanlış konuşması için Sözcü gazetesi patronu Ertuğrul Akbay’dan 350 bin lira aldığı tespit edilen Sabahattin Önkibar, kirli pazarlığı panikle inkar etti. Kiralık kalem Önkibar, 532 numaralı telefonunda Whatsapp olmadığını söyledi. Biz de zaten o telefon hattı üzerinden kurye ile görüşme yaptığını yazmadık. Çünkü Önkibar’ın parayı alacağı kişiyle Hollanda kayıtlı bir hat üzerinden irtibata geçtiği belirlendi. Bununla ilgili sadece bir belgeyi yayınladık. İddialarımızın doğruluğunu ispat etmek bakımından yargı süreci başlayınca diğer belgeleri de paylaşacağız.
Parayı elden alan Önkibar ‘banka hesaplarım incelensin’ diyerek şov yapmaya kalktı. Aynı Önkibar, birkaç aydır Ankara dışına hiç çıkmadığını da söyledi. Oysa Önkibar’ın önceki gün Sözcü’nün patronu Akbay ve belgelerimizi çürütmek için tutulan bilirkişi ile bir araya geldiği belirlendi.

HASTALIĞINI KULLANDI
Yıllardır attığı çamurlara, iftiralara, yalanlara tenezzül edip cevap vermediğimiz Sabahattin Önkibar’ın skandalları bununla sınırlı değil. Tetikçi Önkibar’ın ‘yalanlar kitabı’na yazmadığı herzelerini yazıyor ve gerçek yüzünü ifşa ediyoruz. İşte Önkibar’ın gasp, hırsızlık ve tacizlerle dolu kirli geçmişinden notlar:
Tetikçi kalem Önkibar, beyin rahatsızlığı geçirdi. ABD’de ameliyat oldu. Parasını tabii ki iftira attığı rahmetli Enver Ören Ağabeye ödetti. Daha sonra para kayboldu yalanıyla tekrar Enver Ağabeyden para dilendi. Hastalığını bile kullanarak İhlas’tan 140 bin dolar götürdü.
> Ankara büroda çalışan altı personeli işten çıkarttı ve bunu İstanbul’a bildirmedi. 2 yıl boyunca işten attığı muhabirin maaşını kendi cebine indirdi. Olay, işten çıkarılan muhabirlerin SSK’ya başvurması neticesinde ortaya çıktı.

MAAŞLARI GASBETTİ
> TGRT ve Türkiye gazetesi bürosunda çalışan muhabirlerin ve kameramanların yurt içi ve yurt dışı harcırahlarını hiç ödemedi. Daha sonra bu harcırahları kendi cebine indirdiği anlaşıldı. Olay, Ankara temsilcisi değişince, muhabir ve kameramanlara harcırah parası verilmeye başlanınca ortaya çıktı.

MUHABİRİ TACİZ ETTİ
> 1993 yılındaki bir ABD gezisinde kendisi ile giden kameramanın otel parasını cebine indirmek için o kameramana “Git bir kameraman arkadaşının yanında kal” dedi. Kameraman “Nerede kalayım, olur mu deyince” de “Git lobide otur uyu” diyecek kadar vicdansızlık yaptı.
> Ankara büroda üç muhabiri adamları tarafından dövdürerek binadan attı.
> Ankara büroda çalışan bir kadın muhabiri taciz etti. Bütün muhabirler ve kameramanları göreve göndererek tacize yeltendi. Kadın muhabir işten ayrıldı.
> Televizyon programına çıkardıklarından para alıp cebine indirdiği daha sonra ortaya çıktı.

KLOZETİ BİLE SATTI
> 2001 yılında Ankara büronun taşınması sırasında eski binadaki görev arabaları ve binadaki demirbaş eşyaları bizzat kendisi satarak cebine indirdi. Binada ne musluk bıraktı ne klozet kapağı ne de kapı kolu. Ayrıca İhlas’ın anlaşmalı olduğu akaryakıt istasyonundan yüzlerce litre benzini, makam aracında kullanılmış gibi göstererek yeğeninin evine depoladı. Skandal, binadakiler “Burasını havaya uçuracaklar diye” şikayette bulununca ortaya çıktı.
> İhlas Holding’in o yıllarda distribütörü olduğu Citroen marka bir araç bina önünde sergileniyordu. Alkollü olarak direksiyonun başına geçip aracı hurdaya çevirdi. Kazayı da bir muhabirin üzerine yıktı.
Bütün bu anlatılanlar bir değil birçok kişinin hafızasında ve hatırasında tazeliğini koruyor.

KOVMAK İÇİN HER YOL DENENDİ AMA GİTMEDİ
“Bu kadar pislik yapan bir adamı niye tuttunuz?” diyebilirsiniz. O sorunun cevabı da var.
Karanlık 28 Şubat döneminde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz’a yakınlığını, çalıştığı İhlas Holding’e karşı koz olarak kullanan ve sürekli menfaat sağlamaya çalışan Önkibar’dan kurtulmak için büyük mücadele verildi.
Hatta merhum kurucumuz Enver Ören, o dönem Ankara’daki medya binasının tamamen boşaltılması ve Sabahattin Önkibar’ın binada tek başına kalması talimatını verdi.
Bu talimat yerine getirildi. Türkiye gazetesi, TGRT ve İHA, sahibi olduğumuz binadan çıkarak, kiralanan bir başka binaya taşındı. Önkibar’ın makam odası ise eski binada kaldı.
Binada yapayalnız duran Önkibar, bir süre sonra muslukları bile söküp sattı. Sonra da gitti. Güya kovulmadığını göstermek için de göstermelik istifa metnini notere onaylattı.
Bugün kendi iradesiyle istifa ettiğini iddia eden Önkibar’ı, o dönem birlikte çalıştığı yöneticiler de yalanladı.
Daha sonra başka gazetelere giden Önkibar, yine taciz haberleriyle gündeme geldi...

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Tülinay Tülinay 02.02.2019 18:50

Sebo için 21. Yüzyılın fravunu desek yeridir, pisliğinde pisliğiymiş

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık