• 06 Mayıs 2020, Çarşamba 15:57
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Beka, poşet, sınav!

BEKA, POŞET, SINAV

“Beyan esastır” denebilir ama her zaman geçerli değildir.

Lafta kalan onca şeyi görüp yaşadıktan sonra bunu başlangıçta zikretmek hakkımız.

Ne Türkiye Cumhuriyeti yalan yanlış anlatıldığı gibi halkın kendi kendini yönetmesi üzerine kurulmuştur, ne de Cumhuriyet Halk Partisi halkı düşünen bir partidir.

Dolayısıyla “Bana politika yapma” vecizesinin politikaya yüklediği “yalancılık” ve “yalan”ı ispata gerek olmadan ısrarla söylenecek bir prensip sayma gerçeği ortada duruyor.

Karısını aldatan adamın basılmış olsa ve iş aleniyete dökülmüş olsa bile sonuna kadar inkâr politikası da bu duruma paralel bir stratejidir.

Mustafa Kemal yaşadığı sürece halka gitmemiş, hiçbir icraatını millete sormamıştır.

1950’ye kadar da bu ülkede demokratik bir seçim yapılmamıştır.

Buna rağmen kurucu parti CHP demokrasiye inandığını söyler. Halk için çalıştığını filan iddia eder.

Geçmişinden özür dilemediği gibi, gücünü geçmişinden aldığına inanır ve geçmişini kutsar…

Demek ki, söylenene değil, olana yani realiteye bakacağız.

Xxx

Şimdi Türkiye’de CHP karşıtı olan geniş bir kitle, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini, CHP’nin Mustafa Kemal’e yüklediği ve yakın zamana kadar bütün kışlalarda görmeye alışık olduğumuz, “O en büyük asker, en büyük siyasetçi, en büyük komutan, en büyük lider, en büyük bilim adamı vs.” komedisine denk bir seviyeye oturtmuş durumda.

Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin gördüğü en büyük lider, en büyük siyasetçi, en büyük dış politika ustası, en büyük iktisatçı, en büyük komutan, en büyük alim, en büyük hatip, en büyük futbolcu, en büyük, en büyük, ulu büyük…

Bir liderin yaptıklarını başarılı bulmak ve o lideri çok sevmek anlaşılabilir ama onu manyakça bir fanatizmle layüsel görmek Kuzey Kore lideri gibi karikatürize etmeye denk bir ahmaklıktır.

“En baba damat bizim liderin damadı”na kadar giden bir gözü dönmüşlük.

Çocukları başımızın tacı, gelip tepemize yapabilirler…

Eşi hanımefendi pek sevgili validemiz gibi vs…

Köylüleri dahi bu muhabbet ve bağlılıktan müktesep hak sahibi üstün insanlar…

Xxx

Tarif ettiğim kitleye göre, şu satırları yazmak büyük bir ihanet…

Kadir kıymet bilmezlik…

Velhasıl vurun kahpeye!

Xxx

Halbuki acizane, Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhuriyet tarihinin en başarılı ve önemli lideri olduğuna inandığımı ifade etmem bile, beni bu gözü dönmüşlerin kurduğu darağacından kurtarmaya yetmez.

Biat edeceksin ve sorgulamayacaksın!

İstedikleri bu.

Xxx

Bu kitleyi bu yanlış noktaya getiren ve orada tutan da, Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma arkadaşlarıdır. Çünkü bizzat onlar bakanından sözcüsüne kadar alayı her ağızlarını açtıklarında neredeyse def-i hacete bile “Cumhurbaşkanımızın emriyle, talimatıyla, direktifleriyle” gitmekte olduklarını beyan ederek, kendi yanlışlarında bile hedefe “Başkan”ı oturtmaktalar.

Öyle ya, ne yapılıyorsa, başkanın emriyle yapılıyor, ortada bir hata varsa, hata kendilerine ait değil, hata için işaret ettikleri makam da hatasızlık atfettikleri bir makam.

Yerseniz…

Süper konfor…

Xxx

Belediyelerdeki ve iştiraklerindeki hunharca savurganlığı ve yanlışları görmezden gelmek mi, yoksa aman tedbir alın diye feryat etmek mi kaybettirmiştir İstanbul’u…

“Beka meselesi” sayılan bir iş ortadayken poşeti paralı yapmayı seçim sonrasına almamak nasıl bir politikadır.

Veya bütün sandıkları acemilere teslim edecek kadar acemi ve istenmeyen bir tavuk dönerciyi payitahtın başkanı yapmak…

Veya damadın gazıyla bütün İstanbul’u kılcal damarlarına kadar hemşerilere ulufe gibi dağıtmak…

Xxx

Kim kaybetti İstanbul’u?

O dangalak kitleye göre, İstanbul’u Tayyip Bey’in kıymetini bilmeyenler kaybetti.

Hayır, İstanbul’u Tayyip Bey ve ailesi ve yakın çalışma arkadaşları kaybetti.

İştiraklerin kaymağını İstanbul’a hizmet edenler değil, kayak yapanlar yiyiyor.

Hadise bundan ibaret.

Kimin ders alması lazım?

Ders çıkarmayan kim ise, tekrar kaybedecektir!

Xxx

Neydi son seçimlerdeki en büyük handikap?

Gençlerin eskiyi bilmemesi…

İşte ne eskiyi anlatabildiğin ne kendini kabul ettirebildiğin gençlik, pandemi başlar başlamaz ertelenen sınav tarihlerine göre bir çalışma programı çerçevesinde ve psikolojik etkileri çok yüksek bir hapis sürecinde vaziyet alıyor ve üstelik “aman tekrar tarihle oynamayın” diye feryat ediyor…

Ama sen kulağını tıkıyorsun ve turizmi düşünerek “Ben yaparım, olur” kibriyle “normalleşme” havası basmak için tarihi tekrar öne çekiyorsun.

İlk seçimde oy verecek olan o gençlik bunu elbette hatırlayacak.

İki yüz milyardan fazla kaynak harcandığı iddia edilen pandemi tedbirlerinden aklımızda kalan şeyler şunlar:

  1. KDV’si düşürülen hava taşımacılığı…
  2. Müteahhitlere kıyak peşinat indirimi…
  3. Bütün millete fakir fukar muamelesi çekerek bin lira, bin lira harçlık dağıtımı…
  4. Pandemi süresince bütün fiyatlar ikiye katlanmışken ve her market alışverişi milletin canını yakarken, 100- 150 liralık yardım kolisi dağıtmak…
  5. Güya ihtiyaç sahiplerine verileceği açıklanan ama 40 gün sonra bile müracaat eden milyonlara dönüş yapılmamış bir kredi organizasyonu. Dönüş yapılanlara da talep ettiklerinin üçte birini vermek.
  6. Hazine bakanının sözde zorunlu yayın/ bal gibi propaganda reklamları…
  7. Ücretsiz maske karmaşası…
  8. Millete bin lira ve yardım kolisi marifetiyle sadaka muamelesi çekilirken, Amerika’ya, İngiltere’ye uçak uçak yardım yapıyoruz, çok büyük devletiz pazarlaması.

Xxx

Yanlışı eksiği ve milletin hissiyatını görmeden bir gidişatın sonunda, İstanbul’un kaybına denk bir fatura gelir önümüze…

Fahrettin Koca’nın emeklerine de yazık olur…

Süleyman Soylu’ya duyulan ve damadı çatlatan muhabbete de…

Xxx

“Su-i misal emsal değildir!”

Ne geçmişteki rezillikler, ne başka ülkelerin eksikleri bizi rehavete düşürmemeli halbuki…

Bir anda konvoyunu durdurup taksi durağına uğrayan, balıkçıları ziyaret eden, milletin arasına karışarak milletin nabzını tutan “adam” pandemiden dolayı değil, epeyce bir zamandır etrafındaki kuşatmadan dolayı gidişatı yeterince göremiyor.

Masada çalışırken çok iyi niyetli, devletin ve milletin faydasına ter döküyor olabilir…

Ama sokakların durumu, İstanbul’un kaybedildiği günden farklı değil.

Yani haklı bile olsanız, bin tane eğitimci çıkarıp haklılığınızı savunsanız, gençlerin öfkesini yok sayamazsınız. 

Biz açarız dombramızı, bakarız keyfimize derseniz, eyvallah; kim tutar sizi…

Lakin, getirdiğiniz bu başkanlık sistemi CHP’nin eline geçerse…

Vay o zaman halimize…

Buna kimsenin hakkı yok.

Asıl şimdi “beka” meselesini konuşmak lazım ve eğer “beka” bir meseleyse, fanatizmle bir yere varamayız. Mimar Sinan’ın “minare eğri” diyen çocuğu ikna ettiği gibi, herkesi ikna etmek zorundasınız.

Zorundayız.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Saim Altunterim Saim Altunterim 06.05.2020 16:22

İmza atıyorum. Bir eksik kalmış. Reisin ayağı takılıp düştüğünde, ilk üzerine çullacak olanlar. Defi hacetini bile ona soran ikiyüzlü hainler ve Padişahım çok yaşa diyen ikiyüzlüler olacaktır.

Emre Emre 07.05.2020 05:20

Dost nasihatine kulak tıklayanlar, musibetin acılığını tadarlar. KADEM denilen bela onlara birşey kazandırmayacağı gibi çok şey kaybettirecek, millet avanak yerine koymayı devam etsinler bakalım, öyle ankara, izmir barolarına höykelenmekle bu işler olmuyor, bu işlerin yasal alt zeminini oluşturanlar bi zatihi kendileridir. Kademin yönetimindeki bazı soyisimler ERDOĞAN + ALBAYRAK + ALTUN v.s v.s. milleti avanak yerine koymayı devam etsinler bakalım, belki millete birşeyleri yutturuyorlar bir takım kılıflarla lakin, Allah Azze ve Celle Kuran'ına ve Habibi Muhammed Mustafa Aleyhisselam' a yapılan ihaneti biliyor ve mühlet veriyor, kesin olan birşey varki ihmal etmeyecektir, dünya çok tatlı geldi birilerine, akıllarını kendilerine ilah edindi zavallı acizler, temennimiz o dur ki Rabbim tez zamanda bunları bu gaflet uykusundan uyandirsın ve tövbeye muvaffak eylesin, yoksa Rabbimiz korusun muhafaza etsin Alim cahil demeden bizi bela ve musibetlere gark ederki, o gün duası en makbul kişinin bile duasına icabet olunmaz. Allah ve Resulüne çok büyük ihanet var sayın abiciğim, bunu chp zihniyeti yapmıyor, bunu aklını ilah edinmiş bir takım güç sarhoşları yapıyor, Üstad Kadir Mısıroğlu'nun fetö hakkında bir sözü vardı, Allah fethullahı o kadar yükseltti ki düştüğü yerde tozu kalmasın, yolda giderken ayağı burkulan adama birşey olmaz, ama minareden düşen geberir, diye, eğer emri bil maruf NEHYİ ANİL MÜNKER vazifesi yapılmazsa, geçmiş ümmetlerdeki sonuçları bellidir.

Halil Halil 10.05.2020 14:28

Üzgünüm ama sizlerin bu hayal kırıklığı halinize anlam veremiyorum. Ben uzun zamandan beri Erdoğan'ın bizden biri olduğunu düşünmüyorum. Her olayda aşırı derecede iyi niyetli olan, her hatayı, her çirkin işi tevil edip herşeyi güzel gösterme gayretinde olanlar bizlerdik. Biz o kadar işgüzar davrandık ki bu meselede, hükümet ve parti aşırı derecede rahat etti her icraatı, her politikası konusunda. Hiçbir değişikliğe gitmeden, yanlışlarda ısrar ederek geldiler bugünlere. En son geldiğimiz nokta, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi. Artık kendimize itiraf etmek istemesek de devlet bir kabile devleti görüntüsünü bütün çirkinliği ile veriyor. "Eski sistem daha mı iyiydi" diye sorarak kendimizi avutmaya çalışsak da gerçeği değiştiremeyiz. Devletin verdiği görüntü çok önemli değil, fakat Erdoğan'ın tavırları ve üslubu bu durumdan hiçbir rahatsızlığı olmadığını, her yapılan işten, yaptığı her tercihten memnun olduğunu ve geçmişe dönük hiçbir pişmanlığının da olmadığını gösteriyor. İşin en acı verici tarafı da bu, çünkü bu görüntü eğer bizi aldatmıyorsa hiçbir şey duzelmeyecek demektir. Bizi yönetenlerin hepsinde katı bir firavunlaşma eğilimi var. Ama şimdiye kadar Erdoğan'ı hep bunlardan ari tuttuk, onu hep mazur gördük, "kuşatılmış" dedik, "göstermiyorlar" dedik, "yorulmuş" dedik, hep bir şekilde kendimizi kandırdık ve tenkit etmekten çekindik. Şimdi eserimizle övünmemiz lazım. Çünkü her ne iş olduysa Erdoğan'ın eliyle oldu. Her ne olduysa gizli kapaklı kaldı. Hiçbir olayda hiç hesap vermedi, sürekli ayar verdi. Yaptığı her tercihle, aldığı her netice ile gurur duyuyor. Bizim burada dövünmelerimiz boşa. Bu millet siyasetçilerden ülkeyi kurtarmasını beklemeyi bırakmadıkça, hiçbir şey düzelme yoluna girmeyecek. Bunlara ek olarak şunu da belirtmem gerekiyor. Muhtemelen Kadir Mısıroğlu yanıldı. Ömrünün son 4-5 yılında tamamen canıyla uğraştı, olup bitenden habersiz sürekli hastanelerde, hasta yatağında geçirdi kalan zamanını ve bu yüzden gidişatı göremedi. Eğer görebilseydi en güçlü itirazları yapardı. Ama bu da bizim milletimizin talihi. Bedel ödeyecek evlatları olmayınca bir milletin, felaket bütün millet efradının başına gelir. Daha tahrip edici olur. Sizler hala da gündemde çok büyük yer kapladığı için Kadem meselesine odaklanıyorsunuz. Fitnelerin büyükleri henüz karşımıza çıkmadı. Bu ülkenin evlatları uzun yıllardır dinini ana babadan dededen, hakiki alimlerden değil, MEB okullarından öğreniyor. 1980 den beri müthiş bir "İmam Hatip gençliği" yetiştiriyoruz. Erdoğan bile o gençliğin öncü nesillerinden biri. Bugün geldiğimiz nokta o gençliğin eseridir. Kadem gibi meseleler, din ve içtimai hayat ile ilgili olarak İmam Hatip gençliğinin fikirlerini, projelerini yansıtmaktadır. İmam Hatip gençliği bugün sayısız hizipler halinde dini ifsad etmek için dört koldan çalışan dinde reform örgütlenmelerinde yerini almış durumdadır. Ülke her ekonomik çıkmaza girdiğinde, İmam Hatip gençliği bulunduğu kilit mevkilerde "yeni bir dinde reform" projesinin yürürlüğe girmesi için tavizler vererek batılı ifsad hareketlerinin önünü açmaktadırlar. Kadem i bu gözle görürseniz, gerçeklere biraz daha uyanmaya başlarsınız. Sonuçta Kadem in öncülük ettiği toplumsal dönüşüm ülkeye sadece "modernleşme" görüntüsü değil, aynı zamanda batıdan gelen "teşvik" babında hibeler ve ucuz kredilerin de önünü açmaktadır. Kısacası bu yapılanların doğru olup olmaması da çok mesele değildir. Alan razı, veren razı durumudur aslolan. Milletimiz temiz duygularla desteklediği bu hareket tarafından her mecrada ucuz-pahalı satılmaktadır. Şu korona tedbirleri kapsamında camilerin kapatılması, minarelerin "anons kuleleri" ne döndürülmesi bile ileride çok başımızı ağrıtacak yeni fitneleri açığa çıkaracaktır.

Necat Gümüş Necat Gümüş 16.08.2020 06:37

O sinavin ne demek oldugunu unutmuslar... ama bizim cok uzuldugumuzu neden bilmezler...

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık