• 13 Aralık 2017, Çarşamba 19:30
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

BAK KUZUM, VAZİYET FENA!

On sekiz tam donanımlı askerdiler.

Öyle görünüyorlardı.

Kafalarındaki kasklar, üzerlerinden sarkan kablo ve kayışlar, sırtlarında çanta, ellerinde modern tüfekler ile sanki film sahnesinden fırlamış “robocop”lar gibiydiler.

Bu halleriyle eğer filmde olsalar, kendilerinden on kat daha kalabalık düşmanı bile alt edebilecek kostüm başarısı vardı.

Fakat aniden yanlarındaki duvarın arkasından yaklaşan çelimsiz çocuk gayet isabetle dandik bir göz yaşartıcı fişek atmış, ortalık dumana boğulmuştu.

Aslında öyle sandılar.

Çünkü uzaktan bakanlar çıkan dumanın cılızlığını gayet net görebiliyorlardı.

Bağırıp çağırmaya başladılar kör olmuşçasına…

Üzerlerindeki teçhizatı taşıyamayacak kadar dizlerinin bağı çözülmüş, birbirlerine tutunmaya başlamışlardı.

Fişeği atan çocuk ve daha sonra gelen arkadaşları, askerlere doğru taş atmaya başladılar…

Taş… Bildiğiniz taş.

İsabet halinde, atanın kol gücüne orantılı bir şiddetle çarpan tek parça tesirli, "delici, patlayıcı ve kademe özellikleri olmayan" taş ve taşlar…

Taş saldırısının ardından bacakları titreyen askerlerin parmakları da uyuşmuştu sanki ve ne silah tutabilecek ne tetik çekebilecek halleri vardı artık.

Tilki basmış tavuklar gibi çırpınarak kaçıştılar…

Aslında “asker” diyerek bu itibarlı sıfata leke sürmemek lazım…

Çünkü gözü bağlı ve eli yüzü kan içinde 13-15 yaşındaki silahsız bir delikanlıyı ancak 21 kişi olup zapt edebilen robocop kostümlü şaşkınlara asker demek bizatihi “ordu-millet” olan bizlere de hakaret…

""

Biz ki kılıcı kından sıyırmak için, saldıran düşmanın ele avuca gelecek kadar kalabalık olmasını şiar edinmiş, dolayısıyla üç beş kişiye karşı konvansiyonel şamarı tercih eden bir ecdadın ahfadıyız.

Bombası varmış…

Uçağı çokmuş…

Ama yüreği yokmuş!

Neye yarar!

Domuz ve sığır çobanlarının gaz verip şımarttığı bu korkak ve fakat sinsi kabileye karşı merhamet ve adaletle muamele, feraset sahibi ecdadımız tarafından tam bir biat karşılığında lütfedilmiş vakti zamanında; bugün bizim de yapmamız gereken budur.

Ne devleti? Ne başkenti? Canının sağlığına şükredecek, kıracaksın dizini!

İçimizdeki hainlere tutunmasalar, kendilerinden olmayan herkese “hayvan” muamelesi yapmayı ibadet gören bu zavallı sapkınlar nefes alabilirler miydi acaba?

David'in bir kuzeni Türkiye’de Müslüman, diğer kuzeni Amerika’da Hıristiyan…

E kahpeliği aklımız almaz bizim.

Bu kadar dansözlüğe kafamız karıştı.

Nereden bilebilirdik David, Sabri ve Sam’in akraba olduklarını.

En büyük düşmanları Arapları kırk parçaya ayırıp başlarına bedevilerden krallar tayin ettiler, Samuel Sabri’yi imam yaptılar Türk’ün coğrafyasında, Avrupa ve Amerika’da rahip Sam geceleri kabbala çalışıyor çan kulesinin merdivenlerinde…

Ee David de o kadar tırsık olmasına rağmen, rahat rahat dayılanıyor mahallede…

Ama, o çocuklar var ya…

Cılız, ergen, yeni yetme…

Fakat dimdik ve attıkları taşlar çok acıtıyor hani…

Mermiden, füzeden korkmuyorlar; çok acayip!

Tam da iki mavinin arasına yayılıp hükmedecekken dünyaya…

Taş ve iman, korkak teknolojiyi alt etti. 

Dünyaya maskara oldular.

Sabri ile Sam’in de sokağa çıkacak halleri yok artık.

Kıyameti koparacaklardı güya el birliğiyle…

İşin kötüsü o kendilerine kök söktüren Abdülhamid de hortlamış diyorlar…

Eyvah, eyvah…

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık