• 31 Aralık 2018, Pazartesi 20:32
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Allah'ın evi/ İmamın dükkanı!

 

“Cami” dendiğinde şüphe etmediğimiz bir tarif çırpınır yüreğimizde.

Cami= Allah’ın evi…

Cami= Rabbimin beni çağırdığı ve görmek istediği yer…

İstisnaları tenzih ederek bir genelleme yapmakta beis görmüyorum; böyle olmasına rağmen cami, ama nefsimize uyma eşekliğinden ve ama o şüphe etmediğimiz tarifinden uzaklaştığı için ilişkimizi olması gerektiği gibi yürütemediğimiz mekandır.

Bir akşam namazı için güzelim Hüdavendigar Camiindeydik…

İmam Efendi’nin arkasında sekiz-on kişilik 1,5 saf cemaat…

Her türlü elektronik aksamı titizlikle kontrol edip konumlandırdıktan sonra Bursa’nın ücra mahallerine ulaşacak bir tilavet gayretiyle “huşu”nun yanına yaklaşamadığı bir vakit namazını eda etmeye çalıştık.

Bütün bunları benim “arızalı” oluşuma yazabilirsiniz; gocunmam.

Ama asıl arıza müezzin efendinin o bir buçuk saftan 30 metre geride ve 15 metre yüksekte tek başına icra eylediği vazifeydi ki, tesbihata sabredemeyip çıktım dışarı…

Rahmetli dedemin türbesi sağımda yüzüm camiye dönük çöktüm bir banka…

İmam Efendi o iddialı tilavetiyle aşr-ı şerife başladığında baktım müezzin efendi tüyüyor…

Birazdan arkadaşlar çıktı. İşaretle beni çağırdılar ve imam efendi ile sohbet edeceğimizi birlikte çay içeceğimizi söylediler. Öfkemi içime hapsedip tekrar camiye döndüm.

Sonuçta dayanamayıp malum tenkitlerimi sıraladığımda önce “Kardeşim ben tilavet konusunda derece almış bir görevliyim. Sesimi kullanmayayım mı?” dedi… Müezzin efendinin konumunu ve kaçışını dile getirince de sohbet de, çay da güme gitti.

Kalacağımız otele doğru yürürken arkadaşlar “Ulan senin yüzünden yatsıya başka camiye gideceğiz. Bu imam bizi camiye almaz bir daha” diye takıldılar…

Bu bir buçuk safa namaz kıldırırken bile assolist edasıyla vazife icra edenleri ve hem tavırlarıyla hem elektronik teçhizatla ibadetin mana ve ruhuna kastedenleri birçok defalar yer ve zaman belirterek paylaşmıştım.

Elbette imam- müezzin düşmanı değilim.

Ve fakat imam ve müezzinlerin vazife icra ederken ve cemaatlerini manevi bir hedefe davet ederken kendilerinin de kulluklarının gereğini yerine getiriyor oluşlarını unutmaları gibi bir handikaba dikkat çekmek istiyorum.

Namaz kıldırıyorsun evet; aynı zaman a kendi namaz borcunu da eda ediyorsun. Bana nasıl sorulacaksa, sana da öyle sorulacak hesabı…

Ama asıl maksadım bir başka sıkıntıya işaret etmek…

Elbette ulvi vazifelerinden dolayı genel olarak imam ve müezzin efendilere yani hoca efendilere muhabbetimiz, hürmetimiz ve açık bir kredimiz var. Düğün, bayram, cenaze vs. gibi cemiyetlerimizde onları aramızda görmek, kıraatleri ve dualarıyla maksadımızı taçlandırmak istiyoruz.

İşin doğrusu genelde kırmıyorlar ahaliyi ve diğer yandan da bu tür cemiyetlerde bulunmayı da seviyorlar. Allah hepsinden razı olsun.

Ve fakat bu cemiyet faaliyetleri yoğunlaştığı zaman camideki işlere nezaret edecek yardımcılar gerekiyor. O zaman da emekli amcaların hevesleri ve gayretleri işi çözüveriyor.

İşte o zaman bu yardımcıları hoş tutan cami görevlileri ile kendilerine camide ekstra bir misyon üstlenen emekli amcalar arasında adı konmamış bir “heyet” teşekkül ediyor ki, cami “Allah’ın herkese açık evi” olmaktan, “heyet”in işlettiği bir dükkâna/ derneğe dönüşüveriyor.

Heyetin sevdikleri ve pek hoşlanmadıkları gibi cemaat de bölünüveriyor.

Bu bölünme rezaletini belki daha vahim bir realite olmasına rağmen bir kenara koyalım; çünkü birçok cami bir çok mümin için o anda ihtiyaç duyduğu ve ilk defa girip/ sığınıp ibadetini yapacağı yer hüviyetindedir ve İslamiyet’te insanlar Hıristiyanlıktaki belli bir kiliseye üye/mensup olma durumu gibi herhangi bir camiye kayıtlı, bağlı vs. olmazlar.

Seccademizi serdiğimiz her yer bize mesciddir.

Uzaktan minaresini gördüğümüz her cami bizimdir/ gidilesidir.

Vakt-i zamanında ilk defa bir camiye- bahçesine adım attığınızda eğer simanız tanıdık değil ise bugün eleştirdiğimiz “heyet”in izdüşümü sayılabilecek “muhibban” sizi kalpten bir selamla karşılar, hal- hatır sorar, varsa ihtiyacınızı öğrenmeye çalışıp bir mümin kardeşine hizmet etmek için paralanırlardı.

Bugün namaz vakitleri dışında ama müezzin mahfilinde, ama tuhaf görevli odalarında veya mevsim müsaitse bahçede karşılaşabileceğiniz “asık yüzlü” amcalar sizi her an tedip etme potansiyeli taşıyan mürebbiler gibidir.

Paralel bir ihtiyar heyetidir onlar mahallenin… Veya paralel belediye meclisleri…

Sert oldu…

Biliyorum…

Fakat Türkiye’deki 100 bine yakın camiinin 200 bine yakın hoca efendileri işlerini iyi yapsalar idi…

Cemiyet cemiyet zıplayarak “zarf” peşinde koşmak yerine ve Allah’ın evine gelenleri ıslah edici tavırdan Allah’ın evine gelenleri bir hizmetçi gibi ağırlamak yolunu tercih etseler idi…

Namaz kıldığı halde cemaate gelmeyen/ gelemeyen her komşuları için içleri yansa idi…

Falan filan…

Başka bir şehirden gelmiş arkadaşlarımı mahallemizin camiini iftiharla gezdirirken, aslında çok sevdiğim bir görevlinin verdiğimiz selamı almadan beni tanıdığı için bana dönüp “Kısa kolla mı namaz kılacaksın” fırçası sebebiyle cemaate nadiren katılmam benim eşekliğim evet; fakat onun da hem kırdığı kalp için ve hem bir kişiyi camiden uzaklaştırdığı için ahirette fırça yiyeceğinden eminim.

Sorsanız “tebliğ” yaptı; içi rahat…

Ama öyle değil.

Gerçi hakkım varsa helal olsun…

O da dahil kimse fırça yemesin.

Velhasıl, polis güvenliğimizin hizmetçisi, doktor sağlığımızın, imam da ahiretimizin…

Fakat cihana hükmederken “Hadimül Harameyn” rütbesini şerefle taşıyan ecdadımıza nezakette, tevazuda, adalette ne kadar layığız diye sorsam, cevap vermeye korkarım.

Mevzu bundan ibarettir.

Ve Allah sonumuzu hayretsin…

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


m ozturk m ozturk 02.01.2019 11:26

hadimul hayrat nireee dükkan sahibi sakallı amca nireeee; Allah cc mneviyat versin inş

Mahalle mescidi Mahalle mescidi 09.01.2019 18:05

Görevliye kızıp camiye gitmediğin için cemaat sevabından mahrum kalmak ve bunun arkasına sığınmak eşşeklik olarak adlandırılmaz bunun ismi ahmaklıktır. Öğrenci öğretmene kızıp okula gelmeyince devamsızlıktan kalıyor sonrada eğitim camiasını suçlayıp meslek sahibi olamıyor. Görevlilerin görevi cemaati devamlı övmek değil.. ahmaklık budur

CEVAP: Bu yazı sana dokunmuş... Afiyet olsun...

mahalle mescidi mahalle mescidi 09.01.2019 18:30

Cemiyet cemiyet zıplayarak “zarf” peşinde koşmak yerine ve Allah’ın evine gelenleri ıslah edici tavırdan Allah’ın evine gelenleri bir hizmetçi gibi ağırlamak yolunu tercih etseler idi… bu yazı tamamen sui zan bu da kul hakkı değil mi bugün konuştuğun imamın yarın önüne ölü olarak geldiğinde bir şey diyebilecek misin ?

CEVAP: Bir mesele anlatılırken ve o meselenin arızaları ele alınırken elbette bütün kastedilmez. Niye gocunuyorsunuz?

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık