• 26 Haziran 2019, Çarşamba 14:13
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Al sana "Milli İrade!"

Seçim kaybetmek dünyanın sonu değil…

80 öncesini ve 80 ihtilalini, Ecevit- Demirel kayıkçı kavgalarını, Nurettin Sözen’in İstanbul’unu, 28 Şubat’ı vs.vs. hatırlayan bir vatandaş olarak elbette düz mantıkla “Bu sefer de böyle olsun. Kazanmak da var kaybetmek de var” diyebiliriz.

Hatta şunlar da söylenebilir ve ufku/ algısı arızalı olanlar bolca beyan ediyorlar:

-Bu millete hizmet battı…

-Deveye diken, insana tecavüz eden…

-Reis, emekli promosyonlarını kes, evde bakım maaşını kes, ıvır- zıvır…

-İstanbul da görsün gününü…

Uzatın uzatabildiğiniz kadar…

Esasen milletin bu kadar sığ bir noktadan baktığına inanmak istemiyor, bu saçma sapan yaklaşımları analiz etmeye çalışıyorum.

Henüz rafine sonuçlar yok elimde.

Mesela bir ülkücü muhalif arkadaş “Ulan Başkanlık sistemi bu. Madem başkan seçtin, damadına da katlanacaksın, üslubuna da, iş yapış biçimine de… Sadece Berat’a sallayarak çıkamazsınız işin içinden” derken aslında kısmen haklı görünüyor.

Öyle ya, koca memleketi idare etsin diye güvenip teslim ettiysen karışmayacaksın.

Yok efendim öyle değil…

Eğer bir Başkan’ın kim olacağı konusunda benim fikrim ve kararım kullandığım oy ile irademi yansıtıyorsa, bu durumdan vazgeçmek, yanlışlara sesimi çıkarmak veya verdiğim yetkiyi geri almak da benim hakkım. Ve bu kararım elbette bir süreç sonunda ortaya çıkacaktır.

Aynı noktadan bakıp haklılık vehmetsek kimsenin boşanmaması lazım; madem seçtin aldın hatunu, ölene kadar taşıyacaksın sırtında!

Ama efendim huysuz çıktı, anası şöyle, babası böyle, akrabaları vs…

Bu başkanlık sisteminin eksik tarafı, adayların ekiplerini seçimden önce ilan etmemeleriydi.

Gerçi uzatmaya gerek yok, anlamak istemeyen veya anlama ihtimali olmayanlara beyhude vakit harcıyorum.

Anlamak isteyenleri ve anlama ihtimali olanları önceleyerek sohbete devam edelim. Nihayetinde ben de anlama gayreti içindeyim; “Yok arkadaş, yanlış düşünüyorsun, çünkü…” diye başlayan medeni ve makul her itiraz aslında bu yazının yazılma ve fikirlerin paylaşılma sebebidir.

Kimseye bir şey dikte edecek üstünlük veya uzmanlık vehmetmiyorum kendimde.

Fakat eğer Başkanlık seçimi sırasında Tayyip Bey Hazineyi emanet edeceği damadı dahil o muhteşem 16 kişilik kadrosuyla çıksaydı meydana ve “Beni bu ekiple birlikte seçin” deseydi sonuç ne olurdu acaba?

Bu da muhal bir durum çünkü ne yazık ki güzel ülkemde Tayyip Bey’e canımız sıkılırsa kafamızı döndüreceğimiz bir alternatif yok ve Ak Parti’nin yirmi yılının hikayesindeki başarı bu çoraklığın da eseridir.

Yok efendim, İHA’ları, SİHA’ları, köprüleri, yolları, hızlı trenleri ve tünelleri elbette inkâr etmiyorum. En yalak Ak Partiliden daha başarılı ve etkili bir biçimde ve dahi inanarak Recep Tayyip Erdoğan liderliğinin ve Ak Parti hükümetlerinin “başarıları”nı sayabilirim.

Ve bunun için duacıyız. Destekledik. Sevindik. Gururlandık.

Güzel dinim İslamiyet’e bir kelime-i şehadetle girmek mümkün ve fakat hayır- hasenat- taat ve gayretle geçen bir ömrün sonunda şeytanın işmarına kanıp kafir olarak gitmek de mümkün; öyle değil mi?

“Bir çuval inciri berbat etmek” vecizesi bu coğrafyanın ferasetinin ürünüdür.

Xxx

Öncelikle yeri geldiğinde Tayyip Bey’i evlatlarından daha fazla aşk ve şevkle desteklediğimi, gazetecilik tarafsızlığı gibi safsataları elimin tersiyle ittiğimi, överken menfaat beklemediğimi, yererken herhangi bir tehdit veya zarardan korkmadığımı beyan edeyim.

Bütün yazılarım arşivde, internette ulaşılabilir vaziyette. Aslanlar gibi çuvalladığım da oldu. “Çuvalladım ey dostlar” diye aczimi haykırdığım da…

Çünkü düsturumuz sağlam; “Niyet hayr, akıbet hayr!”

Ve Tayyip Bey var diye değil, “Allah var diye gam yok!”

Xxx

Arkasında Tayyip Bey kadar hizmet, Tayyip Bey kadar siyasi mevta ve Tayyip Bey kadar şaşkınlık bırakan bir lider olmuş mudur acaba?

Evet, birçok beyanatı, birçok tuhaf çalışma arkadaşını veya birçok gecikme veya şaşırtıcı tercihi, siyasetin hiçbirimizin vakıf olamayacağımız derin mecburiyetlerine bağlayabiliriz.

Bağladık da…

Bu noktada keskin bir kılıcın üzerindeydik hep:

Ya ferasetimizi konuşturup sabır ve metanetle bekledik lidere güvenip…

Ya ahmaklığımızın koynunda tevil bataklığında debelendik…

Hangi aculluk hangisine denk gelir bilmiyorum.

Mesela İran’la ve İslam dünyasıyla kritik bir denge tutturmaya çalışırken sadece mezhepsizlerin hoşuna gidecek beyanatları gayet olgunlukla ve sükunetle karşıladık.

“Dinin güncellenmesi” meselesinde dört elif miktarı soluklanıp, vuzuha kavuşturmasını bekledik.

“Amerikalı Papaz’ı vermeyiz ulan” diye posta koyduktan sonra sesin yankısı dağılmadan verince “Kesin karşılığında bir şey almışızdır” diye düşündük.

İstanbul’un yatay- dikey mimari muhabbetiyle aklımızla dalga geçilirken ve Kadir, Necmi, Melih skandalının buğusu tütüp henüz tüyü dikilmemişken “Biraz bekleyelim bakalım” dedik.

Evet, bu aculluklardan hangisi neye denk geldi bilmiyorum ama ortada İstanbul’un kaybı gibi bir sonuç var.

Milletin vicdanında yara olan Kartal İmam Hatipli olmak, Güneysulu olmak, Emine Hanıma akraba olmak, Trabzonlu veya Rizeli olmak arızaları orta yerde duruyor halâ…

Xxx

“Ne olur, kendini ve partini bizim için ehven-i şer durumuna düşürme” diye ağlaştık.

Neden? Çünkü sırf CHP’nin karşısında olduğu için oy verdiğimiz ve aslında midemizin kaldırmadığı bir yığın parti ve siyasetçiden sonra bu Kasımpaşalı adam ne kadar bizden ve sahici duruyordu ve bu durum yerlerde sürünen özgüvenimizi ne kadar okşamıştı…

Xxx

Evet, seçim kaybetmek dünyanın sonu değil…

Bilmediğimiz bir şey de değil…

Fakat Binali Yıldırımla Ekrem İmamoğlu’na kaybediyorsan…

“Çaldılar…” “Yüzde 10’u sayıldı fark 27 binden 13 bine indi” muhabbetinden sonra yenilenen seçimde 800 bin fark yiyorsan…

“Milli iradeye saygılıyız” geyiğiyle kimse kıçını kurtaramaz.

Milli iradeye saygı, milli iradeyi anlamaya çalışmak ve gereğini yapmakla olur.

Seçim sonrası beyanlar, gazete ilanları ve grup konuşmaları maalesef siyasi manevralardan ve içi boş geyiklerden ibaret.

Ne demek “Birileri istedi diye kabine değişmez!”

O birileri, senin velinimetin olan millet…

Ve o millet senin damadından da, etrafından da bıktı…

Selçuk Bayraktar’dan niye bıkmadık?

Süleyman Soylu’ya niye itirazımız yok da, Milli Eğitim Bakanına var. Diyanet İşleri Başkanına var.

Xxx

Söz verdiğim mevzuya geleyim…

Ehliyet ve liyakatin yanı başında istişare durur.

Ehliyet ve liyakatte çuvalladık…

Muharrem İnce’nin hayatındaki tek incelik “Aile şirketi kuruldu, kasada da damat oturuyor” vecizesi tarihe geçmişken, Ramazan’da seçim öncesi Milli İrade Platformu’nu oluşturan yüzlerce vakıf, dernek, stk vs. başkanını toplamak gayet makul ve beklenen bir hareket.

Ve diyorsun ki, “Ey benim kanaat önderi arkadaşlarım, vatandaşlarım… Seçim geliyor. Ne yapmalıyız? Vaziyet nedir?”

E güzel… Beklediğimiz hareketler…

Peki ne oldu?

Hepsine kızdın… Köpürdün… Yanında kademsiz Kadem’in başkanı… Her eleştiriye karşı anlamak yerine “Van minut” çeker gibi baktın…

Madem hoşuna gitmeyeni dinlemeyeceksin, ne diye topluyorsun milleti?

Açıkçası istişareye katılan hazirunun neredeyse tamamının cesaretle derin yaralarımızı açıp Recep Tayyip Bey’in önüne koyması son derece ümit vericidir. İşin bu tarafı içimi serinletiyor.

Fakat Tayyip Bey’in meşhur ve yorucu inadı ise üzüyor…

Sayın Başkanım…

Sana ihanet edenlerin çetelesini çıkarsak, buradan Pensilvanya’ya yol olur. Ve bütün bu düşükleri sen tercih ettin.

Peki bu millet sana ihanet etti mi?

Hayır.

O zaman milletin hatırının önünde ceketinin düğmelerini ilikleyeceksin. Eğer şehit evinde Kur’an-ı Kerim okurken samimi isen… Fakirin sofrasına bağdaş kurarken siyasi bir çakallık peşinde değilsen…

Hakka tapan milletin hatırını da Hakkın hatırı gibi aziz bileceksin.

Şimdi yine beyhude zıpçıktılara beyhude bir şerh düşeyim; “Şuna bak, koskoca Başkan’a ayar çekiyor. Sen kim oluyorsun?” diyen yalakaları duyar gibiyim.

İşte sevgili Başkanım, Reis’im, o yalakaları lütfen sen duyma…

Onlar kendi menfaatleri için her halükarda şak-şakçılar ordusu ve senin de bizim de ayarlarımızı bozan onlar…

Xxx

Yerel seçimlerden çok çok önce gayet basit, anlaşılır ve isabetli olduğu net bir şekilde ortaya çıkan bir cümle kurmuştuk:

“Bu yerel seçimlerde ne yapacağınızı değil, ne yapmayacağınızı anlatın lütfen!”

Fakat o yalaka şakşakçılar yüzünden o kadar çok şehri sadece yanlış aday tercihi yüzünden kaybettik ki…

Altı ay oldu, İBB Halk Ekmek’teki skandalı yazalı… Oradaki FETÖ cambazlığını… Kim umursadı? Berat’ın- Serhat’ın medyası goy-goy çekmek yerine, şu devletin ve dahi Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekten lehine ne yaptı?

Xxx

Milli İrade Platformunda sergilenmeyen saygıya, Milli İrade çok sert bir cevap verdi ve bu cevabı ben değil, Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti anlamak zorunda…

Xxx

İstanbul’u kaybetmek üzücü…

Ve fakat yine alırız…

Asıl endişemiz “Reis”i kaybetmek…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Osman Osman 26.06.2019 16:25

Mükemmel bir yazı. Tebrikler Murat bey.

Ismail kilic Ismail kilic 26.06.2019 19:41

Biraz aci olmus ama gerceklerde acidir Murar bey kaleminize saglik Su il baskan lari ve ilce baskanlarinin luzumsuzlugunuda bi anlata bilsek

Mücahit kaya Mücahit kaya 26.06.2019 23:06

Tebrikler murat bey Harika bir yazi

Emre Emre 27.06.2019 05:41

Said Baba ve Sultan 2.Mahmud arasında geçen bir kıssa var "Sıçtığın b..... temizliyoruz diye... Eğer vaktiniz varsa

Recep Gültekin Recep Gültekin 27.06.2019 07:54

Abi çok güzel yazmışsın. Ömrüne bereket.

Emre Emre 28.06.2019 01:21

Saîd Baba, Sultan Mahmud'a "Mahmud" diye hitâb edermiş, pâdişâh  Saîd Baba'nın mecâzib-i ilâhiyyeden olduğunu çok iyi bildiği için ona hiç bir şey yapmazmış.   Bir gün Saîd Baba tekkenin önünde yolları süpürüyormuş, pâdişâh da atın üzerinde tekkeye geliyormuş. Pâdişâh Saîd Baba'yı görünce, "Saîd Baba, ne yapıyorsun?" diye sormuş. Saîd Baba, "Senin sıçtığın bokları temizliyorum" demesin mi! Pâdişâh, hiç sesini çıkarmamış. Saîd Baba, pâdişâha "Sen tekkeye git, ben birazdan geliyorum" demiş. Pâdişâh tekkeye gelmiş. Tabii tekkede herkes sus-pus olmuş. Biraz sonra Saîd Baba gelmiş ve Abdülazîz Zihnî Efendi Hazretlerine herkesin duyabileceği yüksek bir sesle : "Mahmud geldi mi?" diye sormuş. Tabii herkesin pâdişâhdan ödü patlıyor, çünkü Sultan Mahmud son derece asabî bir pâdişâh, kendisine hakâret etti diye adamı astırabilir, öldürtebilir. Şeyh Efendi, Saîd Baba'ya eliyle sus işâreti yapmış. Saîd Baba, hiç oralı olmayıp  yine "Mahmud geldi mi?" diye bağırınca, Şeyh Efendi bu sefer eliyle yukarıyı işâret etmiş yani yukarıda demek istemiş. Saîd Baba, âdetâ Şeyh Efendi'yi zor durumda bırakmak istercesine, "Yâhu niye elinle yukarıyı işâret ediyorsun, geldi mi gelmedi mi şunu doğru dürüst söylesene" diye bağırmasın mı! Saîd Baba'nın Sultan Mahmud'a bu kadar ağır bir laf etmesinin şöyle bir hikmeti var. Sultan 2. Mahmud, devletin bozulan düzenini yeniden kurmak ve bir takım reformlar yapmak gâyesi ile bir çok işlere girişmiş fakat ne var ki, gerek kendi kararları gerek çevresindekilerin yanlış yönlendirmesi ile bir çok hatâlar da yapmış, bu hatâlar düzenin bozulmasın yol açmış, bu yüzden de hem o devirde halkın hoşnûdsuzluğuna sebeb olmuş, hem de sonradan milletin ve devletin başına çok işler açmışdır. Saîd Baba'nın "Senin kirlettiğin yerleri biz temizliyoruz" demesinin bir hikmeti de şudur ki Sultân Mahmûd'un yaptığı işlerden mutazarrır olan halkın rahatsızlıklarını, o devrin velîleri ve mürşidleri gidermeye çalışmışlardır. 

Seyhmus Seyhmus 28.06.2019 20:58

Cok guzel makkale cok tesekkurler gerceklere degimisin ben koyu bir partici degilim son bir iki senedir sayin cb cok hircin oluyor ve cirkef cumleler kuruyor.bence kayibin cogu bu sayin cumhur baskani partili olunca cok yanlis ben ak partiye oy vermedim diye beni sevmesi lazim devlet adamina bu yakisir

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık