• 26 Kasım 2014, Çarşamba 15:39
MURATBAŞARAN

MURAT BAŞARAN

Abdülhamid Han,“Ehl-i sünnet” ve sahtekâr muhafazakârlar!

 

Yâ Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım. [Hâkim]

xxx

Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım. [Mevahib-i ledünniyye]

xxx

Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, “Yâ Rabbî, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet” diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği hâlde, cevabını diğer insanların duyması için] “ Yâ Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, “Arşta, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına, ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün” dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Yâ Âdem, doğru söyledin. O, bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım.” [Taberanî]

xxx

Mirac’da Allahü teâlâ, Resulullah'a, (Senden başka her şeyi, senin için yarattım) buyurunca, Resulullah da, (Ben de, senden başka her şeyi, senin için terk ettim) diye arz etti. [Mir’at-i kâinat]

xxx

(Levlâke levlak lema halaktül eflak = Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsî hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhanî hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve İmam-ı Rabbanî hazretlerinin Mektubat’ının 122. mektubunda vardır. Mektubat’ın Farsça haşiyesinde, bu hadisin Deylemî’nin Firdevs’inde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemî de, diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir. Alusi bile (Galiyye) kitabında bildiriyor. Mektubat-ı Rabbanî’nin 3. cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım) ve (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsî hadisleri de bildirilmektedir.

Xxx

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın Allah-u teâla indindeki kıymet ve derecesini bir kenara bırakıp, dinin sadece Kur’an-ı Kerim’den öğrenileceğini savunun nasipsizler, Allah kelamının tercüme ile herkes tarafından anlaşılabileceğini iddia ediyorlar.

Madem anlaşılabilir, bu kadar anlaşılabilir bir metni neden binlerce defa tercüme etme ihtiyacı hissediyorlar?

Mesela İran hayranı, oğlu ile birlikte kitap dağıtım işiyle uğraşan Mustafa İslamoğlu neden meal yazmaya kalkıştı? Elmalının mealinde bir eksik ve yetersizlik mi var? Yoksa ticari açıdan iyi bir kazanç yolu mu?

Bu soruyu bütün mealcilere sorabiliriz.

Xxx

Şimdi, yazımın başına aldığım hadis-i kudsileri kitaplarında bildiren alimlere bir bakalım:

İmam-ı Rabbani, İmam-ı Taberani, İmam-ı Hakim, İmam-ı Deylemi, Erzurumlu İbrahim Hakkı, İmam-ı Kastalani, Yusuf-i Nebhani…

Bir de mealcilerin hayran olduklarına:

Sosyolog Ali Şeriati, Sosyolog Seyid Kutup, İbni Teymiyye, Efgani, Abduh vs…

Ve nedense tasavvuf deyince, tarikat deyince mealcilerin tüyleri diken diken oluyor.

Bir de yıllarca mukaddesatçı tanınan Namık Kemal Zeybek gibi “Ben Türkçe ezan istiyorum. Mustafa Kemal evliyadır. Bırakın Ebussuud’u…” diyen şirazesi kaymış, kibir kumkumaları var.

Xxx

Bu çok hayati mevzuyu uzatmayacağım.

Çünkü lüzum yok.

Ben adama sorarım:

Sultan Abdülhamid Han’ı seviyor musun? Sevmiyor musun?

Çünkü o Osmanlı’nın özüdür.

Ben adama sorarım:

İmam-ı Rabbani Hazretlerini seviyor musun? Sevmiyor musun?

Çünkü müceddid-i elf-i sâni’dir. Onu sevenlerin ve karşı olanların listesi bellidir.

Bu ikisini sevmeyen Peygamber Efendimiz’i sevemez!

Efendimiz’i sevmeyenin zaten Kur’an-ı Kerim’den nasibi yoktur.

Ve bu nasipsizler ehl-i sünnet düşmanıdır.

xxx

Tarikat ve tasavvuf, emir ve yasakların tamamına uyduktan sonra başlayan bir yolculuktur.

Ney üfleyip, Mevlana- Yunus istismarına dayanan emirsiz/ yasaksız sosyete muhafazakârlığının dinle, tasavvufla zaten bir alakası yok.

14 asırlık islam medeniyetini ve değerlerini, mason, şii, kripto Yahudi ve veya Ermeni soysuzların “biz”denmiş gibi görünerek yıkmaya çalışmasını görmemek ne büyük talihsizlik.

Osmanlı ehl-i sünnet idi. Abdülhamid Han Şazeli idi. İmam-ı Rabbani Nakşibendi idi.

Efendimiz, Rabbimizin bize gönderdiği rehberdir. Kur’an-ı Kerim bir anda değil safha safha efendimize gelmiş ve bizzat onun tarafından yaşanarak bize öğretilmiştir.

Ekrana çıkan ve loto toto barbi bebekleri gibi ayet numaraları parçalayan kibirli nasipsizler, omurgalı iseler “Ben Osmanlıya da, Abdülhamid Han’a da, İmam-ı Rabbani’ye de muhalifim” diyecekler ki, sapıklıklarındaki samimiyete saygı gösterelim.

Xxx

İmanımıza ve misyonumuza tekrar uyanırken, reformist Hayrettin Karaman’ın Ak Parti’nin akıl hocası olması ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından “büyük âlim” olarak kabul görmesi iddiası, endişe vericidir.

Ne dediği anlaşılamayan Papa hayranı diyalogcular ve paralel çete, evet, Türkiye’nin ve İslâm’ın başında büyük belâdır.

Ancak bu belâya hangi dini yaklaşımların ve dejenerasyonun sebep olduğunu iyi anlamalıyız.

İnsan hayatını en ince noktasına kadar kuşatan İslamiyet’i genişliğine ve derinliğine anlamak ve kurtulmak yerine, “iman- kuran hizmeti” sloganıyla uyuşturulanlar ve mezhepsiz/ mealci/ diyalogcu reformist hainlere zemin hazırlayanlar, kendi hocaları kadar, Efendimize, dört halifesine, eshabına, mezhep imamlarına, büyüklükleri müştereken kabul görmüş islam alimlerine “vakit” ayırmalı ve uyanmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık