• 19 Eylül 2019, Perşembe 17:27
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Tavus kuşunun namusu!

SABETAYCI MÜSLÜMANLIK-2

“Tavus Kuşu’nun Namusu”

“Evladım! BU ÜLKE’de ilerici, gerici, sağcı, solcu yoktur. Namuslu insanlar ve namussuz insanlar vardır.”

Cemil MERİÇ

Bir önceki “Sabetaycı Müslümanlık” yazımın sonunda bu yazı dizisine devam edeceğimi belirtmiştim. Bu arada kendimi manen ve fiziken henüz hazır hissetmediğimi fark ettim. Yazının okunma sayısı beni umutlandırdı ayrıca. Yalanlardan yalanlar, mitoslardan mitoslar beğenmek yerine, Allah’a havale ederek, “altındaki zeminin” ve üstündeki “gök kubbenin” gerçeğini bilmeyi dert edinmiyorsa bile yazım “başlarına bela” açmayı başardı. Hem ben de üstümdeki yükü atmış oldum.

Şimdi yazımı okuyan solcu dilediği gibi “düzen solculuğu” yapabilir. LGBT haklarını savunması prim yaptırıyor bu ara. Buyursun satsın ruhunu DÜZEN’e. DÜZEN’e ayak uyduran SOLCU olmayı seçtiğine göre o da bir LGBT sayılır. Kendini radikal, ılımlı, cemaatçi, siyasalcı, bilimci, akılcı MÜSLÜMAN tanımlamaktan YEMLENEN VE LOKMASINI BULAN da buyursun ibadetlerini yapsın gönül rahatlığıyla. Allah’a “aklımdasın, fikrimdesin, duamdasın” desin günde beş kere. Hem DÜNYA BEŞTEN BÜYÜK değil mi!

Cuma’ya gitsin mesela. “Her ihtimale karşı neme lazım CUMA’sını” eda eylesin. Hristiyan Kralının gölgesindeki Habeşistan Muhacirleri Cuma namazı kılmış mıydı?

Yeni Zelanda’da bir “Cuma namazı” sonrası muhtemelen CIA’nın devşirdiği meczub bir herif camiye daldı ve onlarca “Müslüman”ı öldürdü.

Peki bu Yeni Zelanda göçmen Müslümanları neyin cumasını kılıyorlardı?

LÛTİ SEKÜLER DÜZEN’in kurulu olduğu Yeni Zelanda’da Cuma günü bir mescide toplanarak “Lûti Yeni Zelanda Hükümeti’nin” onayladığı hutbeyi koyun gibi dinledikten sonra iki rekat namaz kılmanın anlamı neydi?

Lûti Düzen nedir?

 

LÛTİ DÜZEN deyince akla yalnızca Ensest ve eşcinsellik gibi “cinsel sapkınlıklar” geliyor. Ancak Lût kavminin hepsi bu günahları işlemiyordu. Günahı işlemek ile onu normal olarak görmek arasında bir fark yoktur. Sapkınlıkları norm haline getirmek yaygınlaşma zemini sağlar.

Dolayısıyla bir günahı “insan hakkı” olarak görmek Allah’a açıkça savaş açmaktır. Ve bu kişiyi ALLAHSIZ KAFİR yapar.

İnsanların Allah’ın kanunlarını bir kenara bırakarak “kendi kanunlarını koydukları” düzendir LÛTİ DÜZEN…

O düzen ki zina suç değildir hatta kanunla korunur ve teşvik edilir, çıplaklar kampları vardır, cinsel sapkınlıklar kanuni ve serbesttir, faiz kurumsallaşmıştır ve kanunla korunur, dinsizlik en geniş kitlenin inandığı dindir; öyle ki devlet dinsizdir.

Bir topluluğun kurduğu devletin dini yoksa fertlerin “dini” olduğundan söz edilemez.

O fertler kendilerini bu “LÛTİ DÜZEN” içinde bir zindanda görüyorsa ayrı.

 28 Şubat sürecinde Cuma hutbelerimizin konularını hatırlayalım. Ne değişti özünde.

Bir zamanlar Türkiye Dindarlığı “Düzen Karşıtlığı”ndan ve hesaplaşmadan beslenirdi. Bu hesaplaşma dindarların üzerine çöreklenen kesif ve baskıya karşı bir tepkiydi.

İlk mücadele nesli çok büyük sıkıntılara göğüs gerdi. Ancak sonraki nesiller kurulu düzenin içinde “siyaset yaparak” mücadele! etme yoluna girdi. MTTB ve Akıncı Gençlik ayrışmasına dikkat etmek gerekir tam da burada.

1975 yılında “düzenle uzlaşmayı” akıl edecek kadar “olgunlaşmamış gençlerle parlayan ve 12 Eylül cuntasıyla söndürülen bir harekettir Akıncı Gençlik hareketi…

Düzen’e karşı mücadele devam ederken her ihtimale karşı Cuma Namazları eda edilirdi.

Yeryüzüne yayılmış insan topluluklarının “kalplerindeki iktidarı” tazelemek için İLK CUMA NAMAZI’nı kim nerede kıldırdı?

Kaç kişiydiler?

İlk Cuma namazı’nı Hz. Muhammed aleyhisselam Efendimiz KILDIRMADI…

Medine’ye gönderdiği Mus’ab Bin Umeyr kıldırdı ve 40 kişiydiler.

Ebu Talib’in büyük oğlu Cafer Hristiyan diyarı Habeşistan göçmenlerinin başındaydı. Hristiyan kral Müslümanların dinini dilediği gibi yaşamalarına müsaade ediyordu. Can, mal, ırz ve vicdan hürriyetleri teminat altındaydı ancak Cuma namazı kılmadılar…

Mekke ve Habeşistan’da kalplerinde “Allah’ın iktidarını” diri tutanlar Cuma namazı kılmıyorlardı.

11 sene Mekke’de hiçbir Müslüman Cuma Namazı kılmadı…

Yaşadıkları düzen içinde Ebu Talib’in himayesinde zulümden korunuyorlardı. Bir gün Ebu Talib de ölecekti ve zulüm bütün yüzleriyle “Allah’ın iktidarını kalplerde yeşertme ve diri tutma”nın hesabını soracaktı Müslümanlara…

Medine’de “Allah’ın kalplerdeki iktidarını” diri tutması için gönderilen Mus’ab Bin Umeyr’e neden Cuma namazı kıldırması söylendi?

Cumartesileri Medine Yahudileri “Mezmurları” okuyorlardı ortalık yerde. Bu Yahudilerin bir çeşit “dini gövde gösterisi”ydi. Cuma namazı Medine Yahudi’lerinin karşısında Müslümanların onurlu duruşuydu.

Medine şehri Müşriklerin Hendek Kuşatması’na kadar Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler arasında kendi bölge ve kalelerinde “GETTO”laştıkları bir şehirdi.

Medine’de kılınan ilk Cuma Namazında 40 kişiydi Müslümanlar…

Yeni Zelanda’da Cuma sonrası öldürülen Müslüman sayısı ise 49 kişi…

Müslümanlar Mekke’de ALLAH’IN İKTİDARI’NA DAVET emrolunduğunda 40 kişiydiler…

Bedir’de 313 kişi…

Bugün 1,5 milyar olmakla övünen Müslümanın alnını karışlarım…

Kerbela hançerini kendi kalbine saplamayan ve kalbini kanatmayan Müslüman mıdır?

Kerbela’da Hz Hüseyn ve Evlad-ı Resul’ün katledilmesinden sonra bu Dünya’yı bir “sürgün yeri” gibi görmek yerine “İKTİDAR SAHASI” olarak gören Müslüman secdede “subhane rabbiyel ala” derken kalbinde imanını bir tartsın kaç gram gelecek…

Kerbela “Allah’ın iktidarını kalbinde diri ve yeşil tutan mümin”in onuru, namusu, şuuru, ahlakı ve UMUDUdur…

Ya da Hazreti Hüseyin’e “cennet çocuklarının efendisi” sözünü yakıştırmak boş laf ebeliğinden başka bir şey değildir.

İçi boş kuru kütük gibi bir edebiyat…

Bir önceki yazımı şimdi göz önünde bulundurunuz…

Öyle bir DÜZEN’in içine yuvarlanmışız ki ne Yahudi “BEN YAHUDİYİM!” diye haykırabiliyor; ne de Müslümanın “DÜZEN İLE BİR SORUNU VAR”.

E neden olsun ki DÜZEN biz Müslümanları İKTİDAR BİLE EYLEDİ…

Ve kavga bir kör dövüşü kıvamında sürüyor. Kimin neyin kavgasını verdiği belli değil. DÜZEN böyle kurulmuş ve böyle emrediyor…

Kavganın tozu dumana kattığı ortam ve zeminde tutunursun elinde ne varsa ve var gücünle çarpışırsın. Bir bu taraf vardır bir de o taraf.

Kazanmak! Neyi kazanmak? Ne uğruna kazanmak? Ne için kazanmak?

Bu kavga öyle bir kavgadır ki dostum asla yeterince kazanmış hissetmezsin. Daha da kazanmalısın, daha bir iktidar olmalısın. Daha bir en iktidar ve en bir güçlü guvvatlı olman için ne lazımsa ol, ne lazımsa yap!

GÜÇ ve İKTİDAR ancak senden daha GÜÇLÜ ve İKTİDAR SAHİBİ’nden devşirebileceğin bir olgu. Dünya’da GÜÇ sahibi olmak için birilerine yaslanman ve korunma talep etmen gerekir.

GÜÇ ÇETELERİNE yaslanacaksın ki sana ADAM desinler. İlkeler seni bir yere kadar taşır. Disipline eder. O kadar. Sonrası “dünya düzenine” ayak uydurmak.

GÜÇ VE İKTİDAR’a uzanmak istiyorsan eğer!

Peki ya GÜÇ VE İKTİDAR adına uzandığın ellerin hepsi “İBLİS’İN ELİ”yse.

Bir kerecik vermekle şöyle böyle olunmuyor mu. Ya azıcık ucundan vermekle namus elden gitmiyor mu?

Sana ancak arkandan söverler. Yüzüne karşı kimse sövmeye cesaret edemez!

GÜÇ VE İKTİDAR seninledir!

12 Eylül Cuntasının iktidarında Haşmetli ve Ulu Kenan Evren Paşa Hazretleri bir gece gazinoya gidiyor. Gazino personelinde bir ağırlama telaşı. Paşa Hazretlerini en baş köşeye oturtuyorlar. Programın başlamasına kısa bir süre kaldığı sırada bu kez personelde çok daha büyük bir telaş görüyor Haşmetli Kenan Evren Paşa Hazretleri. Personel’in telaşı ayyuka çıkmış:

-Paşa geliyor! Paşa geliyor.

Kenan Evren şaşırıyor bu hale ama ses etmiyor.

Program başlıyor ve finalde Paşaların Paşası Zeki Müren sahneye çıkıyor. Şarkılarıyla seyirciyi mest ediyor ve program bitiyor. Kenan Evren Zeki Müren’i masasına davet ediyor:

Zeki Müren: Gazinomuza şeref verdiniz Paşam. Sizleri memnun edebildiğimizi ümid ediyorum.

Kenan Evren Paşa Hazretleri: Pek memnun kaldık Zeki bey. Yalnız dikkatimi celb etti. Biz yerimize oturduktan sonra bir telaş oldu. Personel sağa sola koşuşturmaya başladı. Paşa geliyor paşa geliyor. Yahu dedim kimmiş bu PAŞA! Meğer sizmişsiniz!

Zeki Müren: Aman paşam abartmışlar ve hadsizlik etmişler size karşı. Bu millet böyledir bilmez misiniz. İBNE DİYEMEZLER PAŞA DERLER!

İstanbul’un şehir efsanelerinden biridir bu ve eğer Zeki Müren bu lafı o zaman ve zeminde söylediyse “NAMUS”un altına imza atmış değil midir…

Kimileri NAMUS’u “cenaze namazı” zanneder. Birileri kılıyorsa diğerlerinin üzerinden sorumluluk kalkar ya.

Öyle bir dünyada sahneye tavus kuşu gibi çıkan “sanat güneşi” bütün millete “NAMUS DERSİ” verir…

Bu millet “gelene ağam gidene paşam” çeker. Gününü gün eder. Arkasından söver kendini İKTİDAR SAHİBİ ZANNEDEN züppenin.

Peki ya Zeki Müren…

Bu ülkede İKTİDAR’A GELMEK İÇİN yanıp tutuşan ve İKTİDAR İÇİN her şey olmaya, ne olsa yapmaya hazır bir kitleydi DİNDARLAR…

Her türlü mücadeleyi vermeye hazırdı…

Başörtüsü zulümleri, itilip kakılmalar falan…

Meğer her şey KENDİNİ DEVLET OLDUM ZANNETME HALÜSİNASYONLARI içinmiş…

Nişantaşı’nda KİRLİ BEYAZ TÜRK (İktidarın gerçek sahipleri) ile aynı restoranda yemek yemek içinmiş.

CIA(Amerikan İstihbaratı), MI5 (İngiliz İstihbaratı), Mossad (İsrail İstihbaratı), BND (Alman İstihbaratı) ve SVR (Rus İstihbaratı) arasındaki çekişmelerin odak noktasına ne denir?

TÜRKİYE SİYASET TARİHİ

Bir önceki yazımda bir Sabetaycı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu’da kurulmuş “İlk Yahudi Devleti” olduğunu itiraf ettiğini satır arasında belirtmiştim.

Türkiye Siyaset Tarihi dediğimiz de kendi aralarında Karakaşzade, Kapancızade ve Yakubiler olarak klikleşen “KURUCU VE YÖNETİCİ” Sabetaycı Mavi Kanlı Sahiplerimizin aralarındaki “NÜFUZ VE İKTİDAR” mücadelesidir.

Bu “GERÇEK İKTİDAR SAVAŞI”nda Başbakan seçtirerek iktidar olduğunu zannetmek ancak kötü bir fıkra kadar komiktir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en korkunç, kötücül ve şeytanatapan tarikati olan Sabetaycılar arasında ilk isyan eden Yakubi gençler olmuştur II.Abdülhamid döneminde.

Üstelik Yakubiler Sabetay Sevi’nin soyundan gelirler. Bu Yakubi Sabetaycı gençler “Gizli Satanist Yahudi İÇ DÜZEN’e” isyan etmişlerdir. Bu aynı zamanda bir ifşa hareketi olmuştur.

Devlet bu Yakubi Sabetaycı gençlere sahip çıkmıştır Sultan II.Abdülhamid devrinde…

1912 yılında Balkanların Kudüs’ü “Selanik” şehrinin Yunanlıların eline geçmesiyle Sabetaycı Satanist Yahudiler’de bir “Milli Şuur” baş göstermiştir.

Vatan Millet gibi laflar etmeye başlamışlardır…

1913 Balkan Bozgunu ile yine bir Sabetaycı Şehri olan Edirne’nin de Bulgarlara verilme tehlikesi ortaya çıkınca meşhur “BAB-I ALİ BASKIN”ıyla İttihad ve Terakki iktidarı zorla devralmıştır...

Bab-ı Ali Baskın’ında iki isim çok dikkat çeker…

Sabetaycı Talat Paşa ve Ziya Gökalp…

“Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak” ile Modern Türk-İslamcılığının ideoloğu olan ama Türk olmayan Ziya Gökalp…

Nasıl Türkleşeceğimizi ve Türk Milliyetçisi olacağımızı bir Sabetaycı Yahudi’den öğrendik milletçe…

Maşaallah bize…

Bab-ı Ali Baskını’nın kararının verildiği İttihad ve Terakki toplantısının yöneticilerinden biri kimdi dersiniz…

Meşhur Sabetaycı Doktor  Nazım.

“İzmir Suikastı” gerekçesiyle Atatürk’e suikaste yeltendiği iddiasıyla idam edilen Doktor Nazım.

Adnan Menderes’in kayınpederi Doktor Nazım.

Mesele Sabetaycı Yahudiler olduğunda “mavi kanı” saf tutma adına yapılan evlilikler de söz konusudur. Yani kan bağı ile çocuk yapılmış evlilik de Sabetaycı Yahudiliğe dair bir delildir…

Cumhuriyet Tarihimizde Ezan-ı Muhammedi’nin tekrar Arapça okunabilmesini mümkün kılmış, memlekette Müslümanlara rahat bir nefes aldırmış ve kayınpederi gibi idama götürülürken göz yaşı döktüğümüz Adnan Menderes…

Karakaşzade bir Sabetaycı Yahudiydi…

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kapancızade – Karakaşzade klikleri arasındaki “GERÇEK İKTİDAR” mücadelesi böylesi serttir…

Öyle ki Gazi Osman Paşa’nın torunu olan Sabetaycı Fatin Rüşdü Zorlu idama “Şanı Büyük Osman Paşa” marşıyla idama götürüldü…

Ne dehşetli kalpsizlik…

Kapancızadeler böyle JAKOBEN, SEKÜLER, BİLİMCİ, RASYONEL ve  KALPSİZDİR…

Ve manyakçasına ZENGİNDİR…

Ayrıca Bursa ve İstanbul şehirlerini daha çok mesken tutmuşlardır Selanik sürgününden sonra…

Bursa…

Zeki Müren’in memleketi…

Yahu böyle bir memlekette Şanlı Türk Ordusunun çelik yumruğunu milletin ve tepesine indirmiş anlı şanlı Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren Paşa Hazretleri Haşmetmeaplarının suratına “İBNE” diyebilme cesareti göstermek…

1931 yılında Zeki Müren doğduğunda babası hem İnşaat Mühendisi hem de kereste tüccarıdır. Balkanlardan göçen böyle tuzu kuru bir EFENDİLER SOYU’nudan gelir Türkiye Cumhuriyetimizin sahneye “tavus kuşu” kostümleriyle çıkan “SANAT GÜNEŞİ”

Ve hiçbir yerde hiç kimse Zeki Müren’e “ibne” diyememiştir ömrü boyunca…

Türkiye Cumhuriyeti’nde mason localarının yeniden açıldığı ve İsrail Devleti’nin Birleşmiş Milletlerce resmen onaylandığı 1948 yılında HÜRRİYET GAZETESİ’nin kurucusu Sedat Simavi’ye kimsenin öyle diyemediği gibi…

O gazetenin baş sayfa sloganı neydi:

“Türkiye Türklerindir.”

Hangi Türklerin?

Ziya Gökalp’in buyurduğu Çağdaş Müslüman Beyaz Türklerin.

Bize de ne oluyorsa…

Biz efendilerimizin çizdiği çerçeve kadar dindar Müslüman ve Türküz…

Sabetaycı Müslümanlığı ne kadarını emrediyorsa o kadar…

Bir de itina ile tasarlanmış “SABETAYCI DİNDAR MÜSLÜMANLIĞI” ve “SABETAYCI DERİN MUTASAVVIFLIĞI” var ki bir sonraki yazılarda anlatacağım…

 

Not: Bir ara Yahudilerin “Mavi Kan” meselesine ayrıca değineceğim. Mavi Kan tabiri mecaz değildir efendim. Merakta kalın…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


emrah polat emrah polat 20.09.2019 15:34

Yine çok farklı bir yazı olmuş. Çok farklı düşüncelere sevk edici bir yazı olmuş. Herşeyine tamamen katılmamakla birlikte tebrik ederim.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık