• 31 Ağustos 2019, Cumartesi 22:22
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Sabetaycı Müslümanlık!

SABETAYCI KATOLİK VE PROTESTAN MÜSLÜMANLIĞI

Yazılarımı beş kişinin bile okumasını Allah nazarında kendime kar bilerek başlarım. Allah’ın adıyla. Allah’ın adıyla başlamanın; yani besmele ile başlamanın idrakine vardırsın Allah. Mümkün mertebe eğip bükmeden kelime kılıcımı sallamaya gayret gösterdim. Bugüne kadar çok duymuşumdur “Neyine güveniyorsun! Kime güveniyorsun!” diye…

Bana silahını doğrultan kim olursa olsun gözünün içine baktım. İster gerçek bir tabanca isterse bir aşk mecazı olsun. Fark etmez. Yüzlerde çok kere korku okudum ya da cinnet. İçine sinmiş korkusundan silahına davranmış bir dünya köpeğinin üstüne üstüne yürümüyorsan Allah hakkı için ne diyeyim ben sana. Hayat diye ne yaşıyorsun be gülüm.

Korkaklar ve canilerin kurbanlarıyız. Habil’den beridir kaderimiz bu…

Allah’ın “yaratılmışların en şereflisi” olma adaylarına çizdiği kader.

Dert, bela, sıkıntı…

Girizgahı lafı dümdüz, kafa göz kıra kıra ve eğip bükmeden yazacağım için yaptım.

İnsanlığa sürdürülebilirliği olmayan puştmodern bir cinnet, “özgürlük, ötekine saygı, birlikte yaşama kültürü” sloganlarıyla pazarlanıyor.

Bizzat kadın kendini “cinselliğin sujesi” olmaktan özgür bırakarak “cinselliğin objesi” haline getiriyor. Kendi travmalarına, çağdaş itilip kakılmalara ve “sahipsiz, değersiz metalaşma”  uçurumuna atıyor kendini.

Yirmi yıl önce “başörtüme dokunma!” eylemi yapan kadının ALLAHSIZ KAFİR ama “başı örtülü” kızını “LGBT eylemi”nde görüyoruz.

Özgür giyinmek adı altında soyunmadan kendini dışarı atmayan “teşhirci sapık” kadınların karşısında metroda donsuz ve mini etekle bacaklarımı açarak oturmak istiyorum. Tahammül kültürlerini ölçmek için.

Sende o varsa bende de bu var. Al ben de açtım bacaklarımı. Gerçi senin gevşeme ve gevreme kıvamın için iki duble rakın eksik…

Yeni “muhteşem nesil” dini çoktan seçmeli bir tercih meselesi olarak görüyor. Başı boş sığır sürüleri haline getirildiler bile.

İman yeryüzünden siliniyor, zihinlerden eritiliyor.

Peki buralara nasıl geldik?

Bugün bütün ders kitaplarında “AYDINLANMA” olarak öğretilen AVRUPA VAHŞETİ’nin ilk temsilcileri İSPANYOLLARın Güney Amerika’da katliam ve köleleştirmeye başlayarak zenginleşmesinin ardından “milli birlik” peşine düştüklerini görüyoruz. Fransa’da yüzbinlercesi “itlaf edilen” ŞEYTANATAPAN TAPINAKÇI kalıntılarının İspanya’da ortaya çıkışı bu. En kadim düşmanları MUSACI YAHUDİLER ve MÜSLÜMANLAR…

Mangırlanan İspanyollar Müslüman ve Yahudi soykırımına başlıyorlar.

5000 yıldır Yahudi’nin Yahudi’ye ettiği zulmü kimse etmemiştir. Ve birbirlerine bu zulmü büyük bir soğuk kanlılıkla “satranç oyunu” ciddiyetinde yaparlar.

MUSACILAR(Seferad) ve SAMİRİLER (Şeytanperest) YAHUDİLER birbirlerini daima SOPA MİLLETLER VE DEVLETLER yoluyla katlettirmişlerdir 5000 yıldır.

Hayber Savaşı bir kenara tabii…

Bayezid, Yavuz ve Sultan Süleyman devrinde İspanyolların Yahudi Soykırımından kaçan Seferad (Musacı) Yahudilerin Osmanlı Coğrafyasına girdiklerini görüyoruz.

İzmir, Selanik, İstanbul, Bursa, Edirne gibi şehirlere yerleştiler…

Öyle ki Selanik bir dönem “Doğu’nun Kudüs’ü” olarak anıldı…

Yahudilerin Osmanlı Coğrafyasına girişi ve Osmanlı İmparatorluğunun yükselişinin örtüşmesi bir tesadüf değildir.

Devlet işlerinin sekülerleşmeye başlaması da…

Osmanlı’nın “savaş teknolojilerine” katkıları büyük olmuştur.

“Musacı Yahudilerin” alacakları intikamlar vardı nitekim “şeytanatapan” SAMİRİ SOYDAŞlarından…

Meşhur “Leyla ile Mecnun” yazarı FUZULİ’nin yaşadığı “Sultan Süleyman” devrinde: “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.” demesi tesadüf müdür?

Fuzuli çok derin bir darbe vuruyor bu sözle. “SELAM VERDİM” diyor.

Allah’ın selamı, vermenin sünnet almanın ise FARZ olduğu MÜSLÜMAN’IN ÜZERİNDEKİ DAMGADIR…

Rüşvet değildir deyu alunmaz olmuş…

Kalender Şah ve sonrasında 200 yıl devleti sarsan Celali İsyanları tesadüf müdür?

O kirli ve karanlık el “Hanedan Sarayı”na kadar uzanır da II. Osman’ı hunharca ve rezilce katlettirir…

9 yaşındaki IV. Murad’ın gözleri önünde vezir-i azam parçalar “kudurmuş yeniçeri!”…

IV Murad da gençliğine doyamaz…

III. Selim’in cesedinin “Devleti kurtarmaya gelen” Alemdar Mustafa Paşa”nın önüne atılması …

Osmanlı Devleti’nin “cihad bayrağını” bir kenara bırakarak “İmparator Hanedanının iktidar bayrağını” eline almasının sonucu ne oldu…

Tanzimat ve Islahat Fermanı…

İçimizdeki, bağrımızdaki ihanet Sadrazam Mustafa Reşit Paşa oldu ve İslam’ın bir kenara bırakılması fikrini Devletin Merkezine yerleştirdi…

Müslüman ahalinin eline de “Mecelle” verdiler…

Gırtlağa kadar borçlu bir devlet. Devlete borç veren Galata Bankerleri. Devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeyi başarmış “OSMANLI YAHUDİLERİ”

Eğitimli, bilgili, kültürlü, becerikli ve paranın kokusunu dahi seven Yahudiler…

Şetanatapan SAMİRİ YAHUDİLER boş durmadılar tabii ki.

Sabetay Sevi denen bir “Sahte Mesih” ortaya çıkıverdi bu Yahudilerin içlerinden. Osmanlı bu durumu Yahudi tebaanın kendi iç sorunu olarak gördü. Böyle bir adam “Müslüman kimliğiyle” ortaya çıksa derisi yüzülür ve ibret olsun diye Sultanahmet Meydanında sergilenirdi.

Sabetay Sevi davasından vazgeçmeyince Saray içinden akıl verildi.

Müslüman ol!..

Müslüman olmak o kadar kolaydır ki.

Bir cümleyi herkesin içinde söylersin şaşkın bakışlar üzerinde.

Ve oluvermişsindir.

Yahudi olmak öyle değil. Yahudi olunmaz doğulur.

Katolik olacaksan papalık kaydını tutar, her Pazar papalık istihbaratına günah çıkarman ve haraç vermen gerekir.

Sabetay Sevi de Müslüman oluverdi. İnananları içinde toplu intihar vakalarına rağmen canını kurtardı. Yer altına çekildiler.

Allah Sabetay’ın canını aldıktan sonra aile etrafı “YAKUBİ” olarak anıldı. Kalabalık bir grubu temsil eden “KARAKAŞ”lar türedi. Ve daha eğitimli, snob ve zengin “KAPANCI”lar…

Şaytani KABALA pisliklerini inanç ve uygulamalarına katan bu “şeytanatapan” SAMİRİ DEVŞİRMESİ Yahudi gruba en sert muhalefeti ve düşmanlığı kimler yaptı dersiniz…

Osmanlı Yahudi Cemaati…

Frankistlerin “Günahın Arındırıcı Gücü” pislikleriyle Şeytanla ezoterik bağ kurma adına sapkın ayinler yaptıkları biliniyordu SABETAYCILARIN.

En rezili de 22 Mart’ta Sabetay Sevi’nin doğum gününe atfettikleri Kuzu Bayramı veya Dört Gönül Bayramı da dedikleri sapkın cinsel ayindir.

Yılın başından 22 Mart’a kadar Sabetaycı “Müslüman!” Yahudiler et yeme orucuna girerlerdi. O gece en az iki çiftin katıldığı akşam yemeğinde kuzu eti yenir ve duaların ardından tutan tuttuğunu tuttuğu yerde…

O gece döllenen piç Sabetay’ın “seçilmiş” çocuğu sayılırdı.

Bu YAHUDİ SABETAYCI SOYSUZLAR Bektaşi Tarikatı içinde kalabalıklaştıkları için “Anadolu Türkmen Alevileri” üzerine de Sünni ağızlardan dedikodu pisliği sıçradı ve yayıldı ağızdan ağıza...

Sultan Abdülaziz tahta çıktığında zahid, dindar ve onurlu bir gayretle devleti ayağa kaldırmaya çalıştı ahalinin fakirliğine rağmen. Ambargolarla silkelendi. Soysuzların, Sultan Abdülaziz’in omzuna el koyarak çektirdiği o hazin fotoğrafı görürüz sonra.

Diğer yandan ise muhtemel Rus Savaşı’na hazırlanıyordu. İngiliz silah yığdı Osmanlı’ya. Aziziye Tabyaları yapıldı. Millet de savaşa hazırlanıyordu.  Tasavvuf büyükleriyle Allah yolunda kurban olacak müminler yetiştiriliyordu.

Sabetaycı “Müslüman!” Yahudi şeytanperestler şehirlerde Mevlevi, Bektaşi ve Nakşibendi tekkelerinde cirit atıyorlardı.

Boyunun 1.40 olmasından dolayı Küçük Hüseyin Efendi olarak anılan satanist (şeytanperest) İstanbul’da Nakşibendi Postuna oturmuş daha ne olsun…

O dergah ki bağrından Fevzi Çakmak’lar, Kazım Karabekirler çıkarmış. FETÖ cemaatine yakınlığıyla bilinen Üzeyir Garih’in her “Cumartesi!” ziyaret ettiği ve o mezarlığın civarında öldürüldüğü KÜÇÜK HÜSEYİN EFENDİ!

Sultan Abdülaziz’i savaş kapıdayken öldürdü içimizdeki “Jön Türk Hainleri”. İki bileği ve iki şah damarı kesilmiş halde saatlerce kan kaybetti.

Fransız fahişeleri ve kumarla kudurmuş satılık ve kiralık hain köpeklere “KAHRAMAN JÖN TÜRKLER!” diyoruz bugün biz.

Hain değilsen “KAHRAMAN” diye heykelini dikseler bile sökerler bu diyarlarda. Abdülhamid dostu olduğu ortaya çıkan Namık Kemal gibi…

Türk Tiyatrosunun Kurucusu Güllü Agop (Mehmed Yakub Efendi) gibi…

Adın anılmaz. Türklükleri tutar “Ermeni dölü!” der “Modern Türklüğü ve Tükçlüğü inşa eden!” YAHUDİ DÖLLERİ!

Rus Savaşı’nı II. Abdülhamid’in kucağına verdiler. Müslümanlar Balkan ve Doğu Cephelerinde Ruslara karşı savaşırken “Doğu’nun Kudüs’ü” SELANİK tek kurşun atılmadan teslim edilecekti yıllar sonra…

1912 yılında Selanik düştü…

Mavi kanları ve pembe mabadları pek kıymetli Sabetaycı “Müslüman!” şeytanatapan YAHUDİLER  uyandılar…

Küresel kavgada ne kadar önemsiz bir detay olduklarını derinden ve varoluşsal bir şekilde hissettiler.

Vatan kurtarma derdine düştüler bu kez…

Kurtardılar da…

Bize buna “KURTULUŞ SAVAŞI” dedirttiler. Osmanlı’dan arta kalan MÜSLÜMAN HALKI da ALLAHSIZLAŞTIRMA operasyonu SABETAYCI YAHUDİ ŞEYTANATAPAN ELİTLERE ihale edildi…

Geri kazandıkları vatanlarına karşılık İNGİLİZLERE verilen sözler vardı…

Vatan öyle kolay kurtarılmıyor efendiler…

Bu ülke  1889’da İstanbul’da doğduktan sonra Sivas’ta büyüyen ve ardınca İsviçrelerde eğitimini tamamlayan; biri hariç bütün kitapları çocuk kitabı olan; Şemsi Efendi(Şimon Zwi) Mektebinin İstanbul’a taşınan hali olan Şişli Terakki Lisesi Müdürlüğü yapan; Milli Eğitim Bakanlığının altını üstüne getirdikten sonra Ziraat Bankası yönetimindeyken “YAHUDİ TANRISIyla buluşan!” İbrahim Alaeddin GÖVSA’ları gördü…

Ben onun adı verilmiş Ortaokuldan mezun oldum…

Peki bu adamın çocuk kitapları dışında yazdığı tek kitabın adı neydi:

SABETAY SEVİ…

Bu dünyada ve ülkede neler döndüğünün temelini anlamak ve öğrenmek istiyorsanız daha üniversite çağlarınızda iki yerli entelektüel karşınıza çıkar. Başka türlü anlayamazsınız. Bilemezsiniz.

Cemil Meriç ve Alev Alatlı…

İkisinin de özgeçmişlerinin ortak yanı 1912 Selanik göçmeni olmalarıdır.

Selanik: DOĞU’NUN KUDÜS’Ü…

Biz “muhafazakar demokratların” Şehid Demokrasi Kahramanlarına ne demeli:

Adnan Menderes ve Fatin Rüştü ZORLU…

“ZORLU” soyismini anmışken.

Mustafa(seçilmiş) Kemal(Şemsi Efendi’nin verdiği isim) Atatürk’ün mezun olduğu SABETAYCI OKULU Şemsi Efendi(Şimon Zwi) Mektebi’nin kurucusu ŞEMSİ EFENDİ’nin 6. Göbekten torunu Ilgaz ZORLU ne diyor biliyor musunuz:

“Ortadoğu’da kurulan ilk YAHUDİ DEVLETİ İsrail değildir. Türkiye Cumhuriyeti’dir…”

Bir Allah’ın kulu sormaz kendisine “Kardeş sen ne demek istedin?”…

Soramaz çünkü o da bir MAVİ KANLI YAHUDİ SABETAYCI…

Her yerdeler…

Her musluk başında onlar var…

Seküler Laik Devleti onlar kurdular, yönettiler…

Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Tarihi kendi aralarındaki “fikir ayrılıkları ve iç çekişmelerinden” ibaret…

Bütün siyasi hesaplaşmalar, darbeler, sağ-sol çatışmaları…

KARAKAŞZADE – KAPANCIZADE kapışmasından ibaret…

Kapancızadeler bildiğin ALLAHSIZ, JAKOBEN, SEKÜLER ve MANYAKÇASINA ZENGİN ELİTLER…

KARAKAŞZADELER’e gelince… Onlar “sığır gibi güttükleri” Türkiye Cumhuriyeti Halkını seviyorlar kendilerince…

Hani bir çiftçi İNEĞİNİ, KOYUNUNU SEVER ya…

O kadar ve öyle seviyorlar. Daha fazlasını beklemeyin sahiplerinizden.

Ordinaryus Profesörler, Mega Starlar, Pop kraliçesi çakma Edith Piaff serçesi, en operatör ve profesör doktorlar, siyasetçiler, Cannes görmüş sinemacılar, Nobelli edebiyatçılar  onlardan çıkar…

Söz söylerken size söylemezler. Sizi eserleriyle güderler.

Sizinle konuştuklarını mı sanıyorsunuz.

Asla…

15 Temmuz’dan 6 ay önce 2014’de Cumhurbaşkanlığı Kültür Ve Sanat Büyük Ödülleri gecesinde Alev Alatlı’nın meşhur konuşması’na nasıl da göz sulandırdık oysa ki:

“Ben Muhacir’im. 1912 Balkan Göçmeni (Doğu’nun Kudüs’ü Selanik).”

diye başlıyor. Stalin ve Hitler Almanyası’ndan bahsediyor ve asıl konuya giriyor:

“Asıl olan hakkın helal edilmesi, helalleşmek olmalıdır. Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü her yasal hak helal değildir ve olamaz. (alkış kıyamet). İflas eden kardeşinizin satışa çıkarılan evini satın almanız yasal olabilir ama helal değildir. İmar ruhsatı olan müteahhit şehrin ufkuna tecavüz eden bir bina yaparsa yasal olarak suçsuzdur ama helal değildir. Raf ömrünü uzatmak için ekmeğin içine kanserojen madde koyarsa suçsuzdur ama helal değildir. (DİKKAT! GEZİ OLAYLARI KAST EDİLİYOR!)  bir kalem darbesiyle atar ergenleri sokağa döken yazar alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden seyrettiğini ispat edebiliyorsa yasal olarak suçsuzdur ama helal değildir yaptığı (alkış kıyamet). Kadim değerlerle bağı kesilen özgürlüklerin kötülükten yana bükülmelerini önlemenin yollarını bulmak zorundayız. Yasaların tanıdığı haklardan –insanlık ya da Allah adına- feragat etmenin garipsenmediği bir yeni düzen getirmek zorundayız. Tarihin bize öğrettiği şey ister en mükemmel yönetim sistemini isterse ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmiş olsun. Bir medeniyetin SEVGİ VE NEFS TERBİYESİ dumura uğramış; MANEVİ ENERJİSİ TÜKENMİŞSE o milleti ne Birleşmiş Milletler tüzüğü, ne Helsinki Beyannamesi, ne AİHM Mevzuatı, ne de en üstün silahlar kurtarabilir….”

Konuşmanın sonrası Cumhurbaşkanımızı “Dünya beşten büyüktür” sözü üzerinden yağlayıp ballama ile bağlanıyor…

Alev Alatlı o gece alkışlandı alkışlandı alkışlandı…

Sözün muhatabı bu millet miydi peki? değildi…

Sözün muhatabı mesajı aldı ama kulak arkası etti…

15 Temmuz yaşandı…

90’lı yılların sonuna kadar FETÖ örgütünün gazetesinin baş köşesinde yazılar yazan Alev Alatlı; yıllar sonra örgütün sahipleri değiştiğinde bu kez FETÖ mankurtlarının sahiplerine “kan dökmeyin” mesajı vermemiş miydi 15 Temmuz’dan altı ay önce?

FETÖ denen sözde “İslami örgüt”ün sahte mehdisi MİT’in kurucusu Mehmet Fuat Doğu ve CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek “keşfederek!” İzmir Kestanepazarı’nda “Sabetaycı ailelerin” kucağında büyütüp tay taylatmamış mıydı?

O FETÖ’dür ki “Nurculuk” denen “İslam Katolikliği” usulü pasif dindarlaşmanın içinden “Cizvit Protestanlığı” misal zuhur eylememiş miydi?

1946 yılına kadar Anadolu’daki Müslüman halkın üzerinden silindir gibi geçen; baskı, zulüm ve eziyetle Türkiye Cumhuriyetinde Müslümanlığı yok etme gayretindeki SEKÜLER JAKOBEN KAPANCIZADELER’in gayretleri bir işe yaramamıştı…

Hatta millette öyle bir öfke birikimi olmuştu ki hepsini süpürüp atacak hale gelebilirdi…

KARAKAŞZADE SABETAYCI YAHUDİ EFENDİLERİN daha parlak bir planı vardı…

Dindarlaşmayı üreterek kontrol altına almak. Seküler ALLAHSIZ düşüncede İMANSIZ DİNDAR DİN ADAMLARI yetiştirmek…

Başardılar…

 

Not: Bu yazı serisi İslam Katolikliği Mezhebi Nurculuk içinden devşirilen Fethullah Cemaati, Ankara İlahiyat Fakültesi kurularak Diyanet İşlerine hakim kılınan İmansız ve Allahsız Müslümanlık FAZLURRAHMANCILIK PROTESTANLIĞI’nın bu milletin başına nasıl musallat edildiği üzerinden devam edecektir…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Emrah KAN Emrah KAN 01.09.2019 01:57

Kaynaklar benim ole paylaşırsanız memnun olurum.

Murad Özdil'den cevap: Emrah KAN akademik yazılar yazmıyorum bu sitede. Dolayısıyla kaynak gösterme zorunluluğum yok. Yazılarımdaki bilgileri kendiniz kontrol ediniz. Google Efendi Hazretleri dahi derdinize derman olabilir bu hususta...

Savaş akbaba Savaş akbaba 03.09.2019 22:23

Yazılanlar çogu dogrudur aklı olan herkes bilir bunu BAZI birkaç meseleye katılmayasamda kaliteli yorum olmuş

murat murat 05.09.2019 15:24

Murat Bey, *İslam Katolikliği Mezhebi Nurculuk sözünüz çok yanlış. *inşaallah daha fazla açmazsınız bu konuyu. *Fetö ile nurculuk aynı kategoride değildir, olamazlar. *temelden farklı yapıları vardır. *fetö nurculuğun bir kolu/şubesi değildir. *feto fetöyü kurmadan evvel nurculara takılmış biraz. Sonra cia ile anlaşınca kendine has bir yapı olan fetöyü kurmuş izmirde. *fetöde katolik paplığı gibi bir makam var. Bilindiği üzere feto islamı ılımanlaştırma çabası içerisinde olmuştur. Aynen papanın katolikliği esnetme çabaları gibi. *Nurculukta ise hiçbir makam yok. Kitapta yazılandan başkasına itimat yok. Yazılı kaynak olduğu için sebatayların nurculuğu değiştirmesi zorlaşmış, olmayan post’a/makama oturmaları enlellenmiştir.

Murad ÖZDİL Murad ÖZDİL 06.09.2019 13:40

Murat Bey bir sonraki yazıyı okuyunuz. Hristiyan DÜnyasındaki tek oyuncu Vatikan değil... Her yerden saldırı altındayız... Tarihe not düşmek kalbimizin ve ilmimizin zekatıdır...Farzdır

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık