• 16 Kasım 2018, Cuma 16:02
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Puştperestlerle bitmeyecek kavga!

PUŞTPERESTLERLE BİTMEYECEK KAVGA

"Ümmetimin en hayırlısı benim dönemimdir. Sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir"  Hadis-i Şerif ( Buhari, Fedail 288- 289)

 

İBLİS’İN KIYAMET BARONLARI’nın Emperyalist literatüründe “KUŞ YUMURTASI” diye bir tabir vardır. Düzeni neredeyse tam kontrol altına almış olan bu İNSAN YİYİCİ YAMYAMLAR kimin “davasının duayeni” , “kanaat önderi” , “bir bilen akademisyen” olacağına karar verir. Zaaflarını ve yeteneklerini bildiği “genç yumurtaları” devşirir. Davasında hızla ve başarıyla yükselmesi kolaylaşır bu “genç yumurtanın”. Az çok işlerin nasıl yürüdüğüne uyanmış kardeşlerimiz bilirler TV’de bir tartışma programı veya röportaj izlediklerinde tüyleri pırıl pırıl parlatılan “tavus kuşlarını” . Ne kadar “ilerici, aydınlıkçı, zamanın ruhuna uygun” sentezleri yapmayı başaran DAHİ varsa hep bunlardır. 

İslam ve bilimin ne kadar da birbirleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunu, Kuran’da ne kadar çok bilimsel gerçekleri doğrulayan ayetler olduğunu, aydınlık Dünya’ya ayak uyduran Müslüman olunabileceğini, batılı değerlerin EVRENSEL AYDINLANMASI’yla kucaklaşmakta hiçbir sakınca olmadığını 30 yıl önce kuş yumurtası olan bu “DAHİ TAVUS KUŞLARINDAN” duyarız.

O kuş yumurtalarını da zamanında içimizdeki “OTU ÇEK KÖKÜNE BAK” elitist “MÜHTEDİLER VE ENTEL MÜSLÜMANLAR” özenle seçip yerleştirmişlerdir NESİLLERİN FOLLUĞUNA.

İçimizdeler…

Biz ise onların önlenemez yükselişlerini izleyerek ya öfkeleniriz, ya imrenir veya kıskanırız ya da söylem ve eylemlerindeki  “yeni” ve “cesur” duruşa kapılırız.

İBLİS’İN EVLİYASINA TAPAN PUTPERESTLERİN oyuncaklarıdırlar oysa ki onlar. Dünya nimetlerine tav edilmiş MÜNAFIK SÜRÜSÜDÜR. Nimet dilendikleri PUŞTların tapıcısıdırlar.

PUŞTPERESTLER…

Cumhuriyet doğu ile batının arasında “cennet ve cehennem”in arafındaki coğrafyada kurulurken bu milletin 1000 yıllık sancısının bir sonucuydu. Modern Batı Tarihçilerinin babası olan İbn-i Haldun’un dediği gibi “COĞRAFYA KADERİMİZDİ”. Haçlı’yı da ilk göğüslemek zorunda kalan millet biz olduk. Moğol belasını durduran coğrafya ve millet de biz olduk. Kuzeydeki Altın Orda hanı Berke Han’ı da güneydeki damadı Baybars’ı da Fars kültürüyle destekli putperest Moğol yayılmacılığına karşı durduran İMAN bu coğrafyada yeşerdi. Berke Han Azerbaycan ovasında biçti bu Moğol belasını, Baybars Ayn-ı Calutta. Bu İMAN böyledir. Firavn soyu mücahidlere gebe kalır.

Anadolu’da bizim kaderimiz cennet ve cehennemin arafında yaşayıp Allah yüzümüze gülerse “kurban” olmak. Bin yıldır bu topraklar kurban yetiştirdi. En son büyük savaşı Mısır, Yemen, Irak, Galiçya Çanakkale, Rus cephelerinde verdik aslanlar gibi. O aslanlar alimler meclislerinin itibarlı TAVUS KUŞLARI değildi. Soyu ve sütü temiz Anadolu evlatlarıydı.

Kavga ve ihanet nereden ve nasıl gelirse gelsin Allah’ın kaderine teslim olmuş kurbanlar yetiştiririz biz bu coğrafyada.

Cumhuriyet’i seküler ve rasyonel; lafı dolandırmayalım Batı kadar DİNSİZ VE ALLAHSIZ nesiller yetiştirmek üzere kuran ve programlayanların gündemlerine rağmen bu coğrafyada İMANLI NESİLLER yeşertmeyi başardık.

Ve evet en kalabalık ana damar Nakşibendi oldu. Nakşibendi yolu bu coğrafyada yüz elli yıldır küfürle mücadele cephelerine sessiz sedasız kurbanlar yetiştiren İMAN OKULLARI oldu.

Allah bu nesillerin büyüklerinden razı olsun. Ali Haydar Efendi Hazretleri, Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri, Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, Seyyid Abdülhakim Hüseyni Hazretleri ellerini ateşin içine sokmaktan zerre çekinmeden ateşin içinden çekip çıkardılar bizleri. Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hazretlerinin Tevhid’i Tedrisat Kanununa rağmen Kuran öğretme faaliyetine ara bile vermemesine dair Allah’ın kaderine teslim olmuşluğu ne ibretliktir. Mealen der ki bir çok hocalar korktular ve kenara çekildiler. Biz canı veren de alan da Allah’tır diye bildik ve devam ettik. Onların birçoğu bizden önce vefat ettiler.

Tabi seküler nesiller yetiştirme heveslileri de boş durmadı. Bir çoklarımızın “iyi niyetle” karşılamaya gayret gösterdiği KATOLİK MÜSLÜMAN yetiştirme okulu olarak gördüğüm Said Nursi’nin yolu belki bu çabaların olabildiğine temiz kalmaya çalışan örneği olarak görebiliriz. Ancak maalesef bu yol “mutezile” kokmakla birlikte Seküler Batıya Allah’ın akılla ispat edilebileceği gibi kuru hevesler içerir.

Hele Risale-i Nur Külliyatının Kuran’ın bir tefsiri olduğu hezeyandan başka bir şey değildir. İlk gençlik yıllarında bu camiayla tanışmış biri olduğum için kendimi nasipli hissederim. Bu ayrı bir şeydir. İhlas Risalesinin kapağını açar açmaz yayılan maneviyatı hissetmem ise tasavvuf yolunda gerçek nefesler almaya başlamam ile olmuştur.

Bugün FETÖ olarak adlandırılan yapının “SAFA” adıyla anılan evinde 1994 yılında yani bundan 24 yıl önce yaşadığım hadisedir. Lise öğrencisi olduğumuz kalabalık bir grup ile yemek sofrasındaydık. Abi okuldaki nisanın ateş olduğunu falan anlatıyordu. O sırada gevşek ağızlı bir gerzek: “Abi Murat’ın sevgilisi var!” demez mi. Ortamdaki yüz kızarmaları bir yana başımı önüme eğdim ve yer yarılmadı ki içine gireyim. İyi de ben aşıktım. Kızın eli elime değmemiş. Yatılı öğrenciyim. Etüd sonrası kalorifer başında güzelliğe tanık olmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden. Eli elime değmiyor ki nerede o cesaret bende. Güzellik karşısındaki aczin derin uçurumuna tanık oluyorum. Nefes almıyorum sesini dinlerken.  Öyle bir şey işte. Bunun için utançtan yer yarıldı girdim içine.

O yapının Sızıntı dergilerini bilen bilir. Oradaki birçok “DİNİ” makale “Katolik yayınlardan” resimleriyle birlikte çeviri makalelerdi. Darvinizm karşıtı öğrenci kitapları, Allah’ın akıl yoluyla ispatıyla ilgili modern bir takım söylemler üzerinden örnekler falan. Genç akıllarımızı dolduruyor ve kendimizi kavrayışlı ve zeki hissediyorduk.

Zeki, birikimli, imanlı dava adamları olacaktık…

Katalogtan kendisi için uygun görülen eş ile öyle emredildiği için görev gereği yapılan evlilikler duyduk…

Meryem Havva karşıtlığı açmazı Katolik inancının bir hastalığıdır. Bir tarafta bir erkek eli değmeksizin Hz. İsa’ya hamile kalmış Hz. Meryem, diğer tarafta da Hz. Adem’i o yasak elmayı yemeye sözüm ona kandırmış “şeytana çağıran” Havva. O yasak elmanın cinsellik olduğu ise bayağı ve kör bir yanılgı. Doğu toplumlarında olmayan bir kompleks. BATI’NIN ATAERKİL ZİHİN YAPILANMASI nasıl erkeği “cinselliği” üzerinden gücünü tanımlayan bir yapıdaysa, kadını da bunu uyaran bir “şeytan” olarak görme rahatsızlığının KAYNAĞIDIR. Evlenmemeyi kutsamak ve övmek ise ancak Katolik mistisizmine has bir deliliktir.

Bir erkeğin zinaya bulaşmaksızın evlenmemesi durumu övülerek bu durum üzerinden kutsiyet üretilecek bir durum değildir. Aksine eksikliktir. Ömür boyu bir kadının gölgesine bile girmediğiyle ağlayarak övünen bir zavallıya ancak acınır. Bu durumla övünmeyi ancak Vatikan’da görebilirsiniz.

İnsan fıtratında olmayan ve Kuran’da, sünnette yeri olmayan bir duruma zorlama kutsallıklar atfetmek zavallıca hezeyanlanmalardan ibarettir yalnızca.

Bunları neden anlattım.

Geçenlerde bir video paylaşım sitesinde 30 yaşlarında pırıl pırıl görünümlü, ağzından bal damlayan ve ağzından kelimeler döküldükçe Nur takipçisi olduğu anlaşılan genç ergenlere “istimna” ile ilgili reel hayatta hiçbir karşılığı olmadığı gibi hiçbir amel mezhebinin görüşlerini yansıtmayan GAYET TUTUCU görülebilecek tavsiyeleri bir Katolik Papazı havası ve güler yüzlülüğüyle anlatıyordu. Aklınca ergenleri belalardan korumak için tavsiyeler veriyordu.  Verdiği öğütlerin Hanefi, Şafii fıkhında karşılığı yok.

Maalesef dindarlık maskesiyle çocukların fıtratını bozmaya dönük ifrat söylemleri devam ediyordu…

FETÖ denilen ve hala hepimizin başında DEVASA BİR BELA olarak duran yapılanma da bu Katolisizm kokan Risale-i Nur camiasının folluğuna yerleştirilmiş bir KUŞ YUMURTASI değil miydi?

Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU’nun deyimiyle: “Bizim tarlamızı sürdüler”. Nesiller tarlamızı sürdüler…

Katolik Opus Dei örgütlenme biçimi ve Cizvit inanç motivasyonuyla yetiştirilen FETÖ nesilleri. Çok sert ve acı ama maalesef gerçek…

28 Şubat sürecine kadar çok da başarılı olamayan disipline edilme tecrübelerim daha neler söylemek istiyor ama yerim dar…

Katolik Müslümanlık serpilmeye çalışılır da PROTESTAN MÜSLÜMANLIK ve hatta SEKÜLER MÜSLÜMANLIK beslenmez mi…

İngiliz aklıyla ve İngiliz kucağında serpilen bin yıl öncesinin “itikadi cinnetleri”… Mutezile ve İbni Teymiyye hezeyanları…

İman Allah vergisi emanet ve hediye bizlere, İslam kimliğimiz ve 1400 yıllık tecrübeler bütünümüz. Benjamin Franklin’in “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesini” ezberlemeyi ve Michaelangelo heykel ve Freskleriyle kültürlenmeyi bir halt zannedene değil sözümüz. Onların dini onlara bizim dinimiz bize. Onlar bizim kültür bütünümüzü küçümseyerek Elhamdirilili Müslümanlık taslar ve ancak musalla taşında bizimle buluşabilirler.

O çok yenilerde bir vesileyle kin, öfke ve hakaret kustukları Kadir MISIROĞLU beyefendinin vefat ettiğinde muhtemelen Fatih Camiinden kaldırılacak cenazesindeki MÜMİN SELİNDEN zerre nasipleri olmayacak bahtsızlar. Kostüm partisi gibi cenaze merasimleri ardından iki duanın cahili zavallıların alkışlarıyla uğurlanacak bahtsızlar. Onlara değil lafımız. 

İçimizdeki Kuş Yumurtalarından peyda olmuş Tavus Kuşu  PUŞTPERESTLERE…

Bizim imanımız Abdulmuttalibin develeri istemesi gibidir. Ebrehe gibi namussuz zalimlerin karşısına çıkar develerimizi sorarız. Dinin, imanımızın ve hatta bizim sahibimiz ALLAH’tır ve iman ve yeryüzündeki varoluşumuz emanettir bizlere. Ne dünyanın ne de varoluşumuzun sahipleriyiz. Bu Dünya’ya dair herhangi bir davanın kenarında köşesinde ceketimizi bile asmadık; asmayız.

İslam Dünya değil ahiret davasıdır.

İBLİS’İN KIYAMET BARONLARI’na bilerek veya bilmeyerek hizmet eden KLASİK SELEFİleri görüyoruz. Bir ölüm yıldönümü vesilesiyle kuru sloganlar savuran veya elde balta heykel başında debelenenlerden uzağız elhamdülillah.

Dünya sevgisi ve iddialarını yeşerten putları kalbimizde kırmak için elimizde balta nöbet bekliyoruz biz. Ancak o zaman o en büyük put olan İBLİS’in boynuna baltamızı asıp İblis’in Askeri Zalim’inin karşısına korkusuzca dikilebiliriz. Kalbimizdeki putları kırmadan dünyaya dair korkulardan ve iddialardan özgürleşemeyeceğiz.

Bir de medyada davulu çalınan “heykel başında balta sallayan” Klasik Selefi hezeyanın şiddetle karşısında görünen MODERN VE POST MODERN BİLİMCİ SELEFİler boy gösteriyor en JANTİ KOSTÜMLERİYLE…

Renk renk kuş yumurtalarından çıkmış AKADEMİSYEN ve KANAAT ÖNDERİ görünümlü TAVUS KUŞLARI…

Maskeli balo gibi…

Ülkemizde tezgahlanmaya ve yayılmaya çalışılan ALLAHSIZ, İMANSIZ MÜSLÜMANLIK tuzağının aktörlerini ibret ve tiksintiyle izliyoruz.

Huzurdan kovulmuş şeytandan ALLAH’a sığınarak izliyoruz.

PUTPEREST TEZGAHINDA DANS EDEN PUŞTPERESTLERİN itişmelerini…

Kıyamete kadar bitmeyecek bizim de bu putperest ve puştperestlerle kavgamız.

Büyük Kıyamet Allah’ın zaferi…

Bizim derdimiz kendi Küçük Kıyametimize hazırlanmak…

İmanla emaneti teslim etmek…

İnşaallah…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Jivago Jivago 16.11.2018 17:16

Önce söz vardı.. söz büyüdür... Muhteşem bir yazı, söyleyecek sözünuz hiç bitmesin.. emeğinizi bilginizi yürüdüğünüz yolu, yazınızı en devrimci duygularımla selamlıyorum

m oz m oz 20.11.2018 09:45

Allah cc razı olsun, gönlüne göre versin, zamanın zafer dergisi, taşkın tuna'lar, sibernetik kitapları ile gençliğimizde iman - islam mücadelesi yaşıyor zannederdik; kendi dinimizin cahili olduğumuzu çoook sonra Resullullah sav efendimizden mucize isteyenlerin kafirler olduğunu, ashabının sadece iman ve itaat ettiğini, bunun zirvesinin de o söylüyorsa doğrudur diyen Sıddikı Ekber ra efendimiz olduğunu öğrendik. Rabbim izlerinden ayırmasın inş

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık