• 28 Temmuz 2019, Pazar 15:01
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Öyle bir sevmek...

ÖYLE BİR SEVMEK

Başka çaremiz olmadı hiç. Öyle sevdik biz. Hayata öyle tutunduk. Tutulacak bir yeri olmadığını derin bir sızıyla gördüğümüzde iyi ki sevmişiz dedik. Orasından tutunduk hayata. Öyle parmaklarımızın ucuyla değil nasıl öğrendiysek öyle tutunduk. Humprey Bogart bir kadını öpmüştü ne utanmıştım. Marliyn Monroe'ya aşık olmuştum ilk aşkımdan sonra. Beş yaşındaki aşk mı olurmuş. İlk sevda ilk terkediliş. Yetmiş yaşında da olur. Taksi Durağı filminde Marliyn'i gördüm eyvah! Uzaktan sevdik. Güzeli mıncıklamamayı öğrendik. Hayat da öğretiyordu birşeyler. Ayağımızda eskiyen, kış sonuna doğru altı delinen ayakkabılar mesela. "Ayağını yere sürtme yolda yürürken oğlum" dendiğinde utandık. Eyvah ayakkabının foyası çıkmış meydana. Pazarda su sattık. Şerefsiz pazarcılar bazen vermedi paramızı. Pazarcı suratına bardak fırlatmışlığım vardır. Sonra geç bakalım o sokaktan geçebilirsen. Ve yine seviyorduk tabii ki...

Ödümüz patlıyordu bilecek, görecek diye. Hele o da severse ne yaparız. Eyvah! Sevdiğimden köşe bucak kaçtığımı hiç unutmam. Adımın söylenmesinden bu kadar utandığımı. Aşk'ı bir seyir hali diye öğrendik. Ne anlarım seyredildiğini bilen maşuğa arsız arsız bakmaktan, konuşmak ne haddime , hele dokunmak... Nefesini tut lan! Bak yalandan ders mers soruyor , seninle yürüyor , baş önde nefessiz yolculuklar. Mahcup utangaç. Öyle sevdik dostum. Daha ilk okul sıralarında.

Kitaplardan Dünyalar kurmuştuk. Hep bir İstanbul melodisi eşlik etti sevdalarımıza. Kanun, ud, fonda çok geride keman... Ve daima hüzün. Ait olamadık hiç olan bitene. Hep bir bokluk vardı. Hep baş edilmesi gereken birşeyler. Sevdalarımıza tutunduk sıkı sıkı. İçimize hüznüyle taş gibi oturan, nefesimizi kesen sevda geldi oturdu içimize. Hoş geldin bile diyemeden. Hiiiiii! dedik. Eyvah yine geldi...Allah yüzümüzü gülümsetiyordu kalbimizi sıkıştırıp nefesimizi keserken. O hayret o şaşkınlık hiç eskimedi yüzümüzde. Başka neyimiz vardı ki zaten ceplerimizde sevdamızdan başka.

İyi okuyan romantik idealist çocuklardık. Dünyayı kurtarma hevesinde TUZU KURU PİÇLERİ olmadık hiç. İyi ki de olmadık. Hep bir götü kurtarma telaşını sırtlandık kimimiz varsa. Hala da sırtımızdadır o telaş. Aşk kırılgan kıldı bizi, zehirlemesine bir kere izin verdik sonra şeytandan kaçar gibi kaçtık. Esaslı sevdik, iyi sevdik , hakkını verdik. Biz bildik. Gerisi mühim değildi.

Atilla İLHAN çarptı bizi. Sisler Bulvarında kaybolduk, üçüncü Şahis olduk, Pia... Hele Pia... Bir turne dönüşü 37 ekran televizyon Atilla İlhan öldü dedi yıllar sonra. Hiiii! Ahmaklar. Şiir ölür mü hiç... Şapkamın siperliğini iyice çekip, gözlerden kanaya kanaya Pia şiiriyle evin yolunu nasıl zor bulmuştuk. Bir de Hrant abinin ayakkabılarının altını gördüğümüzde kanamıştık saatlerce gözlerimizden. O da sevdaya dairdi. Bilmezler.

Perihan Abla'ya aşık etmişti bizi Şevket Altuğ sonra Çengelköyün Fikosu oldu çöktü içimize. Bizim şarkımızı söylüyordu. Biz bu kaç bin yıllık İstanbul denen fahişenin aşığıydık. Ne aşık olunasıydı koynuna doğduğumuz. Allah'a emanet yaşadık ne yaşadıksa. Çengelköy'de üç yıl. Lacivert üniforma , sarı kordon. İstanbul’un en afili KABADAYILARI da olduk. En gözü kara şövalyeleri Kadıköy, Moda ve Üsküdar'ın. Çengelköy'de okul penceresinin kucağında boğazı seyrederken elde kağıt kalem ne yazdık kime yazdık. Yine sevdaya dair. Sevgilinin surat asması gözümüze kan oturttu da ... Onun için seninle dövüşen 3 kardeşimize el kaldırmadık. Omuz yedik, küfür yedik , tokat yedik ama gık demedik kardeşimize. Ceketi omzumuzdan düşürdüğümüzde karşımızda kim var kaç kişi var bakmadık devirdik devrildik. Dövüştük ama kardeşimizin kalbini kırmadık. Kırıldık ama kırmadık.

Uykusuz gecelerimizden, gözyaşlarımızdan , canımızın yerlere atılmasından şikayet etmedik hiç.

Ejderha olsak kar etmedi sevdiğimize. Hiç gücümüz olmadı sevdanın karşısında.

Sevdamızdan tutunduk hayata. Nefesimizi kesti elhamdülillah dedik. Hoş geldin dedik. Kaçmadık, harcamadık , neyimiz varsa oydu çünkü.

Aile, üç dost , beş arkadaş ve O...

Hele O...

O'nunla nefesimiz kesildi, onunla nefes aldık.

Bir bebeğin ilk doğduğu andaki gibi nefes almakta zorlandık her seferinde çünkü. Nefesimizin kesilmesi ondandı.

Biz İstanbul'un "semt çocukları"ydık. Ev kiraydı ama İstanbul bizi koynunda besledi büyüttü. İstanbul öğretti bize sevdayı. O kaç bin yıllık orospu'dan iyi kim öğretebilirdi aşkı sevdayı bilmem.

Her sevda ilk sevdaydı. Her nefes kesiliş başka bir doğum.

İnsan evladı üç korku yaşarmış bir ömür boyunca.

Doğum korkusu , sevme korkusu , ölüm korkusu...

Bir sevdada üç korkuya çektik kılıcımızı. Aklımız yerinden oynamış gitmiş ...

O nasıl göz , o nasıl yüz , o nasıl saçlar , o nasıl ses , o nasıl gülümseme...

Allah yine yüzüne gülmüş oğlum neyin korkusu.

Öleceksen öyle öl.

Çürüyerek mi öleceksin yanarak mı?

Sen yanarak öl.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Taylan Atasoy Taylan Atasoy 29.07.2019 22:40

Abi EyvAllah , selametle

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık