• 16 Ocak 2019, Çarşamba 11:01
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Menzil'e kurulan komplo!

MENZİL’E KURULAN KOMPLO/ TARİKATLER 2

“İnsanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar”

                                                 Hadis-i Şerif

Bir rüyaya uyanmakmış doğum. Bütün çocukluk travmaları, ergenlik sancıları ve kavgaları, aşkları, aşk kokan ahmaklıkları, hayal kırıklıkları, sahip olma ve biriktirme hırsları, ihanetlerimiz, yediğimiz, içtiğimiz, korkularımız, kaybetme korkularımız, terk edilme korkularımız, korkular denizinde saçmalamalarımız…

Hepsi bir rüya mı yani…

Bizim ölmek dediğimiz uyanmaksa; rüyalarımız ne peki.

Hakikat mi…

Hayatta kalabilmek için baskıladığımız kötü hatıralar ki çoğunlukla söz konusu hatıraları allar pullar gurur vesilesi anlar gibi anlatmayı severiz. Ama insanız değil mi daha karanlık yanlarımız da var. Kimseye anlatamayacağımız ve halının altına süpürdüğümüz sırlarımız. Rüyalarımızda yüzleştiriliriz bu şişkin çöp tenekesindeki saçmalıklarla.

Veya ruhumuz sıkıldığında ne olduğumuz ve ne olacağımıza dair rahatlamış bir şekilde uyandığımız rüyalar…

Rüya görmeyen insan olur mu?

Rüya görmemek ruhen ölmüş olduğunuzun göstergesidir.

Tahta, demir, çay bardağı veya içindeki çay, hamburger veya deri ceketten farkınız kalmamıştır eğer rüya görmüyorsanız…

Hayvanlar bile rüya görüyor…

Uzun süredir hatırladığınız bir rüyanız yoksa da ruhen ölmüşsünüz demektir…

Bir rüya denizinin içinde nefes alırken uykuda rüya denen hakikatler denizine açılmak ve ıslanmamış, kupkuru uyanmak…

Ölü bir kütük gibi…

Doğumdan itibaren bir rüyaya uyandığımız ve “hayat” dediğimiz bu hengameden “yarı ölüm” gibi olan uykuya teslim olduğumuzda rüyalarımızda hakikatimizle temas kuruyor olabilir miyiz?

Orhan PAMUK’un ilk best-seller romanı Yeni Hayat’ı satın almıştım. Kahvemi yaptım ve rahat koltuğuma kuruldum. Kitabı okumaya başladım. Kitap şu cümlelerle başlıyordu:

“Bir kitap okudum ve hayatım değişti.”

İlk nidayı almıştı benden puştmodern kitch kitabımsı rezalet:

“Hasssssss…”

Kitabımsıyı kapağının ucundan tuttum. Çöp tenekesinin pedalına ayağımla bastım ve içine bıraktım. Kitabımsının çöp tenekesinin dibiyle buluştuğu an çıkardığı ses muhteşemdi.

Oğuz ATAY’ıma geri dönüyorum ne zaman puştmodern çağın ayak seslerini dinlemek istesem. Estetik bilmez dünya köpeklerinin teneke gıcırtısı gibi gelen aç sayıklamalarından tiksiniyorum. Oğuz ATAY yetişiyor imdadıma. Tutunamayanlar, Oyunlarla Yaşayanlar. Bir kitap bitirmemek için ve sadece okumak için okunur mu. Tutunamayanları ruhum daraldıkça böyle okuyorum…

Zülfü Livaneliymiş, Elif Shaffak’mış, Ahmet Ümit’miş…

Rüyasız kütüklerin rüya kurma arzularını çalarak beslenen Puştmodern New Age (Yeni Çağı)’in uyuşturucu imalatçısı çağdaş Pablo Escobarları.

Pablo Escobar kadar da haysiyetleri yok…

Escobar dediğin uyuşturucuyu imal ettirir ve satardı. Kendi insanlarının daha güzel rüyalar görebilmeleri için bir şeyler yapardı kazanılan kara kirli paranın bir kısmıyla…

Gecekondulunun kahramanıydı Pablo Escobar Kolombiya’da…

Dünya böyle zift kirinde yıkanmış bir dünya…

Rezil bir kâbus. Kâbusu kabul edilebilir kılan yerlerinden tuttuğunuzda o da sizi yakalıyor. Sizi hızlı bir ölüme sürüklüyor. Yine 80 yıl yaşıyorsunuz ama 60’ı devirdiğinizde korku ve telaşla öylece kalakalıyorsunuz. Eyvah!

Ben ise bir rüya gördüm ve uyandığımda hayatım değişmedi. Ben de değişmedim. Hayatı görme biçimim ve yüklediğim anlam da değişmedi.

Ölüm fikriyle ilgili duruşum değişti yalnızca.

Beni sımsıkı saran ama merhametli ellerle kavradılar;  içimdeki kasveti söktüler. Bizim için ölür müsün dediler… Ölmeye değer bir anlam verdiler ve hiç istemediğim halde hayat denen bu kabusa geri gönderdiler…

Ağlayarak hakikatten kabusuma geri uyandırıldım…

İyi bir ölüm fikri…

Neden olmasın ki…

Aşk hastalığının dışında dünyaya dair sönmüş olan ne varsa gözümde yeniden yandı.

Vazgeçtim ve gülümseyerek izlemeye başladım ışıkları…

Ama aşk ölüm kokar.

Aşk izlenecek veya kaçılacak şey mi bir ölüm tutkunu için…

İyi bir ölüm fırsatıdır masumiyet uğruna bu rüyadan uyanmak…

Erdirenin, olduranın, rüyamı anlamlandıranın, Allah’ın beni terk etmiş olduğu fikrini ruhumdan sıyıranın uğruna BU CAN VE BEDEN KURBAN OLSUN…

Yazmaya başladığımdan beri naif uyarılar alıyorum. Bana en iltifat gibi geleni:

“Delisin oğlum sen.”

İnşallah bir gün…

Kendine dikkat et diyen de oluyor. En başaramadığım şeydir kendime dikkat etmek. Yediğim, içtiğimin ne kadar sağlıklı olduğundan, yürüdüğüm sokaklara ve selam verdiğim insanlara kadar. Kendime dikkat etmeyi anlamlı ve değerli bulamadım hiç.

Her geçen gün daha ne kadar delirebilirim diye düşünüyor ve düşlüyorum. Sisli puslu bir havada kılıcı elinde öylece kalakalmış sakin bir savaşçı. Korkak değil temkinli. Doğru zamanlamayla, doğru yerde, doğru hasma kılıcı sallamak üzere dikkatli olmaya çalışan bir savaşçı.

Kendine savaşçı diyor deli çaktırmayın. Gülün geçin işte.

2004 yılıydı gözlerimi zaman zaman kapatarak gözümün önüne getirdiğimde nemli bir huzur bulduğum bir rüyanın ardından Menzil yolu ile tanışmam.

Bodrum katta fakir görünümlü bir çay ocağı.

Esmer, yakışıklı ve sakallı benden biraz daha büyük hiç tanımadığım ve daha önce karşılaşmadığım biri götürdü beni oraya ilk.

İçeri girip soluduğum atmosferi iyi hatırlıyorum.

Kehf Ashabının mağarası hissi. Daha sonrasında mekân değişmekle beraber aynı hissi solumak için kaçtığım yerler oldu.

Çiğköfte sattığım dükkanım, baba evindeki odam ve…

Menzil Köyündeki Merkad denen türbe…

Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünden bahsediyorum.

İlk yolculuğum bir turne dönüşüydü. Yaz aylarından biri ve tişörtümden kolumdaki acayip dövme de görünüyor, güneş gözlüklerim falan…

Urfa’da indim turne otobüsünden. Balıklı gölde bir çocuğun kafama sardığı puşiyi de satın alınca tamamlandım.

Otantik mekanları merak eden Rus Turist.

O puşi zikir örtüsü olarak iyi iş gördü.

Zihnimde hala bir ipin üzerindeki düğümler gibi sorular vardı. Urfa’dan Adıyaman, Kahta ve Menzil’e kavuşan yolculuğum bittiğinde ve köye ilk adımımı attığımda bütün düğümler çözülmüştü birer birer. Kimi kendi zihnimde çözüldü. Kimi de yol boyunca karşılaştığım menkıbe gibi olaylarla. İnsanlar, sohbetler. Menzilliysen Allah dostu ve evliyayı etrafında bulursun. Niyetini temiz ve masum tut bir veli bulur seni alır ağrını sancını. Menzilin velileri çay ocaklarında demlenen garibanlardır. Emeklidir, işçidir, köylüdür, işsiz gençtir…

Akarlar, kokarlar, kızarlarsa söverler ve çoğu fosur fosur sigara içerler…

Menzilin gariban evliyası…

 “8 şart” denen adabı ilk duyduğumda da işkillendiğim konular vardı. Özellikle de:

RABITA…

Din ve iman adına ne öğrendimse İSLAM KATOLİKLİĞİ’nin temeli olan Risale-i Nurlardan öğrenmiştim İslam Protestanlığının ana akım cemaati FETÖ’nün evlerinde…

Akıl akıl gel de kıçıma takıl İSLAM’ı…

İslam’ı akıllarıyla kıçına mandallayan Allahsız Müslümanların Din Diyanet dünyamızdaki iktidarına öfke ve tiksintiyle tanık olduğumuz dehşetli günleri idrak ediyoruz bugün ise…

50’li yıllardan 2000’lere kadar Allah’ın varlığını akli deliller göstererek ispat iddiasıyla ve ateizm cereyanına karşı gençlerimizin imanını kurtarma peşindeki! Nurcu İslam Katolikleri Puştmodern çağda cereyanda kaldılar. Üşütüp aşırı derecede soğuk alarak zatürreden mevta oldular.

99’da uyanık FETÖ İngiliz abisine ihanet ederek Özbekistan’da CİA hayrına darbe girişimine katkı verince muhteremler muhteremi ve mehdiler mehdisi İslam Protestanlığının ana damarının öncüsü Fethullah Gülen’i yine Papa’nın önünde ABD bileti dilenirken gördük. Rus istihbaratının hedefine girmişti Mehdi hazretlerinin tatlı canı. CİA kucağına kendini dar attı muhteremler muhteremi mübarek zat.

Dava katıyyen ve de katıbeten İslam’ın ve Allah’ın adının bütün dünyada neşvü nema ve falan da filan da bulması ve deee İslam davasınınnn hizmet erlerininnn vefalı omuzlarındaaa zartada zurttada..

15 Temmuz 2016 gecesi gördük ne mal olduklarını milletçe ve durdurduk CİA rehinesi “sahte mehdi”nin şaşkın mankurt kölelerinin manyaklığını.

O günden bugüne normalleşiyoruz gayrı…

FETÖ’nün ne kadar aç memuru varsa tutup attık kollarından devlet kademelerinden veya mankurtluğun dışkısını çıkaranları hapislere tıktık rahatladık…

Ama bu sıralar FETÖ’nün damızlık prensinin edebiyatçı eşcinsel gelininin yeni romanı “İstanbul Büyükşehir Belediyesinden kiralanan” bütün billboardlarda! vay babam. “Mahrem” gibi mistik görünümlü ve alayımıza mahremiyet öğretme iddiasında bir kepazelik…

Çaya çorbaya kapış kapış satılacak FETÖ gelininin romanı. Tersinden okunduğunda “namaz” olan Zaman gazetesinin vitrin süsü köşe yazarının son madrabazlığı. Demek ki neymiş. Otu çek köküne bak beyaztürkzadeysen ve bir de üstüne FETÖ prensesiysen “eşcinsellik itirafın” bile ranta dönüşebiliyormuş. Herkes pazarında piyasasında rantındaymış.

15 Temmuz’u da yüz yıl önce yaşadık bitti. Tehlike geçti. Konu kapandı. Yeni anlaşmalarla konu bir yerlerde tatlıya bağlanmış görünüyor. Açlıktan nefesi kokan gariban mankurtlar köşe bucak saklandıkları deliklerde zinhar yakalanıyorlar. Otu çek köküne bak ağaların ne tadı kaçıyor ne keyfi bozuluyor.

Ne diyordum… Hah… Korkmuyor muyum diyordum ve RABITA diyordum.

Kaderimi ve kalbimi Allah’ın kudret eline bağlamayı öğreten Hüseyin evladı manevi babamın aldığı her nefese hamdolsun. Allah’la rabıtamı kurmayı öğreten Allah’ın kulunun aldığı nefese kurban olsun bu can. Ashabın Resulullah’a “anam babam sana feda olsun” demesindeki sırrı hissettiren maneviyat kabının varlığına şükürler olsun.

17-25 Aralık ihanetinin öncesiydi. Bir çay ocağında bir dostum merkezi sohbete katılıyor. FETÖ’den kopmuş ve kafalarına yapışmış keçi derilerini sıyırmaya aday iki mankurt da oradaymış. Sohbeti veren kişi bu mankurtların gönlünü okşamak için bu FETÖ için “onlar dört sekizlik hizmet ediyorlar” deyivermiş. Dostumdan bu sözleri duyduğumda hem öfkelenmiştim hem de üzülmüştüm:

“Dememiş mi kapatın dükkanı gidip oraya katılıyoruz. Madem onlar dört sekizlik hizmet ediyorlar. Biz bu dört dörtlük olmayan halimizle ne işimiz var bu çatının altında!” diye inledim dost sohbetimde…

Cemaatle arama bir mesafe koydum kendimi, nefsimi fitnelememek için.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN  TÜMSİAD yemeklerine icabet etmeye ve konuşmaya başlamasıyla başta FETÖ artıkları olmak üzere bir takım kemiksiz löp et ve ballı lokumcu çevreler için cazibe merkezi oldu MENZİL.

Özellikle FETÖ artıkları bugün bir merkezden emir almış gibi Kemalistle Kemalist, İYİ PARTİliyle ülkücü, AK PARTİ’liyle Reisçi, Sosyalistle en azılı komünist, Menzilliden daha gayretli MENZİLCİ oldular çıktılar…

Ak Parti’nin iktidarıyla birlikte FETÖ’nün Dünya Finans Baronları (İblis’in Kıyamet Baronları)’nın da desteğiyle iktidarın merkezine örgütlü bir biçimde yerleşmesi, Ergenekon ve Balyoz Davalarıyla ülkede tozu dumana katan güçleri herkesin gözlerini kamaştırdı…

28 Şubat’a kadar başımıza örülen çorapların intikamı nihayet alınıyor zannedildi ve gizli bir sempati duyuldu tarikatlerce bu FETÖ denen yapıya. Eğitilmiş mankurt kadrosuyla ve sıkı, jilet gibi örgütlenme yapısıyla göz kamaştırıyordu. Hatta seküler ahmaklar, cumhuriyetçiler, Kemalistler bile eş dost ediniyorlardı bunları kendilerine.

Kabul edilmeli ki güce ve iktidara yürüyüşlerine imrenme ile bakıldı. Bugün ise başka bir model ve örnek bilinmiyor güce ve iktidara yürümeye dair. Dolayısıyla da MENZİL bugün hızlı bir güçlenme ve büyüme gösterirken içerideki kripto FETÖ’cüler ve FETÖ artıklarının da etkisiyle o yerle yeksan olmuş yapıyı örnek alıyor teşkilat kültürünü büyümeye adapte ederken…

Unutulan ise söz konusu yapının DÜZENİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞ BİÇİMİNE çarparak tuz buz olduğu… Bunu hala davasının mümini olan FETÖ mankurtları bile kabullenemiyor.

Bu düzenin iktidar olma sevdasıyla deliren grupların birbirlerini gırtlaklamasından beslendiğini göremiyorlar. İktidar düşüncesiyle atılan ilk adım körleşmeyi de beraberinde getiriyor. Bu ülkede iktidarda olmak her zaman kucakta olmak demekti.

Düzene kafa tuta tuta macerasının bilinmez neresinde olan bir Devlet Başkanımız var. Yeni imtihanı da bugüne kadar hiç olmadığınca iktidarının etrafını saran kifayetsiz muhteris çapsızlar.

Menzil ise vakıflarda kibrini işler yürüsün diye uydurdukları “gavs şöyle buyurdu” hurafeleriyle parlatan “profesyonelleşen yöneticiler” ile, zenginleşerek güçlenme sevdasında kafa göz yaran “halal ticared erleri”yle, teşkilatlanmayı ordu gibi emir komuta zinciri oluşturma gayretiyle ve en tehlikelisi de giderek görünür hale gelen, netleşen “kast düzeni”yle imtihan oluyor…

Menzilimin gariban evliyasının nasırına basarak birileri hakikat yoluna değil güce ve iktidara kanat çırpıyor “şaşkın pervaneler” gibi…

Fatih Sultan Mehmed’in akıl hocası Akşemseddin Hazretlerini üç yılda yetiştirmiş Hacı Bayram-ı Veli hazretleri “Allah yolunda kurban olacak kurbanlar istiyor” dediğinde çadırın dışına akan koyun kanını görür görmez tüyenler gider de geriye bir buçuk müridan kalır ya…

Tasavvuf yolu bir şeyhin müridan toplayarak güç ve iktidara yürüme yolu değildir. Bunu menzilin gariban evliyası iyi bilir. Lakin dün Fatih ilçesinde üç çay ocağı varken bugün otuza yakın sayıları. Kalabalıklaşma ve büyüme Menzil’i ülkenin dibine dinamit koyma derdindeki satılmışların hedefine koydu.

Hem dışarıdan hem de içeriden canla başla çalışıyorlar. İçeride tarikat kültür ve dokusunu bozarlarken, dışarıda da saldırılar provokasyon boyutunda sertleşiyor. Menzil’in imtihanı Türkiye’nin imtihanı olacak gibi görünüyor “kanı bozukların” arzuladıkları fitne gerçekleşirse.

Menzil’e kurulan komplo bütün bir ülkenin gidişatını belirleyecek boyutta sonuçlar doğuracaktır.

Bize bu hayat denen kabustan hakikate uyandıran yolda dünyaya dair olana mesafeli duruşumuzu her gün gözden geçirmemiz ve Allah’ın kaderine teslimiyet ve bahtlıysak rıza göstermek düşer.

Görelim Mevla’m neyler; neylerse güzel eyler…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Yuri jivago Yuri jivago 16.01.2019 13:14

.. hayatın acıklı sahnesinde son rolünü oynayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan,asi bir yazı... Zalım rüzgâra yelken gibi açılmış bir destan daha!!! .. Bin teşekkür, bizlere bu ayrıcalıklı lezzeti tattirdiginz için Allah sizden razı olsun... Rabbim yazılarınızı cogaltsin

Nuran Devres Nuran Devres 16.01.2019 19:05

Yazarın duygularını paylaşmamakla ve görüşlerine katılmamakla birlikte ifade gücüne, mükemmel diline, edebi yeteneğine hayran oldum. Çok ateşli, adeta 'yakıcı' bir ifade tarzı var. Çok samimi, sahici ama yer yer tehlikeli satırlar. Bu yazar her kimse mum alevine deli gibi uçup kendini her an-ve büyük bir zevkle-o alevin içine atmaya hazır bir pervane gibi. Her sabah bütün gazetelerden 50-60 kadar köşe yazarını okurum. Bu kadar iyisini görmedim.

Mehmet ce Mehmet ce 17.01.2019 00:26

medyamit yazarları gerçekten birer dahi inşAllah kıymetleri bilinir toplum nezdinde

Yasemin bağoğlu Yasemin bağoğlu 20.01.2019 16:56

Uzun zamandır köşe yazıları makaleler okumuyordum taaki sizi tanıyana dek. Cesaretle kalemini adeta konuşturan beyin fırtınası estiren yazılarınızı hayranlıkla takip ediyorum

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık