• 08 Temmuz 2019, Pazartesi 11:23
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

LGBT'nin yükselişi! (+18)

LGBT’NİN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

“Biliyor musun ne çok ibne var bu şehirde. Gündüz senin benim gibidirler. Sokakta daya mikrofonu burnuna “yakmalı o ibnelerin hepsini” derler. Taksici , garson , işçi , memur , müdür , esnaf… Sonra hava kararır… Gece günahları örteceği hissini içine doldurur insanların… Gözlerimiz cadde kenarlarına attığımız memelere g.tlere kayar. Dört duvar arasında , nefes nefese , çığlık çığlığa alırlar gündüzlerin intikamını bizden geceleri… Ağızlarından salyalar saça saça “yakmalı bunları” dedikleri sıcak cehennemin içinde  yanarlar ağızlarından salyalar saça saça. Sonra ortalık aydınlanır…Gündüz, gecenin günahlarını örteceği hissini doldurur insanların içlerine. Duvarlar susar… Duvarlar konuşamaz Hacı Abi… Duvarların dili yok ki…”

                        Ateist Oyunu (2009) Murat ÖZDİL

90’lı yıllardı…

Eşcinsel bir akademisyen doçent eşcinsellik üzerine bir özel radyo programında konuşuyor ve sıkça da “Biz ibneler….” diye söze başlıyordu. Programın sunucusu da “Aman efendim estağfurullah…” gibisinden zevzekleniyordu. Doçentin sabrı sonunda taştı ve “ Sana ne lan benim popomdan. İbneyim ulan ben.” diye çıkıştı.

Hetereoseksüellerin “özgürlük ve dayanışma” başlığında ibnelere “eşcinsel, gay” gibi aslında acıma duygusundan doğan bir “denkleme ve kibar ifade” takıntısına harbi ibnelerin tavrı genelde böyle olur.

Sıkılır, bunalır ve tokadı basarlar…

Yakın zamanda yine ibneliğiyle ünlü bir şair öldü. Küçük İskender. Üniversite öğrencisiydim. 90’ların sonları. Özgürlükler çağı gibi yıllar. Bir yerel edebiyat dergisinde şiir ve yazılarımı görmek başımı döndürüyor. Bir arkadaşım beni görüştürebileceğini söyledi ve randevulaştım. Tedirgin ve gergindim çünkü evine davet etmişti. Cihangir’de yaşadığı evin yalnız bir odası yaşamalıktı. Duvarlarına astığı posterler beni iyice telaşlandırdı. Dosyayı aldı eline. İlgisizce baktı. Sohbet etmeye başladık. Tıp fakültesini terk etmesini anlattı, bastırdıkça kendi kendini hırpaladığı büyük öfkesi içine sığmıyordu. Zekası gözlerinden ve bir tanesi sürekli yüksek olan kaşından okunuyordu. Hep tetikte gibiydi. Anlamıyordum o zamanlar “Dünyada neler dönüyor”.  Huysuz ve yalnız kedili adamlar vardır. (Reis filmi ve boşanma travmasıyla 1 yıl Beylerbeyinde tattım bu “kedili ve öfkeli yalnız adam” yaşantısını).  Onlardan biriydi. Ne bulursa içerdi biliyorduk o zamanlar. Zihnini uyuşturacak ne olursa. Her günü ertesi güne çıkmak istemezmişçesine yığılıyordu uykusuna. Anlamıyordum ama hissediyordum o zamanlar dahi. Öğrencilik yıllarımı hatırladığımda “Ne delilikler yaptım ya Rabbi” diyorum.

Ölümün peşine takılmış taşla sopayla kovalayan adamlar vardır. Kimi yakalar rahata erer. Kimi acılarına acı katarak uzun bir ömür sürer. Kimi ise neden ölümü kovalaması gerektiğini anlayamadan, hissedemeden anlamsız ömrünü sürükler ve kokmasın diye gömerler ve giderler.

Ortak noktaları şudur:

HEPİMİZ BİR GÜN GİDERİZ…

BİR GÜN EKSİKSİZ HEPİMİZ GİDECEĞİZ…

Eğer inanıyorsak gittiğimiz bir yer olacak ve orada kimse akrabasını kayıramayacak, hırsızlık yaparak üstünü örtemeyecek, dünyada cennet kurmak için her türlü kepazeliği ettikten sonra kendini aydın, dindar, Kemalist, süper solcu falan diye satamayacak sağda solda, cumhurbaşkanı, bakan, dünya lideri oldu diye protokolde en üste ve öne koymayacaklar seni, hesap sorulacak.

Ben hesap sorulacak bir ADALET GÜNÜNE ve o gün HESAP VERECEĞİME inanıyorum…

Küçük İskender’in ölümüne çok üzüldüm. O muhteşem “özgürlükçü, aydın, ilerici, demokrat” sanat çevresinin bir köşeye fırlatıp attığı namuslu bir şairdi. Modern ve postmodern zamanlarda her namuslu adam “intiharına ölür”.

12 Eylül ile birlikte artık geniş kapsamlı suikastler olmuyor. Kendini katlettirmek için taş atıyorsun, sopayla vuruyorsun, yüzüne tükürüyorsun, ısırıyorsun ZALİM DÜZEN’i…

I-ıh…

ZALİM DÜZEN acılarına tuz basıyor. Sigarayla, uyuşturucuyla, öfke patlamalarıyla, kötü beslenmeyle, öldürücü saplantılı aşk yaralarıyla intihara yelteniyor zamanın “romantik şövalyeleri” de.

Uslanmaz ÖLÜM AŞIKLARI…

Huzuru kovalayanlar…

Bütün bunları Küçük İskender güzellemesi yapmak için anlatmadım. Ateist bir arkadaşım bildiğim haberi verdiğinde de “eee ne olmuş ki. Öldü gitti işte.” Dedim. Kadın: “Büyük şairdi.” dedi. Ben de cevapladım: “İyi de kimin ipindeydi? Öldü gitti. Bitti hikayesi. Ölü sevici leşçilerin ağzında ciklet oluyor şimdi de.”

LGBT’yi hepimiz biliyoruz artık. Yıllar önce mahkemelik olan derneğin kurulma macerası davaya bakan hakimin argo bir şekilde: “İş tutmanın derneği mi olur lan!” sözleri eşliğinde kapanmıştı.

Ak Parti’mizin dünyanın muhteşem gidişatına ayak uydurma girişimleri sonucu derneği kurmak yasallaştı ve dernekleştiler. Kendi meselelerine küresel destekle kendileri çözüm arayışı içine girdiler.

Yakın zamanda da İstiklal Caddesinde devasa bir bayrakla “onur yürüyüşü” adı altında yürüdüler. Küresel çeteler “özgürlük” söyleminin bayrağı altına “BİR ORDU” daha kattı…

İBNELER ORDUSU…

Vatana millete hayırlı olsun.

Peki kendine “dindar, muhafazakar, sağcı, tarikatçi, cemaatçi” diyen ve böyle tarifleyen kalabalık ve milyar dolarlara hükmeden topluluğun bu konudaki durumu ve konumu nedir?

Kur’an-ı Kerim’deki Lut kavmi ayetleriyle bu insanları taşlamaktan başka nasıl bir tepki, duruş, tavır geliştirebildik.

Hangi cemaat sokaklarda fuhuş bataklığına saplanan “ibneler” için SADAKA TOPLADI?

Hangi dini vakıf veya dernek bu eğilimin modern ve postmodern zamanda hangi travmalar sonucu ortaya çıktığına dair hangi (boşver bilimi) insani araştırmaları yaptı.

Fetö ve Işık evlerde zamanında bulunmuş kaç kişiden “eşcinsel eğilim” üzerine ne anekdotlar duydu bu kulaklar.

Yahu Cübbeli Ahmet Hoca cemaatin kadınlarının şikâyeti üzerine erkeklerin nikahlı kadınlarına yasak yoldan yaklaşmalarına öfke kustuktan sonra durumu nasıl tanımladı:

-KÜÇÜK LİVATA!

Boy boy livatamız oldu maşallah…

Kayıtlara göre 16 milyonluk İstanbul.

Realiteye göre 25 milyonluk…

İnsanlar birbirinin üstüne basa basa hayatta kalabiliyor. Değil ekmek yemek nefes almak bile mesele. Ve şehir denen balık istifi devasa “İNSANLIK ZİNDANI”nda sokak kenarlarına atılmış fuhuş yapan KALABALIK İBNELER ORDUSU bizim meselemiz değil mi?

İstiklal caddesinin hemen paralel sokaklarından birinde sıra sıra 4 tane “travesti genelevi” var. Gece bu sokaklar açlıktan ölmemek için fuhuş yapan ibnelerden geçilmiyor.

Ve biz dindar partimizin güvenli şemsiyesi altında milletçe DİNDARLAŞIYORUZ…

İbneliğin “özgürce savunulması”nın suçlusu da İBNELER, küresel derin güçler, muhalefet partileri ve binbir türlü şeytani bilmemneler. Öyle mi?

Biz sütten çıkmış ak kaşıkız. Biz her şeyi doğru yaptık. Yedi düvel biz “doğru dürüst harika dindarlar” olduğumuz için karşımıza çıkıyor ve bizi EZİYOR…

Her işin kolayını bulmuşuz.

Ve artık kolaycılık bize “mevzi kaybettiriyor”.

İnsanlığımızla bakamaz olduk hiçbir meseleye. İnsanlığımızı yitirdikçe sloganlarımıza sarılıyor ve “şu gavur, bu hain, öbürü ibne” diyor taşlıyoruz. Her bir meseleyle ilgili ayetlerimiz var elimizde.

Onlar da sayemizde dinimizi öğrendi. Aynaya bakamaz hale getirdiler bizleri…

Birkaç ay önce İstiklal Caddesi’ne paralel genelev sokağının önünden yolumu kısaltmak için geçiyordum. Travestinin biriyle şöyle bir diyalog yaşadım.

-Gelsene

- Yok.

- Gay misin?

- Sana ne? Beleş gününde misin?

Güldük. Sigara istedi verdim. İlerledim yoluma.

Şimdi dindar muhafazakar ağalar diyecek ki “O sokaktan geçilir mi. Zinaya yaklaşmayın diyor Allah Kuran’da.”

İyi de senin dindar hükümetinin gölgesinde bu kaçak genelev çalışıyor. Sen de çocuğuna hafta sonu 100 lira harçlık veriyorsun. Bu çakma Angelina Jolie’lerin fiyatı 70 lira. Hemen orada duruyor…

Gözünü kapatıp kafanı kuma gömdüğünde sorun hallolmuş mu oluyor. Kafanı kuma gömmek için aldığın pozisyonu da cümle alem görüyor ve gülüyor haline.

Peki tamam bu “İBNELİĞE DUR DİYELİM!” de nasıl? Bizim dindar hükümetimiz “dernekleşmelerini yasallaştırdı?”.

İstiklal Caddesinde FEVC FEVC aktıkları “onur yürüyüşü!”ne DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’mız tepki vermek için VATİKAN’ı bekledi. VATİKAN BİLDİRİSİNİ çevirtti inceledi ve PARALEL AÇIKLAMA yaptı…

Onca dindar muhafazakâr yazar sustu!

Ortalık “asalım keselim bu ibneleri!” sloganlarına terk edildi. İçi boş nefret ve şiddet sloganlarına.

Aynı şiddet ve nefreti, sıradanlaştırdığımız ve Ankara’nın yollarını aşındırdığımız adam kayırma, her gün tanık olduğumuz akraba atama, yasallaşmış hırsızlık, boğazımıza kadar battığımız faiz, normalleşmiş rüşvet, çapkınlık olarak gördüğümüz zina olaylarına duyuyor muyuz?

Şu dünyanın cefa çeken namuslu insanları  muhatab olmak zorunda kaldıkları “ruhu ibne” namussuzları saya saya bitirebilir mi?

Sokak kenarında fiyatı üzerinde yazan gariban fahişeden tiksinmeye cüret eden kibir budalası üç kuruş daha kazanmak için yaptığın “fahişelikler” geberip gittiğinde sana sorulmayacak öyle mi. Dört duvar arasındaki muhtemel ve herkeslerden gizlediğin  rezillikler ayrı konu…

İyi de İBNELİK GÜNAH DEĞİL Mİ?

Evet HARAM ve evet GÜNAH!

Müslümanın düşmanlığı önce kendi nefsinde sonra da toplumda “günaha” düşmanlık etmek. Bu günahın oluşmasının önüne geçmek. Biz bu ülkenin “Müslüman toplumu” olarak bunun için ne yaptık. Bu insanları toplumun dışına atarak işsiz, evsiz ve çaresiz bıraktık. Fuhuş oldu karşımıza çıktı. Ne yaptık. O semtlere uğramadık. Güvenlikli sitelerimizde müthiş namazlar kıldık ve Allah’a dua ettik “Müslümanları galib eyle ya Rabbi” diye. Zekât ve sadaka verirken de Hayrettin Karaman fetvasınca oğlumuzun bindiği Ferrariyi at, hanımın bindiğini katır, son model mersedesi de deveden sayıp zekattan düştük. En az on milyonluk malikane de ev. Bir milyarlık iş çevirirken alınan kredi borcu da kârı götürdü. Ne kaldı. Hiç.

Zengin müslümanın zekat hesabı bu. Vergi hesabına hiç girmeyelim. Şu ülke ekonomisi hala vergisi peşin kesilen işçi ve memurun sırtında kendini döndürüyor. Yıllık ödenen borç faizi akıl durdurur 100 milyar TL’ler  falan.

Süper çokomelci Ekonomi Nazırı Damat Berat Paşa program açıklıyor. Özü de şu…

  1. İş adamlarının vergileri daha rahat çalışsınlar diye düşürülecek
  2. Devlet işçinin “kıdem tazminatına” çökecek. Vatandaş işten atıldığında taş yiyecek. Bekle emeklilik gelsin kıdem tazminatını bir ihtimal alabilecek.

Düzene ayak uydurmak için meşru ve mübah görülen mideyi “ateş dolduran” haramlar almış başını gitmiş. Zihinler haram yemenin verdiği gafletle uyuşmuş. Bu kafayla def-i hacet eyler gibi utanmadan yüzü kıbleye çevirerek ibadet eyliyor ve sağa sola sövüyoruz.

Ve tabii ki Küresel Şeytani Çeteler “suret-i haktan” görünerek ordularına ordu katıyorlar.

“Özgürlük, barış, demokrasi, cinsel ayrımcılığa son, eşitlik, adalet” söylemleriyle…

İçimizdeki “ruhu ibnelerin” önlenemez yükselişine göz yumduk. Tepemize çıkardık başımıza etmeye devam ediyorlar…

Şimdi de hakikilerinin önlenemez yükselişine tanık oluyoruz.

LGBT’nin önlenemez yükselişine…

Ve bizim hiç suçumuz yok öyle mi!?

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


tt tt 09.07.2019 11:03

helal olsun. ortam o.ospusu olmayan nadir yazarlardan birisiniz..

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık