• 07 Ekim 2021, Perşembe 18:22
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

İktidarın doğası...

İKTİDAR’IN DOĞASI

“Eskiden insanlar sihirli güçler elde etmek için ruhlarını şeytana satarlarmış. Bugün insanlar bu güçleri bilim yoluyla elde ediyor ve birer şeytan haline gelmek zorunda görüyorlar kendilerini”       

Bertrand Russel – “İktidar”

41 yaşımda askerlik yapmanın en zor olduğu birlik olan “Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı” kütüphanesinde elime geçti hırpalanmış cildiyle yukarıda bir cümlesini alıntıladığım kitap. Bir de Kur’an Meali aldım ve yazıcı odasında sıkıntımı hafifletti. Yani sarstı silkeledi, beni bulunduğum yerden ve kendimden uzaklaştırarak düşüncelere dalmamı sağladı. Tam şu an Göksel Baktagir’in “Sevda Yolları” isimli enstrümental bestesinin yaptığı gibi.

Muhteşem şeyler seni kendinden uzaklaştırır böyle.

Bakın ne diyor Bertrand Russel kitapta:

“Birçok kimseye siyaset zor gelir ve bu yüzden bu kimseler, bir önderin ardı sıra gitmenin kendileri için daha hayırlı olacağını düşünürler ve bunu tıpkı köpeklerin sahiplerine bağlanışı gibi yaparlar.”

Bertrand Russel Mustafa Kemal’den dokuz yıl önce doğmuş ve 1970 yılına dek 100 yıl yaşamış bir İngiliz Soylusu.

Wittgenstein ile birlikte “analitik felsefenin kurucusu” kabul edilen büyük bir entelektüel.

Büyüklük demişken aklıma yine pembe mabadlı bir Türk çeyrek entelektüeli arkadaşımın esprili sözü geldi:

Adama sormuşlar:

  • Entelektüel mi olmak istersin yoksa eşcinsel mi?
  • O kadar kitabı kafama sokamam

demiş…

Soylu ve elitlerin politik gücünü kaybetmeye başlamasıyla birlikte “soysuz kapitalistler” kadar kan, ter ve gözyaşını kaldıramayacakları için entelektüel alana savrulmalarının bir örneği Bertrand Russel.

Size başka bir gezegenden bahsediyorum. Biz Türkiyeliler olarak maalesef Cumhuriyet kurulduğundan bu yana bir üretim çiftliğinde yaşıyoruz. Ne kapısı var ne de penceresi.

BU çiftlikte ne elit var, ne entelektüel var, ne de siyasetçi…

Bu memlekette kendini en elit zanneden ağaların ağasının ismini gözünüzün önüne getirin.

İşte o bu Bertrand Russel’in köpeğinin kuyruğunun üzerindeki kılın üzerindeki bitten emir alan “sığır sürüsü başı” olabilir ancak ve bunu bilir.

İt gibi bilir itin üzerindeki bitten emir aldığı için. Bite bakar ve bit olmayı hayal eder ama sadık bir it olmak zor ve meşakkatli bir eğitimin sonunda başarılabilecek ve ancak atadan dededen miras kalabilecek bir ünvandır ancak.

Bertrand Russel’ın dedesi İngiltere’nin Victoria dönemi başbakanlarından. Hindistan, Çin, Avustralya, Amerika, Kuzey Afrika’nın köleleştirilmesinin tamamlandığı dönemin mimarlarından.

Dünya’nın sınıf sınıf kölelerin bir makinanın çarkları gibi tıkır tıkır çalıştığı büyük bir insanlık mezbahasına dönüştürüldüğü çağın mimarlarından Bertrand Russel’ın dedesi.

Nobel Edebiyat ödüllü Bertrand aklınızın alamayacağı bir eğitimin ürünü bir beyinle örmüş hayatını.

Sosyalist, aktivist ve liberal…

Tabii ki bütün bu hallenmeleri sentetik. Hele sosyalist bir “Aristokrat!”…

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında İngiltere’nin Anadolu’ya silah ve asker yığmasına engel olanlardan…

Bakın ne diyor “İktidar” kitabında:

“Teknik yönden iyi eğitilmiş bir oligarşi –serkeş- bir bölgeyi önce doyurur, ısı, ışık, elektrik gücü gibi refah ve rahatlığa alıştırdıktan sonra bunların hepsinden mahrum bırakarak açlığa ve ölüme mahkum edebilirlerdi. O bölgeyi zehirli gazlar, tarım ilaçları, bakteriler, salgın hastalıklar altında bırakabilirlerdi.
 

Dizginleri ellerinde tutanlar da insanlara ruhsuz nesneler gibi bakarak onları birer alet veya makine gibi kullanabilirlerdi.

Soğuk bir insaniyetsizlik.”

Bu satırları yazan adam 1970’de öldü…

“İKTİDAR” denen nesnenin “etten kemikten” her ölümlü için kahredici bir yanılsama olduğunu şu an dinlediğim şeyi dinleseydi hisseder miydi Bertrand Russel.

Tabii bu postmodern sözleri etmek için II.Dünya savaşı sonrası entelektüel bunalımın aşılmasını bekledi.

Türkiye’de bütün bu olan bitenin saçmalığını kavrayan iki entelektüel ve iki eserden başka kimseyi ve eseri tanımıyorum.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur” romanının ardından kafama sersemletici bir tuğla gibi düşen Oğuz Atay’ın dev eseri “TUTUNAMAYANLAR” …

Oğuz Atay’ın bir şeye benzeme niyeti olmayan ve ne bitmek bilen ne de içine girdikçe bitirilmek istenen “TUTUNAMAYANLAR” romanının basılması Bertrand Russel’ın öldüğü yıldır.

Bizim “eğitilmiş dindar soytarılar”ımız tam da modernizmi, kabul edilebilir ölçüde feminizmi, sekülerizmi yeni yeni hazmetmeye başlamışken postmodernizmin tufanına yeni yeni çarpılıyorlar…

LGBTİ, eşcinsel camileri, kabul edilebilir ölçüde faiz, nikahsız yaşamlar, eşcinsel evlilikleri kapıyı zorlarken ecel terleri döküyorlar. Sigara haramdır, yok kalamar, midye, ıstakoz şöyledir diye manyaklaşmaları bundan. Bindikleri alametin hangi kıyamete gittiğini göremiyorlar. Alamet sallanıp silkelendikçe şıfıttırıyorlar bir fetva…

Hayrettin Karaman’ın ölüm yollarını gözlerken saçmalamaları da bundan…

Hepimiz aynı üretim çiftliğinin sıradan bir sığırıyız…

Bakın ne diyor Bertrand Russel İktidar kitabından:

“New York’taki bir gökdelenin tepesinden bakıldığı zaman, aşağıda gidip gelen insanlar artık insan olmaktan çıkar, belli belirsiz bir saçmalık kazanır.”

Bertrand Russel doğduğunda Dünya nüfusu 1 milyardı, bugün 8 milyar…

Modernizmin başarısı bu. Dünya’dan toparlanabilecek altın ve gümüşü son kertede istiflemek için 8 milyarlık bir “KÖLELER DÜNYASI” …

Ve köhneleşmiş kapitalizm bir süredir gençlere “dünyayı sıkıp suyunu çıkarabileceği” boş umutlarını vermiyor. Onun yerine türlü türlü kimyasal uyuşturucu. Düzenin insana ihtiyacı kalmadı.

İtlaf günleri yaklaşırken kitleler halinde sığır sürüleri gibi fevc fevc kendi “özgür irademizle” aşı olmaya koşuyoruz…

Çünkü BİLİM DER Kİ!!!

İnsanlığın beş yüz yıllık tanrısı BİLİM!

O da ölecek ve unutulacak büyük keşmekeşin arasında…

Bakın ne diyor Nobel Edebiyat Ödüllü İngiliz Aristokrat Filozofu Bertrand Russel :

“Bilim şunu kaçınılmaz hale getirmiştir: Ya bütün insanlar yaşayacak, ya da bütün insanlar ölecek.”

İnanan insan ölümün kaçınılmazlığına teslim olmuştur. İslam teslim olmak demektir. İktidar derdi yoktur artık onun.

Kaçınılmaz olana içinde ibadet ve Allah’ın zikriyle olabildiğince küçülttüğün “ölüm korkusu” ile hüzünlü bir gülümsemeyle yürümektir hayat inanan insana…

Gözlerinizi kapattığınızda yine aynı gülümsemeyle “canına kurban olduğum” dediğiniz ne kadar sevgi, ne kadar aşk var kalp ceplerinizde…

Vallahi hiçbir makam, servet, cenaze kalabalıklığı, nifak dolu ibadet kurtaramayacak bizi ölüm gelip yakaladığında.

Şu dünya’da tek arsamız içine gireceğimiz kadar olacak, bırakabileceğimiz en anlamlı iz de mezarımızın tümseği kadar…

Bin yıl geçtiğinde sana dair anlatılacak bir şeyler kalacaksa da biri doğru bini yalan efsaneler olacak yalnızca…

İşte bu yüzden askerde Bertrand Russel’ın kitabını kütüphaneye iade ettikten sonra yerine Büyük İslam İlmihali’ni aldım…

Modernist İslamcılığın içler acısı halini orada üzülerek gördüm.

Bir sonraki yazımda da ondan bahsedeceğim…

Selam ve dua…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık