• 17 Şubat 2019, Pazar 12:38
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

İkinci 31 Mart Vakası

İKİNCİ 31 MART VAKASI

Yazılarımı takip edenler bilirler. Gündelik siyasete elleşmemeye çalışmakla birlikte “söz namusunun” hakkını vermek adına kâsede ne varsa bulandırmadan kılıcımı sallamaya çalışıyorum.

Belki bu sitenin okuyucularına bir itiraf gibi gelecek üniversite öğrenciliği yıllarım solcu ve anarşistler arasında geçti. Anarşist eğilimli öğrencileri sosyalistlerden her zaman daha sıcak buldum. Kendimi olduğum gibi ifade edebildiğim ve varlığımı rahatsız edici bulmayan insanlar arasında ısınabildim. HAYATA VE İNSANA DAİR EN TEHLİKELİ SORULARLA bu yıllarda CİNNET GEÇİRDİM.

“Söz namusu” üstadım Grup Yorum’un şarkı sözlerini yazan, hatta ölüm oruçlarındaki F tipi mahkumlar için yapılan “Boran Fırtınası” albümünün bütün sözlerini de yazan SAVAŞ EZGİ’dir.  Sözü bir ressam fırçası gibi kullanarak “masumiyeti koruma ve iman” temalı tiyatro oyunları yazdım ve sahneledim. Bir de film. İnadına bu temadan vazgeçmeyeceğim o savaş alanında.

Temmuz sonunda bir “aşk kazası” ardınca kendimi öldürmeyi yine hızlandırdığım bir sırada Medyamit’te yazma ve nefes alabilme fırsatı yakaladım. Bu vesile ile sözü bir Orta Asya Türk savaşçısı kılıcı gibi “yarayı aldığım yerde” SIRTIMDA asılı buldum. Bismillah diyerek yazmaya başladım. Allah razı olsun Murat Başaran abiden. Öylece orada, orta yerde durmasından, kaderinin onu getirdiği konumdan. Son yazımda üçüncü sansürümü yedim. Çok mutlu oldum. Telefonu açar açmaz “………..mı olurmuş lan!” çıkışmasına hala gülüyorum aklıma geldikçe. Valla bence teknik olarak mümkün. Siz bilmeyin her şeyi ey okuyucu. Murat abiyle aramızda. Oto sansürümü eksik tutuyorum gereğini yapıyor abim. Allah razı olsun. Sayesinde çok çok çok serbest sallıyorum kılıcımı.

Girişi uzun tutmayı seviyorum. Okuyucumla sohbet etmeyi, dertlenmeyi, dertleşmeyi, halleşmeyi, taze tecrübeme ortak etmeyi. Masaüstümde bazen üç yazıya başlık atmış halde kıvranırken bir dördüncüsünü birkaç saat içinde dertlenip gönderdiğim çok olmuştur. Allaha şükür ki AŞK DAVASI kırgını, Allah ve Resulullah aşığı, dünya işlerinin yürüme biçimine aşinalığınca yabancılaşan dostlar arasına giriyoruz her yazımızda. Ve merakla “şu deli ne karalamış yine” diye meraklananlar da var. Bu deliyle aynı düğünde az göbek atıverip rahatlayan güzel insanlar. Hepinizden Allah razı olsun.

Sohbetleşme kıvamına geldiysek başlığı boşuna atmış olmayalım ve dertleşelim biraz. Yaklaşan yerel seçim için çok ilginç ve manidar bir tarihin seçilmiş olduğu dikkatlerden kaçmış görünüyor nitekim.

33. Osmanlı İmparatorluğu Sultanı II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle sonuçlanan sözde “ŞERİAT İSTERİZ!” ayaklanmasıyla başlayarak Sultan’ın tahttan indirilmesiyle biten süreç…

Payitaht dizisinde bir tuhaf iteleme Abdülhamid’i millete kakalama yaltaklığı devam ederken hayatın öyle akmadığını her daim “iman cevheri hediyesi”yle gündelik süpermenliğini yapan MİLLET görüyor. Mehmet Bozdağ’ın “tarihi dönem” sosuyla itelediği başarılı WESTERN KOVBOY DİZİSİ Diriliş Ertuğrul’un Suriye Savaşı’nda Süleyman Şah Türbesi krizine denk düşmesiyle birlikte bu dizinin MİLLET’te hatırlattığı ve uyandırdığı etkinin çok güçlü olduğuna ayıldılar ve bir süre dizide günümüz siyasetine göndermeli gülümseten replikler izledik. Aslında KURTLAR VADİSİ dizisiyle başladı diziler üzerinden “algı ve duygu mühendisliğine soyunma” çalışmaları. Kurtlar Vadisi dizisinin ilk sezonunun KONSEPT DANIŞMANI’nı hatırlayanınız var mı peki…

Soner YALÇIN…

Saçma sapan eğitimi ve kariyeri benimkine benziyor. Sağlıkçılık falan eğitimi üzerine idari bilimler falan okuyor, falan filan derken Soner Yalçın  DEVŞİRMESİ oluyor. Ve falan filan yani… Ha bir de Aleviliğinin üzerine “Horasanlı” dantelli örtüsünü seriyor. Evlerimize ilk televizyon giren günleri hatırlayalım. Üzerindeki dantelli örtüyü. Misafir geldiğinde kullanılan kahve fincanlarının özenle yerleştirildiği “vitrin”lerimizdeki dantelli örtüyü…

Alevilik böyle bir şey artık. Öldürdüğü kimliğine “horasanlı” dantelli örtüsünü seren OĞUZ TÜRKMENLİĞİ. Aleviliği göğüslerine bıçağı saplayarak kalplerini yerinden çıkararak koydular bir kutuya. Kutunun üzerine de “Horasanlı” dantelli örtüsünü örttüler. Sosyalleşirken kendilerini rahat modernist ve çağdaş bir şekilde tanımlarken yüzleri kızarmıyor böylece. Ne diyorlar kendilerine:

Solcu, sosyalist, ateist, deist, okültist, falanist ve de filanist…

Alevilik konusuyla ilgili “ALEVİ DEĞİLSEK KİMİZ Kİ?” başlığıyla bir yazı yazacağım. Anadolu geleneğimizin iki ana damarının Cumhuriyetle nasıl ikiye bölünerek “mahalle çocukları gibi” saçma gerekçelerle 80 senedir kavga ettirildiğini anlatacağım. Konuya devam.

Kurtlar Vadisi dizisinde yapılan televizyon izleyicisine algı ve duygu mühendisliğini daha sonra FETÖ olarak andığımız yapının kanalında gördük. Hani kanalın adı ABD’deki sonradan imalat “bütün dinler tek din olsun” temalı MOON tarikatının çok kullandığı bir isim. SAMANYOLU…

Bir sürü manyak manyak dizi izlettiler millete yıllarca burada. Biz o sıralar bu manyaklara dil uzattığımızda dayak yiyorduk. Artık dayak yemiyorsak da “TEVBELİ MİLYONER VE MİLYARDER FETÖ BAĞIMLISI”ndan daha itibarsızız. Dahası vebalıyız, cüzzamlıyız. Namus belasına tutulmuşuz eyvah...Olur mu eyvah; elhamdülillah…

Şimdi çok delice bir Komplo Teorisi sallıyorum. Sıkı durun. FETÖ 15 Temmuz’dan sonra dağıtıldığında KANAL D’de bir dizi izlettiler millete. VATANIM SENSİN. Senaristi FETÖ için gişelerde milyon milyon BOŞ SALON patlatmış iki filmin de senaristi. Dizinin ilk bölümlerini izlerken kanım dondu. Baş rol oyuncusunu gezi eylemlerinde en ön sırada gördük. Çapkın ve kadın düşkünü Kanuni olarak gördükten hemen sonra. Vatanım Sensin adlı ihanet dizisinde arkadaşları tarafından üç beş kuruş karşılığı ihanete uğrayarak yaralı bir halde Yunanlıların eline geçen bir Osmanlı subayı… Sonra ne oluyor? İzmir işgal edilirken bu abimizi Yunan subayı postalıyla VATAN’a bastığını görüyoruz. Bir yandan Yunan üniformasıyla fink atarken bir yandan da işgale karşı gizli faaliyet yürütüyor falan. FETÖ, GAVUR ÜNİFORMASIYLA GELEBİRİLİZ mi diyor? Göğüsleri vatan ve millet aşkıyla yanan GAVUR ÜNİFORMALI FETÖCÜLER. Tam FETÖ’cü manyaklığına göre iş…

Olur mu? Bence olur…

Gönlündeki vatanı da gerçek hayattaki karısı oynuyor. Dizide de karısı. İkisini daha önce “Türk Kadını Namusunu Hangi Şartlarda Kaç Paraya Satar” temalı BİNBİRGECE dizisinde görmüştük. Aldığımız cevap da “Bizim medeni ve modern kadınımız işini bilir. Önce kendini satar sonra da ne yapar eder kafesleyip nikahı basar.” şeklindeydi sanırım. Dizinin gidişatından aşağı yukarı bu anlaşılıyordu.

Tabi BİNBİR GECE ar namus şişesini taşa çalma adına naif kalan denemeler bugünden baktığımızda. Bugün kimin eli kimin neresinde belli değil. Millet on sene önce dizi diye bugünkü rezaletleri görse infiale uğrardı. Kuzu kuzu seyrediyorlar. Kuzu kuzu ayak uyduruyorlar.

15 Şubat 2019 tarihli rating raporları öyle diyor. Birinci sırada ekibini artık yaş haddinden emekli edecek Arka Sokaklar dizisi. İkinci Sırada Fatih Portakal ile Ana Haber. Ardından Gülperi, Müge Anlı ve Kızım geliyor. Bu üçü de kadına yönelik programlar. Kadınımızın zihnine televizyonların özelleştiği günden beri saldırıyorlar. Manyak ediyorlar annelerimizi, kadınlarımızı ve genç kızlarımızı. Televizyon izlemiyurım bien bi kerem diyenleri de biliyoruz. İnstagram ve diğer sosyal medyada ne haltlar karıştırdıklarını. Evet izlemiyorsun icraata geçtin…

 Ve ardından PAYİTAHT geliyor…

Rezalet de burada ortaya çıkıyor, çıplak kralın kırmızı poposu tam da burada görünüyor yaldır yaldır. Onca prodüksiyon, platolar, oyuncu kadrosu, efektler, cartlar, curtlar…

Sonuç…

Fatih Portakal’ın haber meddahlığının yarısı kadar reyting.

Efendim nasıl olur. Bilal Erdoğan’ın sınıf arkadaşları gittiler California’larda sinema eğitimi aldılar ettiler, yapımcı yaptık o kadar, Filinta dizisinde beceremediler bir şeyleri ama Payitaht fena gitmiyor efendim. TRT bütçelerini de yığıyoruz prodüksiyona. Daha ne yapalım efendim.

Valla para sizde, güç sizde, iktidar sizde. O sizin sorununuz. Ne haliniz varsa görün…

Payitaht dizisinde II. Abdülhamid’e hiç ama hiç benzemeyen Bülent İNAL’ı izlerken aklıma asıl Sultan Abdülaziz geliyor. Kanlı bir şekilde intihar süsü verilerek katledilme trajedisini yaşayan Osmanlı Sultanı. Genç Osman ve III. Selim’den sonra. Milletine bağlılığının bedelini canıyla ödemiş Sultan…

Sultan Abdülaziz 1861 yılında 31 yaşında tahta çıktığında Osmanlı Parası bitik durumda. Çiftçi ve ırgat olan millet aç ve çıplak. Hazine boş. Galata’nın Yahudi Bankerleri ülkeyi soyup soğana çeviriyorlar ve doymuyorlar. Kendisi de dindar, tutucu ve muhafazakar.

Uzun adam, yakışıklı, pehlivan, aslan gibi…

İlk iş devletin harcama ve masraflarını kısıyor. Kendi masraflarını dahi. Milletin fakirliğini paylaşıyor ve bölüşüyor. Çırpınıyor didiniyor ama olmuyor. Olduramıyor…

6 yıl sonra 1867’de teslim oluyor. Önce Mısır, ardından Avrupa gezisi. Hayran kalıyorlar boyuna, yakışıklılığına, tahsiline, terbiyesine. İngiliz Sarayı kendisi gibi yakışıklı prensine kız vermek istiyor ama o karşı çıkıyor. Ama görüyor gözüyle. Dünyada neler olduğunu görüyor. Geriye nasıl dönüyor sizce…

Avrupa’dan açılan borç para musluklarıyla rahatlayan ekonomi eşliğinde bir Batı Taklitçisi, müsrif, zevk sefa düşkünü Sultan oluveriyor.

Dolmabahçe ve Çırağan Saraylarını yaptırıyor. Diyorlar israf…

Adam Buckhingam, Versailles Saraylarını, Mısır köşklerini görmüş Osmanlı Sultanı…

Kimse demiyor AZ BİLE YAPTIRMIŞ…

Neden gitti peki Avrupa’ya. Rusya’dan gelen tehlikeyi gördü. Milliyetçilikle içeride Slavlar ayaklanmaya başlamıştı. Ardından Yunanlılar ayaklanacaktı. Yeniçeri Ocağı kaldırıldığından beri ordu düzeni sıkıntıda. Silah teknolojisi batıda.

İlk işi Bektaşi tarikatıyla devleti barıştırmak oldu. Dedelere babalara postları iade edildi. Balkanlarda Baktaşi Dedelerine gözü gibi baktı. Selanik doğumlu Mehmet Ali Hilmi Dedebaba gibi büyük bir Bektaşi Mürşidi Balkanlar ve Anadolu’da Bektaşiliği yeniden derledi topladı.

Tabii ki dönemin Alevi Bektaşileri bugünküler gibi “İPİ KOPUK UÇURTMA” değillerdi…

Mehmet Ali Hilmi Dedebaba “Aynayı tuttu yüzümüze, şükür ki Ali güldü gözümüze.”.

Bir diğer yandan da Mevlana Halid Bağdadi halifeleri bu coğrafyanın bahtı fakirlik ve şehidlik olan milletini yeni şehadetlere hazırlıyordu.

Mısır’da yeşertilecek Cemaleddin Efgani engerekliğine karşı imanlar kalkan ediliyordu o zeminde.

Avrupa’dan gelen borç harç parayla “Müsrif Doğu Sultanı” görüntüsü verirken gelen paralarla tarım reformu yapıyordu bir yandan. Diğer yandan da İngiltere ile ilişkileri sıkı tutarak Rus tehdidine karşı görülmemiş teknolojide silahlar satın alınıyordu.

Devletin etrafını ekonomi yoluyla çevirmişlerdi. Sultan Abdülaziz’in etrafını Satılık JÖN TÜRK HAİNLERİ ile. Aynı ŞEYTANA TAPAN KÖPEKLER HER YERDEYDİ.

Hala öyleler…

Yakışıklı, pehlivan, gösterişli, ressam, bestekar Sultan Abdülaziz’i dindar halk bile anlamaya ve ısınmaya başlamıştı.

Jön Türk köpekleri herkesi kandırdılar. İstanbul Garnizonlarını “SULTANI DÜŞÜRÜYORLAR!” diye ayaklandırdılar. Sultan’a da “Halk sizi istemiyor. İstanbul ayaklandı” dediler. İhanet etrafını sarmıştı. Baş muhannit en yakınındaydı.

Sadrazam Mithat PAŞA.

Osmanlı Bayrağından hilali kaldırıp haç koyalım diyen ŞEYTANA SATILIK RUH…

Apar topar hal ettiler Sultan Abdülaziz’i ama ne yapacaklarını bilemediler. Halka sultan hasta diye yalan söylüyorlardı. Sultanın sağlığından endişe eden halk JÖN TÜRK KÖPEKLERİNİ parçalamadan önce onlar Sultan Abdülaziz’e kıydılar.

46 yaşındaki dağ gibi adam sözüm ona önce bileklerini kesmiş, hızını alamamış şah damarlarını kesmişti. Kim bilir nasıl mücadele etti ve onu katletmek için üzerine çullanan kaçını devirmişti boğuşma sırasında. Belki de uykusunda kesilen bilekleriyle. Ancak şah damarlarını keserek öldürebildiler…

Ardından Sultan Abdülaziz Han’ın 9 yıl hazırlandığı 93 Harbi geldi.

II. Abdülhamid’e ortakçı çıkan mevcudunun yarıdan fazlası gayrımüslim İHANET MECLİSİ savaş kararı alarak kendi ipini çekiverdi. Rusları tokatlayarak İngiliz efendilerine yaranacaklardı akıllarınca.

Rus savaşındaki yenilgiyi fırsat bilen II. Abdülhamid Han amcası Sultan Abdülaziz’in intikamının peşine düştü.

İzmir’de Fransız Konsolosluğunda sıkıştırılan Mithat Paşa denen KÖPEĞİ batılı sahipleri Sultana teslim ettiler.

1881 yılında “Mecelle”nin mimarı Ahmed Cevdet Paşa yargıladı HAİN’i. Taif’te öldürtüldü…

1881 yılında Mithat Paşa’nın şahsında bir devrin JÖN TÜRK İHANETİ yargılanıp KÖPEK GİBİ itlaf edilirken aynı yıllarda bir başka nesil yetiştirilecekti Sultan II. Abdülhamid’in eğitim hamlesinin okullarında…

İTTİHAD VE TERAKKİ nesli…

Onlar da bir 31 Mart günü sahte bir “ŞERİAT İSTERİZ!” ayaklanmasıyla tarih sahnesine çıkacaklardı ve 34 yıl boyunca devleti büyük tutmayı başarmış II. Abdülhamid’i tahttan indireceklerdi. Onu tahttan indiren Emanuel Karasu denen İspanyol Yahudisi’ni bugün lanetle anmamızın önemi var mı sizce.

O ve onun gibi İspanyol Yahudileri ve içlerinden türetilmiş çakma Müslüman hakiki SATANİST SABETAİST TARİKATİ aileler hala ülkenin idaresini ellerinde bulundururken…

Her yerdeler…

Bütün bunları neden yazdım.

31 Mart 2019 tarihinde (5-28 Mart Merkür gerilemesi akabinde) şimdilik önemi anlaşılamayan bir hesaplaşma olacak. Yerel seçim olacak adı. Herkes herkesle hesaplaşacak. Parti içi hesaplaşmalar, çıkarlararası hesaplaşmalar, partiler arası hesaplaşmalar ayyuka çıkacak.

5 Mart’tan itibaren toplumdaki gerilmeyi izleyeceğiz. Hemen ardından da Yerel Seçimi konduracaklar…

Tüy diker gibi…

Seçimi kimin kazandığını veya kaybettiğini bu kadar önemser ve büyütürsek hayal ve umut kırılması da bir o kadar büyük olur. Ama şimdilik tek vücut gibi görünen Sünni çoğunluğun da karpuz gibi ortadan ikiye yarılarak bölünmesinin hazırlıkları yapılıyor.

Seçimi kimin kazandığının bir önemi yok.

Şeytanın hizmetkarları varını yoğunu bir seçime dökmüyorsa biz de dökmemeliyiz.

Biz Allah’ın mümin kullarına imanımızı takviye etmek, fakirliğimizi onurumuz bilmek ve şehadet günümüz için dua etmek düşer…

ŞEYTANIN ORDUSUNUN OLSUN DÜNYA…

BİZ ZAMANIN DEĞİL AŞKIN EVLATLARI OLALIM.

AŞKIN YANİ İMANIN…

Yazının bu kadar uzaması ardınca ayıp ama…

Vesselam…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Adil Çopur Adil Çopur 20.02.2019 08:43

Sanki sürekli tarih tekerrür ediyor. Ve en acısı bizim bundan hiç pay almayışımızdır... Hürmet ve selamlar kıymetli hocam

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık