• 20 Ekim 2018, Cumartesi 10:51
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

İçimizdeki iman hırsızı Kabiller!

İLK KATİL KABİL’İN MİRASÇISI ARAMIZDAKİ İMAN HIRSIZI PROFESYONEL KATİLLER

Siz hiç aşık oldunuz mu? Aşk kalbinin kapısını kırarak her girdiğinde Allah bana bir şeyler öğretmek istiyor diye düşünürüm. Yine bela, yine dert yine kahır, yine sancı, uykusuz geceler, delirmeye yakın haller. Bir nefsin bir başka nefsin paşa gönlünün sınırlarına hapsolması. Bir başkasının oyuncağı oluvermek. Hiçleştirivermek kendini. İnsanların büyük çoğunluğu aşktan bir daha aşık olmamayı öğrenir. Son aşık olduğunda öyle bir sille yemiştir ki buraya kadar demiştir. Bir insanın kendine yapabileceği en büyük zulüm aşk defterini kapatmak. Aşktan ne bir şey öğrenmiş ne de bir nasibi olmuş.

Kulluğu zihinsel bir aktivite olarak yaşayıp gidecek. Nefsi daha büyük belalarla baş edemeyecek. Günahların normalleştirilmesi, rasyonelize edilmesi, akla uygun hale getirilmesi, hiçbir tatminin doyuramayacağı sevgi açlığının büyümesi, insan sevemez hale gelmesi. Sevmeme ve sevememe üzerine kurulan bir dünya. 

Allah bizleri neden durmadan katillerimize aşık eder ki değil mi. Canımıza ot tıkamak için hazır bekliyormuşçasına tekmeleyen nefslere köle eder ruhumuzu hastalıklı bir şekilde.

Neden en Habilce yanımızı Kabil’leşmeye hazır bir nefsin önüne atar.

Sakın ölelim diye olmasın?!

Aşık öyle kör olur ki Dünyası maşuk olur. Ne yapsa onu gururlandırmak, onurlandırmak için olsun ister. Aldığı nefeste onu hatırlar, ona aşık olmayı bir lütuf olarak görür, alem daha renkli, aldığı nefes daha bir keyif verir içine dolarken ya da ayrıysa maşuktan içini yakar her nefesi, baktığı dokunduğu ne varsa aşığa maşuğu hatırlatır. Bildiği en güzel ölüm maşuğun gözlerinin içine bakarak verilen son nefestir. Hiçbir şey de istemez onun varlığına tanık olmaya şükürden başka. Varlını yoğunu kurban etmeye hazırdır aşık maşuk uğruna. Bir yandan da ölüm korkusuyla da ürperir mi ürperir. Aşk ölüm duygusu ile birlikte uğrar insanın nefsine…

Habil’i hatırlatır…

Peki ya Kabil…

Üzerindeki kerih, pis dünya kokusunu en iyi kendi alıyordu. Kendine kokuyordu pis pis. İçten içe yanıyordu bunu bilmenin ateşiyle. Habil ona Allah aşkıyla her selam verdiğinde öfkesi burnuna geliyordu. Kendini ondan üstün görebilmek için deliriyordu. Salak Habil’den daha üstün.

Onu daha üstün kılan neydi Habil’den. Kalbini kılıflamak, içinde büyüyen ateşi saklamak, ondan üstün bir konuma gelmek için çalışmak ve çabalamak.

Allah ikisinden de kurban istediğinde Habil nesi var nesi yoksa döktü. Rabbine döndü ve “Hepsi senin. Ben emanetçiyim” dedi. Kabil’in hayatı boyunca eline geçirdiği en büyük fırsat Habil’e üstünlük kurma adına. İşte şimdi şu kurban merasimini geçiştirip ona üstün olmanın fırsatı. Habil’in karşısında güçsüz görünmekten öyle çok korkuyordu ki…

Ama Allah nasıl ki İblis’i huzurundan kovduysa; onun RASYONEL ve AKILCI fısıltılarına boyun eğen Kabil’in KURBANINI KABUL ETMEDİ…

Habil ertesi sabaha belki hiçbir şeysiz, Allah’a her şeyini feda etmiş şekilde uyandı. İşine gücüne döndü.

Kabil ise rezil olmuş bir şekilde. Korktuğu başına gelmişti. Bütün olanların sorumlusu Habil’di. Çulsuz ahmak fakir. Bütün itibar ona öyle mi. Çıktı kardeşinin karşısına. Niyetini gören Habil’in sözleri yürek dağlar Maide suresi 27 ayette:

“Andolsun! Beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim.”

Ve Kabil o masumu, kardeşi Habil’i öldürdü. İlk cinayet. Ne yapacaktı şimdi. Ne yapması gerektiğini iki karga öğretti ve Kabil Habil’i oraya gömdü. Kuran’a göre Kabil’in bahtı pişman olmak.

Kabil hep Habilsiz bir dünya hayal etmişti onun her sıcak gülümsemesinde, verdiği selamda, onu karşılıksız ve gönül dolusu sevmesinde.

Habil kardeşi Kabil’i çok seviyordu. Kabil onu öldürmek için elini uzatırken bile içi parçalanıyordu. İçten içe “Yapma kardeşim” diyordu. “Değmez üç günlük dünya için. Vallahi de değmez billahi de değmez. Yapma gel sarılalım.” diyordu içten içe. Ya da belki demişti. Kabil şimdiyse hayalini tasarladığı Habilsiz bir dünyayı yaşıyordu. Gerçek hiç de tasarımladığı gibi olmamıştı. Kardeşinin cesedini ne yapacağını bile Allah ona merhamet ederek göstermişti. Eyvahlar olsun! Kabil’in yüzüne güldü Allah ve Kabil pişman oldu. Kabil bir daha hiç gülmedi. Habil’i pişmanlığıyla cehenneme çevirdiği kalbinde yaşattı.

O günden bugüne kaç cinayet işlendi. Bereketsizlik mutsuzluktur. Mutsuzluk ahlaksızlıktır. Yığın yığın mal, mülk, banka hesabının içinde mutsuzluğa boğulmaktır BEREKETSİZLİK.

Zalim’in ilk cinayeti kendi içinde kurban olmaya hazır, imanla dolu Habil’i öldürmesiyle başlar. İçindeki Habil’i öldüren zamane Kabilleri her cinayetlerinde içlerindeki Kabil’i semirtirler. Karşılığında Kabiller dünyasına kabul edilirler, itibar kazanırlar, egoları okşanır, alkışlanırlar, rasyonel karşılıklarını öyle veya böyle alırlar.

Geçenlerde Dücane Cündioğlu’nu Habertürk Programında saçmalarken izledim. Çok üzüldüm, acıdım haline. Elif Şafak’ın “AŞK” adıyla kaskalladığı; Mevlana Hazretlerine ve Şemse sözde aşk adı altında türlü iftiralar ve mendeburluklar pazarladığı romanımsı paçavrayı yerden yere vuruyordu. Dücane’nin yazısı buram buram tasavvuf kokuyordu. Sonra “bir lokma bir hırka Müslümana yutturulan zokadır” diye zevzeklenen safir pembesi mabadlı eski MÜSİAD Başkanına verip veriştirdiğinde ne takdir toplamıştı. Tasavvufa meraklı gençlerin ilim açlıklarını da doyuruyordu. Kendini çok anlatmasından kibir kokuları gelmiyor değildi ancak bilgi o kadar ego şişirir. Nazarlık diyordum.

Dücane Cündioğlu’nun lastiği Gezi Olayları sürecinde patladı. Gezi Olaylarına “Ruh biçmeye” gayret etti TUTMADI. Gezi tayfası ne anlardı ne de sevebilirdi onu. Gezi Olayları postmodern bir balondu. Ruhu olsa ne olur olmasa ne olur. 15 Temmuz’dan sonra iyice kimyası bozuldu. Ya da fabrika ayarlarına mı döndü acaba.

Habertürk’teki o programda satır aralarında “ÇAKTIĞI SELAMLAR” , verdiği garip mesajlar kan dondurucu cinstendi. Bu adam Kuran bilen, hadis bilen, felsefe bilen, onu bilen bunu bilen bir eşekmiş meğer.

İnsana dayalı bir “DÜNYA CUMHURİYETİ”ne gidildiğini ve bunun da gerekli olduğunu söylediğinde bir DONA KALDIM. Bu bizim Dücane hoca mıydı yoksa İLLÜMİNATİ TÜRKİYE TEMSİLCİSİ mi. Yahu Dücane hoca bırak bunu Murat BELGE söylesin. Senden mi duyacaktık bu hümanistik hezeyanları. Bitti mi bitmedi…

Bilim ve Felsefe evrensel değerlere dayanırmış; dinler evrensel olma söylemindeymiş yalnızca. Zaten inanç ergenlik vasfıymış, Yetişkin olmaya dadanan birey inanmaktan bilmeye yürümeliymiş. Bunun için de inandığı ne varsa sıyrılmalıymış. E hani Elif Şafaklara falan giydiriyordun.

Postmodernizm yöntemsel olarak böyle maalesef. Dün Elif Şafak’a giydirirken aslında namzet olduğun ondan daha esaslı ve derin cinayetler işleme istidadını gösterme arzusudur. Fırsatını bulduğunda da bütün gücünle ilk darbeyi vurursun.

Postmodern profesyonel katillerin en güçlü darbesi ilk darbesidir. Rüşd ispatlarlar ve dünyadan payları ona göre belirlenir. Sonrası küp doldurmaca. En esaslı romanları ilk birkaç romanları, resimleri veya filmleridir. Batıda böyle değil çünkü onlar zaten katil olmak için eğitiliyorlar. Komplekssiz bir şekilde iş görüyorlar ve her darbeleri bir öncekinden daha esaslı oluyor.

Orijinal Batılı katiller birinci sınıf katiller. Bunların en kalitesi üçüncü sınıf ve daha aşağısı, salladıkça silkeleniyorlar ve güçleri azalıyor. Semirdikçe tamahlanıp iştahları azalıyor. Semirdikçe şişmanlayıp hantallaşıyorlar.

Sürüden ayrılmaya cesaret göstermenin bedeli de ağır.

Eyes Wild Shut diye film yaparsan filminin montajını bile göremezsin. Öldürüp gömmüşlerdir seni. Stanley CUBRİCK diye isim yaparsın ama bir tane Oscar heykeli kaldıramazsın.

Dücane saçmalamaya devam etti ve sonunda tüyü de dikti:

“Din dünyevi iddialarından vaz geçerek ahlaki alana çekilmek zorundadır.”  dedi…Gözlerime ve kulaklarıma inanamadım. Dedi!

Bu adamı ülkenin en derin düşünen filozoflarından biri olarak iteliyorlar pazara. Tezgah tekmelemekle övünen Dücane Cündioğlu halis muhlis pazar malı olmuş. İman çalma dümeninin profesyonel seri katilleri arasına karışmış.

Dücane Cündioğlu’ndan AŞK romanı rezaletinin eleştirisini takdir ve muhabbetle okumuşken bugün bunları yazacağımı hayal bile edemezdim. Yazıklar olsun.

Biz DAHİ BİLİMSEL ÇOCUK imajlı Caner Taslaman gibi çirkef Resulullah ve Allah düşmanlarını görür görmez tanıyoruz artık, Mustafa İslamoğlu gibi İrani kılıklı sinesi karanlık, zihni bulanık tuhaflıkları da gördük.

Zamane profesyonel iman katillerinin söylem ve dilleri çok yeni, görüyoruz. Gençlere caps malzemesi, twitter, instagram malzemesi verecek kadar basit, cüretkar, kısa ve provokatif bombalıyorlar, ateş ediyorlar.

FETÖ itikadının ÜVEY KARDEŞLERİ ve AMCA ÇOCUKLARI her hafta bir programda toplaşıyorlar ve MİLLETİN İNANÇ GELENEĞİNE saldırıyorlar. Hedef kitleleri de anlam arayışlarının zirvesini yaşayan GENÇLER.

Milletin son 200 yıllık tasavvuf ve tarikat geleneğine öyle gözü dönmüşçesine, cahilmişçesine (kasıtlı olarak tarikat reklamı olacak detay bilgi vermeden), Allahsızca saldırıyorlar ki. Saldırmaktan ve etlerimizi dişlemekten az yorulduklarında moderatör ne öneriyorsunuz dediğinde de sanki DÜNYAYI İLK DEFA KEŞFETMİŞÇESİNE Osmanlı coğrafyasına sızan İngiliz ajanlarının tasarladığı SEKÜLER ALLAHSIZLIKLARI boca ediyorlar bir halt söylermişçesine.

Ortada yeni bir şey de yok. Maya nereden tuttuysa oradan devam. Ya postmodern ve janti görünümlü selefi (Caner Taslaman) çıkıyor taşın altından, ya mason Efgani hezeyanları, ya da Vatikan projesi “dinler arası diyalog” cinayetinin türlü çeşit yorumu. Sen de Fazlurrahman yorumu ben diyeyim daha bir dindarane görünümlü FETÖ yorumu.

Mal aynı mal. Pazarlamacılar değişmiş. Ne satıyorlar? SEKÜLERİZM! Ne satıyorlar? ÇUVAL ÇUVAL ALLAHSIZLIK!

Yalancı Müseyleme’ye teslim olması için mesaj götüren elçi olarak gönderilmişken kafir ordusunun gücü ve zenginliğiyle aklı bulanan RECCAL’den farkları ne.

Rafi bin Hudeyc anlatıyor: Resulullah Efendimiz bir sohbetinde bir an durdu ve : “İçinizden birinin cehennemde azı dişi Uhud Dağı kadar olacak” . Rafi bin Hudeyc dehşete kapılmış olacak ki o sohbette bulunanları aklına kazıyor. RECCAL Hazreti Ebubekir tarafından peygamberlik iddiasındaki Yalancı Müseyleme’ye gönderildiğinde ve onun ordusuna katıldığında bir rahat nefes alıyor kendi imanına dair.

RECCAL ne büyük koz oldu Yalancı Müseyleme için. RECCAL insanları ALLAH’IN AYETLERİYLE Müseyleme’nin ordusuna katılmaya ikna etti. Müseyleme ordusunu büyüttükçe büyüttü.

Yemame’de varlık yokluk savaşı verdik. Öyle zorlu bir savaş oldu. Resulullah Efendimiz’in dostlarından 700’ü ve Sahabe görenlerden 1000 şehid. Müslüman ordusunun komutanı Hazreti Ömer’in abisi Zeyd beraberindekiler ile RECCAL’e doğrudan ölümüne saldırdı ve RECCAL’i öldürdü, beraberindekilerle şehid olma pahasına. Müslüman ordusu komutansız kalmazdı, kalmadı da. RECCAL denen zavallı’nın sebep olduğu felaket manzarası akıllara zarar. Maneviyatı RECCAL’in ölümüyle sarsılan güçlü düşman ordusunun yalancı peygamberine de yine nokta saldırı düzenlendi birçok şehidler vermek pahasına.

Müseyleme’nin pis canını alan mübarek ne kadar ibretliktir. Hazreti Hamza’nın katili Hazreti Vahşi. Hani şu Resulullah’ın “Bana seyrek görünsen, seni gördükçe amcamı hatırlıyorum.” dediği. Hz. Vahşi O (sav) üzülmesin diye kenarda köşede durdu. Mübarek yüzüne gizliden gizliden baktı, başı hep öndeydi. O güne kadar. Yalancı peygamber Müseyleme’nin boynunu yere düşürdükten sonra hislerini Allah biliyor.

Bir savaşda 700 sahabenin şehid olduğu mahşer yeri gibi bir manzara…

Harra felaketine kadar böyle bir manzaraya tanık olmadı Müslümanlar.

Şehidlerin bu kadar çok olmasının en büyük sebebi de insanları ALLAH’IN AYETLERİYLE RASYONEL TARAFA SEVKEDEN, KAZANACAK TARAFIN AKIL VE MANTIK KAİDELERİNE GÖRE KESİN OLDUĞUNU GÖSTEREN  “MÜNAFIK RECCAL” di.

Yemame’nin şehid Resulullah dostlarından biri de Ebu Dücane’ydi. Dücane Cündioğlu’nun övünerek babasının ona bu adı verme sebebi olduğunu anlattığı sahabe.

İnsana dayalı “Dünya Cumhuriyeti” hezeyanına direnirken zamanın HABİLLERİ olacağız inşallah. Bilim, felsefe ve ne kadar evrenselliğiniz varsa bütün ürünleriyle saldırın, gücünüzün ziyadeliğince ezin geçin bizi. Ezilip geçilmekten çok imanımızın zerre sarsılması korkutur bizi. Dinimizi vicdanlarımıza hapsettiğiniz günü görmektense dünyanızı size bırakıp Habil gibi toprağa uzanıvermeyi dilerim Rabbimden.

Siz düşün büyük kıyametinizin derdine. Dünyayı İNSANIN TANRILAŞTIĞI YENİ DÜZENDE YENİDEN İNŞA ETME HEVESİNİZLE BAŞBAŞA KALIN.  Dünya sizin olacakmış. Olsun. Tepe tepe dadanın hedonistik tatminsizliklerinize…

 

Ya AŞK diyelim toprağa karışalım biz de…

 

Bize ahiret yeter inşallah.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Filiz Anar Filiz Anar 25.11.2018 14:33

İşte böyledir iman! Böyle taa derinden sarsan sözler yazdırır imanın gücü!!! Allah çok razı olsun, ne güzel yazdırmış YARADAN... Bu makalenizi her gün okurum inşallah, haşa Allahcilik oynayanlardan sıyrılıp O na layık kul olma umudunu yitirmemek için

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık