• 14 Eylül 2018, Cuma 22:16
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Fetö gitti, Fetöcülük kaldı yadigar!

Bugün yârime geri döneceğim inşallah…Çocukluğuma, ergenliğime, ilk gençliğime. Zor ama mutlu yıllarıma. Ekmek kavgama. İstanbul’uma. Ah az kaşar az kahpe değildir o yar. Sevgilinin feriştahıdır İstanbul. Hakkını vermezsen seni tükürür atar. Elin böğründe öyle kalakalırsın kaldırımlarında. Kaldırımlar diye şiirler yazarsın yine de, gözlerini kapatır seslerini dinlersin. Koynunda can vermeye yeminler edersin.

Necip Fazıl, Orhan Veli, Atillah İlhan gibi..

Az canımı yakmadı, kimi sevdimse İstanbul’umu sever gibi sevdim, kime sövdümse yine aşkıma söver gibi sövdüm ve kime küstümse yine öyle küstüm. Yalandan küstüm kalbimin kapılarını kimseye kapatmadım kapatamadım. Bir gülümsemeye tav oldum. İstanbul’uma Cihangir merdivenlerinden bakmak gibiydi yârin gülümsemesi. Asla kıyamadım…

Beni sırtımdan bıçaklayan bütün sevgililer ise arkasına bakmadan gittiler…Yüzleri yoktu dönüp bakmaya…Aynaya bakamaz hale gelmişlerdi belki ondan sırtımı dönmemi kolladılar. Baktıklarında gördükleri “BEN”i beğenmedikleri aynayı paramparça olur sandılar bir bıçak darbesiyle…

Sırtını kollayan bütün sevgililer ve FETÖ mesela…

Yine İstanbul’um gibi sevdiğim anarşist bir şair abim özlemiş: “Neredesin gelmiyor musun” dedi. Yazılarımın birini çok beğendiğini söylediğinde öyle mutlu olmuştum ki. “Farklı bir yerden bakıyorsun. Sert yazıyorsun.” dedi. Abi o benim arızam. Derdimi anlatamama biçimim. Dayak yememin sebebi. Sonra: “Kendine dikkat et. Başına bir şey gelmesin” dedi. Nereden geldiği belli olmayan, yersiz ve gereksiz bir sevinç parladı içimde. Farklı bir yerden baktım yine. Ne zamandır başıma bildik olmayan bir şey gelmiyordu. Gerçekten mi dedim. Başıma bir şey gelir mi bu ara. Oysa ki ilk yazım “Davullu Deli!”yi  “naifesto”  yapmıştım kendime. Samimi ve sıcak bir dil tutturmaya çalışıyordum sadece. Sırtıma saplanacak bıçak arıyorum.

 

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 gecesi Milletimin sırtına sapladığı bıçak gibi. O geceden beri derdim günüm bu…

 

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı 20 Kasım 2012’de Muharrem ayının başında yaptığı konuşma sırasında “BİR KERE ÖLÜR BİR İNSAN BİR KERE. ÖLECEKSEK ADAM GİBİ ÖLELİM” dediğinde ona inanmaya hazır bir şekilde “HADİ BEN HAZIRIM” demiştim kendi kendime. İnanmak istiyordum bu “ŞEY” ile gerçekten mücadele edileceğine. 2011 Genel seçimlerinde MHP’ye operasyon çekmişti bu “çok mübarek havariler cemaati”. Eyvah demiş ve bir genel seçim de ilk defa oy atmıştım. MHP’ye.  

 

Mit Krizi o yılın Şubat ayında çıkmıştı. Planı biliyoruz. Hakan Fidan ile o sıralar başbakan olan sayın cumhurbaşkanımızı ameliyat yatağında kelepçelemek. Şubat 2012’de. Bütün bunlara rağmen 17-25 Aralık’a kadar o sıralar “mübarek havariler cemaati” olan FETÖ’yle mücadelesinde ne kadar da yalnızdı. Arabulucular pazarlıklar bilmem neler…

 

Kimse tezgâhı bozulsun, dağılsın istemiyordu. İş ilişkileri, siyasi ilişkiler, akrabalık ilişkileri. Bilek gücünün çoktan kırıldığı postmodern çağda kimse kahramanlık peşinde koşmuyordu. Tek başınaydı o kalabalıkta “REİS”. 20 Kasım 2012’de bir Muharrem günü meydan okudu. BM’ye, İsrail’e, ona buna yağdı esti.

 

Dershaneler, vakıflar derken bir şeyler olmaya başlamıştı nihayet. Allah’ım dedim gerçek mi bu. “Bizim tarlamızı sürmüşler” diyen Muhsin YAZICIOĞLU’nun eti kemiği sızlamayacak mı yattığı yerde. Ve Gezi olayları patladı.

 

FETÖ Küresel gücünü gösteriyordu bir yandan, bir yandan olayları tırmandıran bütün hamleleri yapıyordu, bir yandan da medyasında suret-i haktan görünerek “bize ihtiyacın var” mesajı vererek pazarlık masasına davet ediyordu “REİS”i. REİS yine yalnızdı.

 

7 Haziran 2015 seçimlerinden önce Diyarbakır’da patlayan bomba. Ne oldu o “mübarek abiler”e. Sahi ne oldu da bu denli delirdiler. 17-25 Aralık neydi sahi. İkinci bir 28 Şubat tezgahından başka neydi? Bu arada FETÖ ile iş pişirmeyi adet edinen muhterem zevatlar hep güç dengelerini kollayarak yatırım sepetlerini ayarladılar. Kimse elini kolunu başını gövdesini pek sokmuyordu olan bitene Hafizanallah.

 

17-25 Aralık’tan sonra bile “Hükümet ile cemaat arasında kavga varmış gibi gösteriyorlar” diyenler, Hocaefendiye istirhamda bulunanlar, pazarlık masalarına davetler. Allah’ım ne rezillikler. Rasyonel ve seküler Müslümanlarız artık. E olacak o kadar. Allah’a gücünü gösterdiği kadar iman ederiz. Allah mümine güçlü olmayı emrediyor bir kere. Ve güce tapmayı. Değil mi… Ah madrabazlar, hilebazlar.

 

REİS diye film teklifi geldiğinde ilk sloganını değiştirdim. 20 Kasım 2012 bir Muharrem günüydü: “Bir kere ölür insan. Öleceksek adam gibi ölelim” dediğinde. 1965 yılında başlayan biten bir çocukluk hikayesi yazdım. Milletin ekmek kavgasını anlattım. Millet’in davasını. Kimseye yaranma derdinde değildim. Yaranamadım da.

 

15 Temmuz 2016 gecesi hepimiz bir taş kesildik önce. Öylece kalakalmıştım televizyonun başında. Dünyam başıma yıkıldı. REİS diye film yazmışım. Fragmanları dönmeye başlamış. “Hah” dedim kardeşime. Buyur. 3. Dalgada beni de alırlar artık. Nereden bileydim o filmin başıma öyle değil de başka türlü bela olacağını. İlla ki bela olacaktı. Birilerinin şeytanlaştırdığı birilerinin de “Zeus”laştırdığı biriydi REİS en nihayetinde. Ya düşmanlarının ya da kıskanç “Hera”ların gazabına uğrayacaktım.

 

REİS’ten haber yoktu. Bütün millet televizyona kilitlenmişti. REİS neredesin. Ve Allah korumuştu onu. Elhamdülillah. Sokaklara sel gibi akan insanlardan ne güzel sözler duydum. “Ya şimdi ya da şimdi. Yarını yok bunun” diyordu bir konfeksiyon işçisi. Ne çok dert biriktirmiş canımın içi. Gece 01.30’da havaalanına vardık zor bela. İnsanlar fevç fevç akmaya başlamıştı. Tepemizde jetler sonik ses patlatırken  bir an duruyordu herkes. Bir 5 saniye sonra ilk tekbir duyuluyordu. Ve tekbirlerle akıyordu insanlar Havaalanına. Ne mübarek gündü Ya Rabbi.

 

Bedr’in aslanları yalın bayrak “Hadi öldürün hepimizi. Buradayız” diyordu. Yüzbinler değildik havaalanında on binlerdik. İşçisi, memuru, garibanı, fukarası ne kadar kuru popolu gariban varsa oradaydık. Zalime kalp dolusu haykırıyordu: “Hadi ciğeriniz yetiyorsa kurtarın bizi bu hayattan. Yüreğiniz yetiyorsa vurun.”

 

Vurdular, öldürdüler, yenildiler, elhamdülillah…

 

Bedr’in Aslanları oradaydı. Peki uzlaşmacılar neredeydi, kaybedecek çok şeyi olanlar, bizim pembe mabadlılarımız neredeydi. Her biri birbirine benzerler…

 

Şehid Erol OLÇOK’un yeri doldurulabilir mi. Doldurulamayacak. Doldurulamadığı için de 17-25 Aralık sonrası yerel seçimlerinden itibaren bütün AK PARTİ seçim kampanyaları EN BÜYÜK REİS BAŞKA BÜYÜK YOK’tan başka bir şey görmüyor ve duymuyoruz. 24 Haziran 2018 seçimlerine kadar.

Sonuç. REİS kazanıyor AK PARTİ kaybediyor. Toplanıyorlar, fındık fıstık yeyip “öz eleştiri” yapıyorlar, yeni arayışlara giriyorlar dostlar alışverişte görsün misal. Kendi kendilerine yalnızca bir soru sormaları gerekiyor oysa ki:

 

15 Temmuz gecesi neredeydim?

 

Parti teşkilatında, Havaalanında, Şehitler verdiğimiz her yerde mi yoksa…

 

Yoksa Cübbeli Ahmet Hoca’nın ehli namus kadını tarif ettiği evinde odasının odasının odasının odasının odasının en köşesinde naftalinli sandığın içinde mi?

 

Rasyonel ve seküler akıl erbabı tüccarlarımız ve siyaset ehillerimiz 16 Temmuz 2016 akşamüstü bütün cicilerini bicilerini giyerek, en fiyakalı bayraklarıyla döküldüler sokağa “nöbet”e. EN görünen yerlerde boy gösterme yarışına girdiler. Yatırım sepetlerini doldurmak için. Millet işine gücüne, ekmek kavgasına geri dönmüştü. Çalışmaktan yorgun düşmediyse çıkıyordu meydanlara. Her yer 15 Temmuz yiğitleri diye çınlıyordu. Kafamız pek de kaldırmıyordu o kadar gürültüyü. Sessiz sedasız evlerimize çekildik.

 

Bir gün Taksim Meydanında bir mezat gördüm duraksadım. Mezatçının elinde 5 TL’lik bir duvar saati. Üzerine 15 Temmuz yazmışlar. 15 Temmuz saati olmuş. Mezatçı fiyatı artsın yine laf partlatıyordu: “Onların içinde melekler vardııı. Göğe kanatlandılaaar! Gazilerimiz bize yadigar kaldıııı!”… Nasıl bir öfke doldu içime. Hangi ONLAR. Sen neredeydin dürzü. Melekler bizim içimize girerken. 15 TEMMUZ DUVAR SAATİ Mİ ULAN?

 

15 Temmuz sonrası FETÖ süratle bütün devlet kurumlarından tasfiye edilirken kurumlara 14 yılda iyice sinen FETÖ’cülük yerinde duruyor maalesef.

 

FETÖ’cülük ne? Hatırlamıyor musunuz? MİT krizinden önce nasıl ürktüğünüzü FETÖ’den, Sonrasında da aman kavga daha çok büyümesin büyürse de bana bulaşmasın hallenmelerinizi, sonasında da güç dengeleri kollama rasyonelliğinizi. Hatırlamıyorsanız hatırlatalım.

 

FETÖ’cülük hala sinmiş durumda içlere. Ağızlar sövüyor FETÖ’ye ama kalpler. FETÖ’cülük ne? FETÖ’cülük FETÖ’nün kavgasını kaybetme sebebi…

 

Güç ve iktidar zehirlenmesinin verdiği kibirle milleti hafife alma acziyeti. Ağız Allah derken kalpte GÜÇ, İKTİDAR ve PARA sevme hastalığı FETÖ’cülük. Bunlardan ırak kalmamak adına şeytanla bile anlaşma yapmaya her an hazır olma RAHATSIZLIĞI. Bugün az çok neler olup bittiğine dair fikri olan herkes biliyor ki FETÖ büyük yara aldı ülkemizde ama bitirilemedi. Onlarca ülkede hala faal ve güçlü. İntikam hırsını bileyerek fırsat kolluyor. Ve hala kalbindeki hastalıkla bundan korkanlar var. Kimler onlar?

 

15 Temmuz gecesi Cübbeli Ahmet Hoca’nın ehli namus kadını tarif ettiği evinde odasının odasının odasının odasının odasının en köşesinde naftalinli sandığın içinde saklanan canı tatlılar?

 

FETÖ kendi dinamiklerinden almadığı gücüne güç katarken kör oldu. Telaffuz ettiği bütün değerlere ihanet ede ede güç kazandı. Kahru perişan olmasının yollarını ördü.

 

FETÖ’den kurtulmak önce kalplerimizdeki hastalıktan kurtulmakla mümkün. Kurtulmazsak çoğaldıkça azalma ve kibrile birlikte korkuyu büyütme tehlikesi kapıda.

 

REİS’i yine ve yeniden yalnız bırakma tehlikesi.

 

FETÖ ve FETÖ’cülerle mücadele ederken FETÖ’cülükle mücadele edelim. İçimizdeki hastalıkla. Hiç bitmeyecek bir mücadele bu. Son nefesimize kadar.

 

Bugün yârime geri döneceğim inşallah…Çocukluğuma, ergenliğime, ilk gençliğime. Zor ama mutlu yıllarıma. Ekmek kavgama. İstanbul’uma. Kendi garip mücadeleme…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Hasan seyhan Hasan seyhan 17.09.2018 17:49

Maalesef en ufak bi şeyde milleti kışkirtmaya calişiyolar.Bunlar dini kullanarak milleti gunaha surukluyo bu fetö şerefsizi ve yandaşlari Rabbim bu oyunlara duşurmesin halkimizi yazini çok beyendim abi Allah yar ve yardimcimiz olsun

Hasan seyhan Hasan seyhan 17.09.2018 17:56

Harika bir tespit.malesef hala fetöden tam olarak temizlenmedi ulkemiz her seferinde bir pusudalar en ufak bir olayda halki kişkirtiyolar.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık