• 24 Ağustos 2018, Cuma 23:07
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Derviş, Baba, Sevgili...

Azlığının ve ziyandalığının şaşkınlığından yüz çevirerek Allah’a yüzünü dönen demek “derviş”. Kalbini dualarında O’na (Cellecelalühu) emanet eden. Dualarını da O’na emanet eden. O’ndan başkasını dilemeyen. Fakir. Allah’ın fakiri.

Hira’nın öksüz yetim ve garip çocuğu. Hepimizi aşk kanatlarıyla sararak ısıtan kalbimin aşk makamının dervişi; Muhammed Aleyhisselam.

Dileyen neler öğrenmez ki ondan? Onun bir zamanlar şu yeryüzünde nefes almış olduğunu düşünmek bile canına can, umuduna umut katmaz mı ruhuna insanın. Dünya’nın daha iyi bir yer olmasına dair değil. Bizim daha insan olma umudumuz.

İyi olmaya gelince. Bunun için çaba sarf edilmez. İyi olmak gibi bir çabadan bahsediyorsan eğer teslim olmuşsundur iblisin yoluna ve kendini kandırıyorsundur iyilik zannettiğin gösteriş budalalığınla. İçinde ne bitmez bir kötülük var ki hala iyi biri olmaya çalışıyorsun. İyi olmaya çabalanmaz. Olunur.

İnsan olma yolculuğunun başladığı yer orası. İyi olmak, samimi olmak.

Kendini iyi zanneden. İyiliğin gösterişini yapan “zamanın çocukları” bir zamanlar aşkın ilk sığınağı Allah’ın evi Kâbe’yi  “aşkın çocuklarından” çalarak  sahiplenmişlerdi. Ticaretleri üzerinden kendi düzenlerini kurmuşlardı.  Onlar Allah’ın hakkı Allah’a; kendi hakları kendilerine yaşayıp giderlerken Allah’ın fakir dervişi Hira’ya kaçıyordu. Bize kendi mağaralarımızın yolunu gösteriyordu. Tefekkür, gözyaşı , çığlık , küsme ; artık aşk ne verdiyse onunla yoğrulduğumuz sığınaklarımızın yolunu .

Muhammed Aleyhisselam . Çok şükreden Nebi…

Hira’dan kendisine ilk aşık olan insana, yuvasını kuran kadına, nasıl bir telaşla koştu, aşkın ta kendisi olmuş halde. 

“Oku” demişti ona Maşuk, “Yaradan Rabbinin adıyla”. 40 yaşındaydı. Ona ilk âşık olan insan, eşi ise 55 yaşında. Hatice. Ne kadar az şey biliyoruz 24 yıl süren aşk hikayelerine dair. Nasıl bir sır.

Hatice 40 yaşında, iki kere evlenmiş ve beş çocuğu olan tüccar bir kadındı 25 yaşındaki Muhammedül Emin’e aşık olduğunda. Ne kadar az anıyoruz o aşkı. 11 yıl Mekke’de yaşatılan onca kahır, onca itilip kakılma, eziyet, işkence. Birlikteydiler, kalp kalbe, omuz omuza. Hatice gitti, bir yıl yas tuttu Nebi.  Mekke dar geldi ona her şeyin üzerine belki de. Verilen onca eziyetin üstüne Hatice’nin anılarıyla dolu bir şehir.

Nerede öyle kadın mı diyeceksin? Hadi seni geçtim, 25 yaşında evladın, 40 yaşında iki kere evlenmiş beş çocuklu kadına aşık olsa ve evlenmek istese ne diyeceksin? Ya o kadın. Mahalle aralarında dedikodu malzemesi olmayacak mı? Onları birlikte görenler istihza ile tebessüm etmez mi? Mekke’nin böyle kötü adetleri yoktu. Daha basit, yalın , sadeydi hayata dair olanlar. Aşk kadar kin ve nefret de öyle. Şeref ve haysiyet denilen öyle önemliydi ki kimse ne dostluğunu ne de düşmanlığını gizlemezdi. Kabile hayatı akrabalar arasındaydılar. Müşrik Mekke’de hiç kimse aşklarını kınamadı. Bırakın “Ama o peygamberdi” mavallarını. 25 yaşında kim O’nun peygamber olduğunu veya olacağını biliyordu. İnsana insan lazım. Aşığa maşuk ; maşuğa aşık lazım vesselam…

O müşrikler kinlerinden Resulullah’a ebter bile dediler. İki oğlu vefat etmişti Hatice’den olma. Üstüne bir de ebter diyorlardı. Kim bilir ne çok üzüldü de Allah ona Kevser’i verdi. Tek yaptığı Nebice nefes almak , Allah’ın sözlerini okumaktı. Kendi halinde , karısına ve dört kızına iş bırakmadan kendi söküğünü diken , elbisesini yamayan bir fakirdi. Allah onu erkek evlatlarının kaybı ile imtihan ediyordu ve etmeye de devam edecekti. Kız çocukları büyüyecek ama erkek evlatları buluğa ermeden vefat edecekti. Medine’de dünyaya gelen İbrahim’in küçücük bedeni kollarında ağlayacaktı. Ölenin arkasından diz dövmeyi yasaklamıştı. “Merhametten ağlıyorum. Merhameti olmayana merhamet edilmez” dedi.

“Merhameti olmayana merhamet edilmez.”

Kız çocuklarına evi oyun bahçesine çeviren “Baba” omzunda taşıyordu onları. Büyüdüğünde namusunu koruyamama endişesiyle diri diri toprağa gömmek olağan karşılanıyordu O’ndan önce. Hatta dindarlık , namus , şeref , haysiyet sayılıyordu. Ömer iki kızını vermemiş miydi diri diri toprağa. Neden diri diri? Öldürmek günahtı çünkü. Başkası öldürse kan davası sebebiydi. Kendisi öldürse günah. Dirisini koyuyordun o yüzden toprağa ve üzerini örtüyordun utancın. O omzunda taşıdı , öptü , kokladı , başını , sırtını okşadı…

Sevdi…

Baba…

O Allah’ın karşısında fakirliğini en hakkıyla bilen derviş; merhamet ve sevgiyle nesline bereket katan baba ; aşığı Hatice’ye aşkının hakkını veren sevgili…

Derviş, baba, sevgili!

Allah’ın bir garip fakiriydi. Gücü gösterdiği yolun aşıklarından geliyordu.  Ali , Ebubekir , Osman , Ömer , Ebu Zerr , Musab , Hamza… Dert yolcuları.

Ömer O’nu öldürmek için hışımla Erkam’ın evine girdiğinde öfkesini , hışmını tuz buz eden neydi , aynı Ömer Hudeybiye anlaşmasını sinderememişti yıllar sonra ve Nebi’yi kollarıyla yakalayarak acı içerisinde “nasıl böyle bir anlaşma yaparız. Sen Resulullah değil misin” demişti. Hac yolunu kesenleri tek başına parçalamaya hazırdı. Aynı Ömer evinde yüksek sesle söylenen karısından arkasına bakmadan kaçan adam. Emir olmuş Ömer karısının hışmından kaçarak uzaklaşıyor. O da derviş, baba ve sevgili olmuş…

Derviş, baba ve sevgili…

12 yıllık eziyetten sonra yurtlarından kovulmuş halde savaşmak için Bedir’de meydana ilk çıktıklarında 74 muhacirdiler. 12 yılda 74 kişi. İsim isim saydığında ne çoktular Ya Rabbi. Medineli Ensar’la birlikte 313 kişi.. Biz bugün milyon milyon ne kadar azız Ya Rabbi. Bedir’de babalarıyla, oğullarıyla , kardeşleriyle , amca , dayı , yeğenleriyle karşı karşıyaydılar. Yeryüzü öyle bir savaş, öyle bir kavga  görmedi görmeyecek.  Resulullah’ın sağlığında verilen her kavga saldırılar karşısında verilen varlık yokluk kavgasıydı. Ve bu kavgada hiçbir Allah aşığı ölmüyordu. Musab ölür mü hiç. Onu bilmeyen kalp diri midir? Resulullah ölür mü hiç? Onu varını yoğunu feda edecek kadar sevmeyen ölüdür… Kim ölü kim diri. Et ölür de aşkın çocukları ölür mü hiç. Biz öldükten sonra dirileceğimize inananlar değil miyiz? Aşka dirileceğimize. Allah’a kavuşacağımıza.

Onlar derviş baba ve sevgili olmayı öğrendiler Nebi Aleyhisselamdan.  Öyle oldular. Gerisi dünyanın gamına, derdine, kasvetine yanıp ağlamaktı. Ne kılıçlarından ateşler saçtılar, ne de mızraklarıyla onlarca kişiyi devirdiler. Onları gören anlamsızlığın ve boşluğun karanlığını görüyordu kendi içlerinde. Onların yüzüne bakan Allah’ı hatırlıyordu. Onlar Hira’nın evlatları müminlerdi.

Biz de Hira’nın evlatları, aşkın çocukları müminler değil miyiz? Bize ne oluyor ki dünyanın telaşına kapıldık. En yakınlarımızın gözlerinin içine aşkla, sevgiyle, merhametle bakmayı unuttuk. Derviş , baba ve sevgili olamadıktan sonra ne olsak dolacak yüreğimizde büyüyen boşluk.

Dava mı , neyin davası ?

Siyaset mi ? Hangi siyaset ?

İş mi , Kariyer mi ? Vah vah…

Allah’ım kalplerimizi o aşkın ateşiyle ısıt , o Nebi’nin karşısına çıktığımızda gönül ceplerimizi dolu kıl. Sevenlerimizin gülümsemeleri , sevgisi ve ardımızdan döktükleri gözyaşlarıyla doldur ceplerimizi. Avucumuzu aşktan ve merhametten boş bırakma sevgilinin huzurunda.

O’nun Aleyhisselam iltifatına layık derviş ,baba ve sevgililer olalım…

Bize başka meslek lazım değil…

Amin.                      


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Jivago Jivago 16.11.2018 15:22

Aklına emeğine sağlık,ne güzel bir yazıydı... Başta diş ağrım ve zonklayip duran yaşam ağrısı sanki şifalandi...

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık