• 29 Ağustos 2021, Pazar 12:18
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Covidalizm 2023

COVİDALİZM 2023

Artık sıkça yazmıyorum. Yazamıyorum. Yazma meselesini kendi tarihime not düşmek açısından faydalı buluyorum. Şu yıl, şu ay, şu gün, şu saat neredeymiş zihin haritam.

Hakikati arama yolculuğu falan değil. 2003 yılında sıyrıldım o bok deryasından. Kendi aklımla, fikrimle, emeğimle falan da değil. İki hazret boklu moklu demedi rüyamda çekti çıkardı beni o felaketten. Hakikati gördüm, kokladım, hissettim, hatta birkaç kere dokundum diyebilirim.

Aklımın, fikrimin ve emeğimin beni getirip attığı son durak ile hakikatin getirdiği son durak hemen hemen aynıydı.

İlki tabancayı şakağıma dayayarak beynimi duvara saçarak Nirvana’ya ulaşmamı salık verdi ki felsefenin geldiği son noktadır.

İkincisi ise kabullen ve devam et dedi…

Nereye, nasıl sorma. Yalnızca yürü dedi…

Yazılarıma başka bir isimle devam etmeyi düşündüm son zamanlarda. Burada yazmaya başladığım kişiyle aynı kişi değilim artık. İnsanların gündelik hayatlarında umursuyormuş gibi göründükleri birçok şeyi detaylarda umursuyorum.

Orman yangınları ve sel felaketleri sonrası daha büyük felaketlerle karşılaşacağımızı biliyorum.

Yangınlar sırasında milyonlarca can yandı gitti. Biz üç beş kişinin ismini saydık ama gerçekten içimiz yanmadı. Hayatlarımız devam etti.

Bugün en düşük gelirle hayatını idame ettiren bir işçi Kanuni Sultan Süleyman’dan daha lüks bir hayat yaşıyor.

Modern Zamanların etimizin rahatına tapınan putperest köleleri olduk.

Oysa yangında milyonlarca can yandı gitti. Ağaçlar, irili ufaklı hayvanlar.

Biz Müslüman değil miyiz ki buna doğanın işi diyeceğiz, Doğanın olağan akışında böyle şeyler olur efendim diyerek kalp soğutacağız.

Kömürleşmiş bir geyik ve kaplumbağa resmi gördüm haber merkezlerinden servis edilen pornografinin arasında.

Pornografiyi iki harfli veya üç harfli rezilliklerden ibaret zannedenler öğlen kuşağındaki kadın programlarına kör bakar. Aman efendim “hayatta oluyor böyle şeyler” diyerek özel hayatlarını stüdyolarda saçıp saçıştıran yaratıkları izlerler ve “İBRET ALIRLAR!”.

Aslında ibret falan da almıyorlar. Kendi hayatlarında olmadığı için şükrediyorlar falan. Bu mu Müslümanlık.

Bu köşede yazmaya “Davullu Deli” yazısıyla başladım ve artık o deli değilim. Eğer deli olduğumu iddia ediyorsam yeterince delirmemişim demektir. Oysaki ne çok özeniyordum görüldüğü yerde yol değiştirilen ve acınarak bakılırken “kafayı sıyırmış yazık” diye hayıflanılan DELİLER’e.

Aklı başında aç gözlülükler çılgınlığına dadanmış ömrünü hazlarının peşinde harcayan AKILLILAR “deliler”’e acıyarak bakıyor ve öyle olmadığı için şükrediyor…

Trajik mi komik mi siz karar verin…

Bir sonraki yazımda ismimi değiştirmek istediğimi Murat BAŞARAN abime de duyuruyorum:

Ebu Hafife Murad-ı Edirnevi Efendi…

Bu mahlas uygun görüyorum kendime…

Dileyen deli der dileyen hazret. Orası benim meselem değil.

Okuyucu için yazmayacağım artık. Dileyen okur dileyen okumaz. Okuyan da anlarsa anlar anlamazsa anlamaz (Bu tavrım en başından beri vardı).

Sürülerini emrine almış iktidar sahipleri birbirlerine “iç savaşa hazır” bir şekilde diş bilerken ben yazmaya devam edeceğim. İkinci yazımda 3 sene önce iç savaş ortamı hazırlandığını yazdım: “İç Savaşa Hazır mısın ey muhalif” yazımda…

Baba ocağı anne kucağında “iş yazarken” ilk aşımı oldum. Çin aşısı dedikleri Sinovac aşısı.

Nitekim “COVİD” deliliğinin bu aşamasında aşı olmayana nefes alma hakkı tanımayacaklarını gördüm. İlginçtir bir şey imzalatmadılar. İkinci aşıyı olurken imzalatırlarsa imzalarken bir video çekeceğim imzayı atarken ve kendime saklayacağım.

Cemaatler tarikatler çoktan sıraya girdiler aşı için. Ben fetvamı Prof Dr. Serdar FINDIK ve Op. Dr. Bilgehan BİLGE’den takip ediyordum. En son Bilgehan BİLGE eski teknoloji aşı olduğu için “başka çareniz kalmazsa Sinovac olun” dedi…

Kapanma sürecinde akvaryum balığı gibi hissettiğim için rüzgâra karşı işememek adına gittim sinovac aşımı oldum.

Bilimse bilim, tıpsa tıp…

Aşı faşizmine yenildim…

AŞI OL! Diye deliren BİLİM İNSANLARI! nın bu COVİD virüsünün ÇİN’in WUHAN ENSTİTÜSÜ’nde ne bokuma icad edildiğini (aşının lobaratuar imalatı olduğu kanıtlandı) sormadığını anlayan var mı?

Laboratuar’da imal edilmiş bir virüs sebebiyle bütün dünya maske taktı, sarılmayı öpüşmeyi el sıkışmayı bıraktı, aşı delisi oldu…

Ama “aşının icadını” alkışlayan hiç kimse “virüsün icadını” konuşmuyor!

Bilim dininin “yobaz” müridleriyiz artık. Ağızlara zikir de verildi günde bilmem kaç defa “maske-mesafe-hijyen” zikrini tekrar idüp hafızana kazıyacaksın, bir an önce aşını olacaksın. Bilim dininin mümini olmanın en birinci farzı ve sevabı da “maske-mesafe-hijyen” zikrine ve mübarek aşına şüpheye bakan olursa “Emr-i bil maruf nehyi anil münker(iyiliği emredip kötülükten sakındırmak) eylemektir. Zinhar Bilim Dinimize karşı direnür ise onu “BİLİM ZINDIĞI” ilan idüp her nevi medya ve sosyal medyada “taşa tutmak” ve dahi “RECM” etmek caizdür.  

Kapanmaya gidildi. Esnaf “perişan oldu!”. Kimsenin gıkı çıkmadı.

Çok sevdiğim yakınımın tespiti güzeldi: “Aga ne çok para varmış milletin kenarda köşede biriktirdiği”. Onca kapanma, ciro kaybı, maddi sıkıntı.

Kimsede çıt yok. Aklıma bir fıkra geliyor ama fazla sinkaflı ayıp. Anlatmayacağım.

Esnaf zarar ederken zincir marketlerin ciroları coştu.

İnternet alışverişi siteleri tarihi rakamlarla el değiştirdi.

Kapitalizmden Covidalizm’e geçtik…

Nasıl bir ölüm korkusuymuş Ya Rabbi…

Türkiye Cumuriyeti’nin en büyük ithal kalemi Petrol değil Sağlık harcamaları…

Emperyalist Batı bizi hayatta tutarak paralarımızı cebe indirmek için yarışıyor.

Kurban bayramı sırasında kavurmayı fazla kaçırdığım için pankreas iltihabı ağrılarıyla imtihan oldum. İkinci sancılanmamda acilde aldım soluğu ve doktorun ilk sorduğu soru:

“Alkol kullanıyor musun?”

Alkol uzaktı ama şeker bağımlısıydım ve kurban etlerinin yağı pankreasımı zorlamıştı. Vurdu ağrı kesiciyi yazdı ilaçları gönderdi. İlaçların prospektüsüne çocukluğumdan beri merakım vardır.

Pankreas ilaçlarından biri bir silah gibi şakağıma dayandı ve mermiyi saldı:

“Bu üründeki pankreas enzimleri domuz pankreasından üretilmiştir.”

2012’ye kadar ekmeğimizin içine domuz kılından üretilen sistaini dayadılar da ruhumuz mu duydu.

Gramajı daha düşük olan ekmek daha bir kabarık daha bir pofuduk göründü mü göründü.

Tamaaaaaam!

5 saat yerine yarım saatte kabardı mı ekmek kabardı.

Tamaaaaaaam!

2012’ye kadar biz bu domuz kılı katkılı ürünleri ekmek diye evlerimizde ailece yedik mi yedik.

Tamaaaaaaam!

2012’den sonra ne mi oldu. Domuz kılı üretimi sistain yasaklandı ÇİN’den ithal esmer insan saçından üretilen sistain var artık ekmeklerimizde…

Afiyet olsun…

Dünya’daki sigara karşıtlığı artarken sigara firmalarından zengin olanlar sektör değiştirdi. Anti Aging (ot kökle genç kalma, ömür uzatma) zengini oldular, ilaç ve tıp sektöründe dolarlarına dolar kattılar ve katıyorlar…

Biz ise Allah’ın Kuran’da tarif ettiği “yolunu yönünü şaşırmış sığırlar” gibiyiz…

Bu arada Covidalizm yıllarında trilyon dolarlar el değiştiriyor.

ABD’de COVİD önlemleri kapsamında 3 trilyon dolar bastı FED…

Covidalizm zengini Amazon internet sitesinin sahibi Jack BEZOS “Dünyanın En Zengin Adamı”ymış…

Peki bir yılda 3 Trilyon Dolar basarak ABD’ye borç veren FED’in sahipleri arasında Bezos’un adı var mı?

Yok!

3 Trilyon Dolar nasıl bir para hayal edemezsiniz zorlamayın kendinizi.

ABD 3 Trilyon dolar basarken Türkiye Cumhuriyeti’nde doların fiyatında zerre oynama oldu mu?

Yok!

Bizim bu sırada tek derdimiz aşı sırasına girmek.

Turizm sezonu açıldığında bütün dünyada alay konusu olduk reklam filmimizle:

“Aşılıyım keyfine bak” maskeleriyle…

Siyasi kutuplaşma ve körleşme öyle bir hal almış ki tiksintimi bile uyandırmıyor artık…

Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olmak çok kolay…

Aşı olmam diyorsanız, hükümeti desteklemiyorsanız, muhalefeti desteklemiyorsanız, dindarsanız, dinsizseniz, İstanbul Sözleşmesine karşıysanız, İstanbul sözleşmesine taraftarsanız, Suriyeliler gitsin diyorsanız, Suriyeliler kalsın diyorsanız …..

Gaflet dalalet ve hatta hıyanet içindesiniz…

Vatan haini olmak çok kolay…

Önümüzdeki süreçte dindarı, dinsizi, hükümetçisi ve muhalifi “aşı olmam” diyenlere karşı birleşecek ve ne kadar güçlü olduklarını ispat edecekler.

Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olan “aşı olmamcı”lara hadlerini ve de hudlerini bildirecekler. Haklı olmanın gururuyla kendilerini ve birbirlerini sosyal ve asosyal medyalardan tebrik edecekler “aşı olmamcıları” ibret-i alme meydanlarında “RECM” ettikten veleşlerini orta yere serdikten hemen sonra.

İlk doz sinovac aşımı oldum…

Eylül’ün ikinci haftası “Allah ömür verirse” ikinci dozumu da olacağım.

Bana bulaşmayın da ne halt yerseniz yeyin kaşık kaşık…

Bu Dünya I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nı gördü. Ardından 68 özgürlük hareketini, ardından 79-81 arası rejim değişiklikleri ve kitlesel başkaldırıları, ardından 90’lardaki özgürleşme modası ve yakın zamanda Arap baharı denen Arap kışını…

Barack Obama ABD’ye başkan olduğunda göbek adı “Hüseyin” diye kurban kesen dangalak “vatan evladı”na ne anlatılabilir.

Ne anlatıyorsam kendime anlatıyorum…

Öyle “dinle deli gönül” aşkım ve şevkim de yok.

Kapitalizm’in Postmodernite ile vahşileştiği ve insanlığı “kölelikten” “meta-mal”lığa evriltildiği zamana tanık oluyorum.

Halimi Allah’a şikayet ediyorum.

Bütün bir Dünya’nın “Maske- mesafe- hijyen” sloganıyla “pavlovun köpeklerine dönüp dönmediği sınandı.

Açık havada maske takma manyaklığına teslim olduk hatta arabada yalnızken çift kat maske takan deliler her yanı sardı.

Kapanma işkencesi aylarında sırf o maskeyi takmamak için evimden hatta odamdan dışarı çıkmadım. Akıma Mümtaz Soysal’ın 27 Mayıs Muhtırası sırasında hapse atıldığında hücrede “özgürlüğünün elinden alınmasına” karşı bulduğu çözüm geldi.

Hapishane hücresinde yerdeki bir taşla hücreden daha küçük bir dikdörtgen sınır çiziyor Mümtaz Soysal Hoca ve kendine diyor ki: “Mümtaz işte bu kendi çizdiğin sınırdan öte tarafa geçmeyeceksin.”

Hareket alanını daraltırken ruhuna sonsuz özgürlük alanını açıyor.

İşte benim o sonsuz özgürlüğümün tanımı tek kelimeyle:

ALLAH’tır…

Allah ise her canlıya ölüm diye bir son belirlemiş. Hayatın da Fatiha suresinde “din günü” olarak tanımladığı Kıyamet’e bir hazırlık olduğunu belirtmiş.

Ben de sıkıldım artık “davullu deli” yazımdan beri adımı deliye mabadımı çalıya verip sallayıp savurmaktan “savrulmamak” adına.

Kapitalizm’in Covidalizm’e evrildiği ve Küresel Sermaye Sahiplerinin milyarlarca insanı “kölelikten meta-mal”a dönüştürdüğü zamana tanık olurken sıkıldım delilikten de…

Her yazımı şöyle bitireceğim bundan böyle:

Böyle buyurdu Ebu Hafife Murad-ı Edirnevi Efendi…

Neden “Ebu Hafife”?

Kasmayın kendinizi, rahat olun, önemsemeyin, “hafife alın” diye…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Önder Yalın Önder Yalın 06.09.2021 11:55

Âlemsiniz diyeceğim fekat diyemiyorum Murad Bey mâlûm-u aks-i lafz-ı âlemden mütevellid. "sal gitsin" diyorsunuz, e saldık gitti artıkın, :)

Önder Yalın Önder Yalın 16.09.2021 14:42

Hafife almaya almayacağız da Murad Bey; yorumların sizin bu sitede yayınlanması kıyametten az önce gerçekleştiğinden yazmaya üşeniyoruz. Hani gözden geçirecek ne var o kadar da anlayamadım ki, altı üstü üç satır beyanda bulunuyoruz, Sokrates´in savunması değil be yau:)

osman kibar osman kibar 19.09.2021 23:31

hmm şöyle de dense: Ebu Hafife Murad-ı Edirnevi Efendi.ye bi gün bi talebesi sordu "kendimi pek hafif hissediyorum acaba sebebi n'ola" ol şeyh şöyle dedi "ey oğul elbette hafif hissedersin zira hafifiyye.de seyr û sülûk etmektesin inşallah afîf de olasın welîkin sakın ola afife jale ile karıştırmayasun dahi kırıştırmayasun". ol şakird edilen nükteyi ancak dört dakka sonra idrak edebildi we "hmm gene de hafif atlattık" diye düşündü zira şeyh daha üç ay önce karpûz yerine ananas tarlâsunda karqâ yerinde de saksagan kowalamak câiz midür deyu sual eyleyen bir şakirde yüz turşulayup bakış sirkeleyüp selanüq örgü kazak giyme ile teczüye etmiş idi kim meşayih arasında pek yadurganmuş idi.

osman kibar osman kibar 19.09.2021 23:39

Murat Özdil der: Böyle buyurdu Ebu Hafife Murad-ı Edirnevi Efendi… Neden “Ebu Hafife”? Kasmayın kendinizi, rahat olun, önemsemeyin, “hafife alın” diye… “Murat Özdil beğ yazısına katkı” Meşhur menakıbdandır: Ebu Hafife Murad-ı Edirnevi Efendi.ye bi gün bi talebesi sordu "kendimi pek hafif hissediyorum acaba sebebi n'ola" ol şeyh şöylece yanut wirdü: "ey oğul elbette hafif hissedersin zira hafifiyye.de seyr û sülûk itmektesin inşallah afîf de olasın welîkin sakın ola afife jale ile karıştırmayasun dahi kırıştırmayasun". ol şakird edilen nükteyi ancak dört dakka sonra idrak edebildi we "hmm gene de hafif atlattık" diye düşündü zira şeyh daha üç ay önce karpûz yerine ananas tarlâsu, karqâ yerine de saksagan koyarak ol tayr cinsün kowalamak câiz midür deyu sual eyleyen bir şakirde yüz turşulayup bakış sirkeleyüp fesübhanallah çekmüş we bütün yaz boyu selanüq örgü kazak giyme ile teczüye etmiş idi kim meşayih arasında pek yadurganmuş idi.

Ebu Hafife Muradı Edirnevi Efendi Ebu Hafife Muradı Edirnevi Efendi 30.09.2021 20:19

Osman Kibar hocam gönül inceliğiyle beni mest etti. Önder Yalın sizin yazımı okumuş ve üzerine zihin yormuş olanız bile teveccüh. Allah razı olsun...

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık