• 22 Ocak 2021, Cuma 15:59
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Biz kimiz davamız ne?

BİZ KİMİZ DAVAMIZ NE

Ahhh davam, derdim, inadım, açlığım, suyum, aşım, gülüm, dikenim, aşkım, ölmeden önce ölüm arzum, bir yanıp bir küllenen devam.

Derdim davam devam davam…

Nedir ulan bu dava dava dediğin…

Kızımın gülücüğünde hayretin beni yakaladığı cennet, gözyaşında içime düşen kavurucu ateş.

Bir damla sudur sabinin gözünden düşen ki cehennemleri alevlendirir içimde. Denizler okyanuslar söndüremez.

Evladının nur taşan kalbinden gözlerine yürüyen gözyaşlarının önünde diz çöker ve eğersin boynunu işte şeyh işte mürid…

Ellerin ayakların tutmaz, titreyerek dokunursun bir damla suya ve kül olursun.

O an din de odur iman da o, cennet de odur cehennem de o, sırat da odur araf da o, bilinecek öğrenilecek ne varsa odur, nefes de odur ölüm de o…

Ve sorarsın “ne oldu yavrum, neden ağlıyorsun?”

Nefesini tutmuşsun alemin bilgisi akacak sanki çocuk dudaklarından.

Gözlerinden kalbi her damladığında hala içine içine cehennemi göktaşları düşüyor.

Aralanıyor dudaklar “yok bir şey.”

İşte cehennem böyle bir şey olmalı…

Cehalet böyle bir şey…

Cehaletin cehenneminde kavruluyorsun.

Bilsen şu lanetli dünyayı avucunun içiyle kavrayarak ters çevireceksin içinde bir çocuğun ağlamasına sebep olacak kim varsa dökülsün gitsin Rabbin sonsuz cehennemine o an.

Sen de olsan fark etmez.

Kaç gün kaç gece duvarlara vurdun kendini boş odalarda. Kader seni evladından cennetinden sürgün etti günlerce, bazen aylarca…

Kızım, hayat öğretmenim, şeyhim, cennetim ve cehennemim…

Sonra emir gibi geliyor bir minik kalbin incinmesinin sebebi: “Dersten geri kaldım. Arkadaşlarımın velileri bir kitap almışlar topluca İstanbul’da. Benim kitabım yoktu. Ben de İstanbul’da olsaydım alırdım. O yüzden.”

İşte dünyanın en büyük sorunu.

Çözdük elhamdülillah.

Dindirdik cehennemi yağmuru bir süreliğine.

Ve rahat nefesler almayı hak ettim gülümün gülümseyen cennetinde.

Ve sordum kendime.

İman nedir.

Aşk nedir.

Şu hayatın anlamı amacı nedir.

Ben Allah’ın biz insanları sevdiğinden daha çok mu seviyorum kızımı.

Eşimin beni sevdiğinden daha çok sevmeyi bile başaramazken gülümü.

Ben kızımı ne kadar sevebiliyorsam ondandır.

O ne öğrettiyse az zamanda o kadardır.

Aşk öğretmenim eşim.

Elhamdülillah.

Odama kapanmış deliriyorum. Dünya’nın kalplerimize ektiği bütün hayal kırıklıkları bende toplansın istiyorum. Vallahi de böyle yaşarım. Yeter ki onlar bana aşk ve muhabbetle bakmaya devam etsinler.

Binlerce kere yenilmeye, itilip kakılmaya, düşüp ayağa kalkamadan sürünmeye razıyım. Yeter ki aşkım ve cennetimi ayrı ayrı koklamak bir kere daha nasib olsun.

Bir süredir yazmıyorum anlamlı anlamsız değerli değersiz yazacak o kadar şey varken.

İsmail GÜNEŞ hocamı hayal kırıklığına uğrattım. İki satır hikaye karalamaya gitmedi elim.

Bu arada “İslam Tarihi” denen “insanlığımızın trajedisi” adına yüzlerce metin okudum, videolar…

Hz. Osman’ın öldürülmesine yol açan olaylar…

Abdullah Bin Mesud’un, Ammar bin Yasir’in dövülmesi, Ebu Zerr’in sürgünü…

Abdullah Bin Mesud; Kur’anı en iyi bilen dört sahabeden biri, Resulullah aleyhisselam’ın ayakkabılarını giydiren, misvağını ve yastıklarını taşıyan dostu.

Ammar bin Yasir; annesi babası gözlerinin önünde müşriklerce öldürülen sahipsizlik kurbanı aslan. Acılarla imanını yoğurmuş Resulullah dostu. Yıllar sonra Medine’de dövülerek bir kenara atıldığında yine Mahzumoğullarından bir kadının evine taşınıyor. Mahzumoğullarının kölesiydi bir zamanlar. Mahzumoğullarından Halid bin Velid’in kardeşi mescidde dövenleri KISASLA tehdid ediyor “Eğer Ammar bin Yasir ölürse.”

Dövenler suskun, dövenler korkak, gelen tek bir adam değil. Her bir Ümeyyeoğluna karşı dökülecek Mahzumoğlu kanı var.

Ah sürgünde dimdik vefat eden Ebu Zerr. Kahrolacaklar bugün adını gevşek sosyalist söylemlerine meze yapan oportünist (faydacı) ağızlar.

Taşlaşmış kalplerini sökeceksin Allah’ın huzurunda.

Ve…

Ah Osman…

Birkaç yılda biriken öfke sel oldu aldı götürdü seni.

82 yaşında yerlerde sürüklediler, kan revan ettiler, üç gün defnettirmediler, kendine ait bir bahçede buluştun toprakla…

Ah Osman…

Sakalından tutan Muhammed bin Ebubekir de Allah’ın sevdiği kullardanmış. Onu da hasımları yakaladı. Derler ki cesedini bile yaktılar.

Ölümüne sebep olanlardan damadın Mervan neler yapmadı ardından. Talha’ya pusu kurdu, Medine’yi ateşe verdi yetmedi…

Dünyanın efendisi olmak diledi. Yezid oğlu Muaviye’yi zehirletti de…

EFENDİSİ OLDU LANETLİ DÜNYANIN…

9 ay…

Günahtan başını kaldıramadı BÜTÜN DÜNYA’YA HÜKMETMEK İÇİN.

Kerbela, Harra, Mekke kuşatması derken…

O da gitti. 2 yıl bela olabildi insanların başına.

Medine’yi yakan “Harre katili” komutanı Mekke yolunda hastalandı öldü…

Haccac Yusuf vardı. Enes bin Malik’in boynunu damgalayan.

Cesedini bir nehir yatağına gömdüler ve saldılar nehri üstünden aksın diyerek. Düşmanı çoktu.

Ümeyyeoğulları iktidarını yıkanların öfkesi mezarlara kadar girdi, ne varsa yaktı ve yıktı onlara dair.

Tarihi bile yeniden yazdı.

Medeniyet öyle gerektiriyordu.

İktidar öyle gerektiriyordu.

Asabiye diyorlar, kabilecilik diyorlar. O zamanda varmış da bu zamanda yokmuş.

Kölecilik diyorlar o zamanda varmış da bu zamanda yokmuş.

İlim ararken Allah’ını kaybetmişler diyorlar. Dinlerinden, kitaplarından, Allahlarından utananlar.

Post- modern zamanın en vahşi kölelik düzenini kurmuş MEDENİ BATI’nın karşısında boyunlarını büküyorlar.

Üç kuruş işçi maaşıyla kirasını denkleştirmeye, aç çocuğunun karnını doyurmaya ve yoksunluğundan gözüne bir vesile yaş uğrayan evladına deva olamayan işçiye anlat bunları ALLAHSIZ İLAHİYAT ALİMİ…

De ki sen özgürsün. MODERN MEDENİ DÜNYA seni özgür ilan ediyor. Ne istersen yapabilir, ne istersen giyebilir, ne istersen yiyebilirsin.

MODERN BATI DÜNYAYI cennete çevirdi de.

“Asabiyet, kabilecilik mi kaldı bu zamanda” de.

Türkiye’nin en zengin 100 kişisi listesinde aynı aileye mensup olanlara bak ALLAHSIZCA söyle yalanını sonra.

Hatta de ki; milyar dolarlık bilmem kimin oğluyla EŞİTSİN bu MODERN ZAMANDA de.

Eğitimde eşitler, kanun önünde eşitler, ekmek davasında eşitler de…

Onu da deme ADALET VAR de…

Kabilecilik kölecilik kaktı de. Yalan söyle.

Yalan söyle ki DAHA İYİ BESLESİNLER SEMİRTSİNLER SENİ şeytanın azılı köpekleri.

Modern Batı Değerleriyle Barışık sinek kaydı traşlı KUDUZ İLAHİYATÇILARIM benim.

Gençler İslam’dan, imandan uzaklaşıyormuş ve suçlusu yine BİZmişiz.

Zamana uymuyormuş halimiz.

Kadınını uygunsuz halde gören darp etmemeliymiş. Havlu sallamalıymış terlemesinler deyu. Darabe fiili dövmek değilmiş.  Ah gavat ilahiyatçım benim.

Ama MODERN BATI EGEMENLİĞİNDEKİ dünyada yaşıyoruz.

Ben döveyim sen havlu salla. Benim dinim bana senin dinin sana.

Biri de diyor ki “Kur’an kelime kelime Resulullah’a inmedi. İlahi olarak ineni Resulullah kelimelere döktü. Haşimoğlu Ümeyyeoğlu kavgasından bana ne. Benim tarikatim Spinoza Tarikati. Ben bir nevi vahdet-i vücudçuyum.”

Babası çok dövmüş bunları söyleyen İlahiyatçı Profesör Mustafa Öztürk’ü. Kafasına kafasına çok sert dövmüş. Allah’la olan kavgası bu yüzden. Bitirememiş kavgasını teslim olamamış.

Tefsir yazıyor…

Bir yazıma Spinoza’nın sözüyle başlamıştım:

Havaya atılan bir taş (Mustafa Öztürkün kafası)  düşünebilseydi, kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı.”

Muhiddin ibni Arabi’yi referans ediyor “Vahdet-i Vücud”dan bahsederken ama Spinoza’yı dilinden düşürmüyor. Onu da anlamamış. Anlayamamış.

Maalesef babası çok dövmüş çok vurmuş kafasına kafasına…

Bak Mustafa biz Müslümanız. İddiamız ve temennimiz bu.

İslam’dan anladığımız: “Allah’a tam teslim olmuş, ahlak ve erdemli bir hayatla ömrü sonlandırma çabası.”

Senin bana ne dediğin Ümmeyyeoğlu – Haşimoğlu kavgası bizim yol haritamızın bir parçası.

Biziz.

Kerbela günü Hz. Hüseyin şehid olduğu an. Tam o an:

“Yezid de biziz, Ubeydullah bin Ziyad da biziz, Ömer bin Sad da biziz, Hüseyin’i satan Kufeli şerefsizler de biziz, Kufe ordusundan ayrılan ve şehadet için Hüseyin’e sırt veren Hür de biziz, Hüseyin’in silah arkadaşı silah arkadaşları da biziz, evlad-ı resul de biziz, Hüseyin de biziz. Çadırda hasta yatan Zeynelabidin de biziz, Yezid’in karşısında mağrur Zeynep de”

Biz insanız.

Biz öyle acayip bir yaratığız ki bizim yaratılma fikrimiz meleklerin dehşete kapılarak sormasına sebep oldu:

-Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.-

                                                           Bakara Suresi 30. Ayet

Dünya iyice dar gelmişken “Taptıklarınız ayağımın altındadır.” diyen Muhyiddin Arabi de biziz, şer’an katline ferman veren de, katleden cellat da, kabrini kaç yüzyıl sonra bulan Yavuz Selim de biziz.

Youtube’da para kazanmak için “Muhyiddin Arabi’nin 2021 Kehanetleri” diye video yapan, televizyon programında ağzının suyunu toplayamayan  muhteris arsız da biziz.

Muhyiddin Arabi’nin “Saatlerin Hazinesi” adındaki kitapta Hicri ayın başladığı gün haftanın hangi gününe denk geliyorsa ona göre aktardığı tecrübeler bütününü

“MUHYİDDİN ARABİ KORONAYI BİLDİ. 2021 KEHANETLERİ AZ SONRA”

Başlığı atan gözü dönmüş de biziz…

Corona virüsünü MODERN MEDENİ ZAMANIMIZDA laboratuvarda üreten de biziz, aşı üretip milyar dolarlar vuran da, bu hastalıktan nefesi kesilerek acılar içinde ölen de biziz.

Ve çocuğunun bir damla gözyaşını Hüseyin’in toprağa değen kanı bilen de biziz.

“Bir kez gönül yıktınısa

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

 

Bir gönülü yaptınısa

Er eteğin tuttunusa

Bir kez hayır ettinise

Binde bir ise az değil”

 

Diyen Yunus Emre de biziz…

 

Biz Allah Kur’an’da ne dediyse oyuz.

Hem Eşref-i mahlukatız hem de Esfeli safiliniz.

 

Biz insanlığın Allah’a tam teslim olmakta olduğunu duymuş mümin oma davası üzerimize sırtına yüklenmiş insanlık hamallarıyız.

 

Allah (cc) ruhlarımızı yarattıktan sonra “Elestü birabbiküm (sizin Rabbiniz değil miyim?” dediğinde “Kalu bela” (evet Rabbimizsin) diyenleriz.

 

Ve Resulullah’a Kur’anda “İkra (duyur)” diye seslendiği emrin muhatabı Müslümanlarız.

 

Son durağı Allah’ın huzuru olanlarız…

 

Kimliğimiz de davamız da budur…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık