• 15 Nisan 2019, Pazartesi 18:39
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Beka meselemiz!

BEKA MESELEMİZ!

Yıl 2006…

AK Parti “iktidarı!” yeni yeni düzene ısınıyor. Bugün FETÖ diye adlandırılan camia ile iş tutmayan FETÖ dayağı yedikten sonra arta kalanı da kalanlarca “SALAKLIKTAN!” dayak yiyor…

Tiyatro oyuncusuyum o yıllarda. O sıralar cemaat olarak adlandırılan yapının en güçlü “tiyatrosundan” teklif geldi. Kavgalıyım kurumla. Kibarca kovulmuşum. Kurumsal hurafelerine uyumsuzluğum netice vermiş ve “hasseten” gıcıklar. Sezon sonu gelmeden de kovamıyorlar  sahnedeki “performans kıymetinden” dolayı. Sezon sonu “hasseten” yüzüme bakmayarak “hassss…” demişler kovmuşlar.  Kurumun başında Fetullah’ın bizzat atadığı  “kibir eri” bir iblis var. Ertesi sezonun ikinci ayı yılıştılar yine. Hacı Kemal Erimez oynanacak sahnede. Başrol.

Hacı Kemal Erimez bugün FETÖ olarak adlandırılan yapıda Fetullah’ın en yakını. Ortaasya’da bugün kapatılan okulların açılması için canla başla didinmiş bir adam. Ani bir “kalp kriziyle!” ölüveren bütün FETÖ’nün Hacı abisi.

Çok istedim oynamayı. İğneli fıçının içinde debelenme pahasına. Şartlarımı sıraladım ki hiç biri para ile ilgili değildi. Sözleşme yapma günü geldi. Oturdum kurumun iblis müdürünün karşısına. Adam nefret ediyor benden. İki sezondur uzaktan seyrettiği ama bir türlü sahip olamadığı fahişe gibiyim gözünde. Derhal para pul mevzularını açtı. “Sözleşme hazır mı” dedim. “Ücret konuşmadık. O kısım boş.” dedi. Sözleşmeyi okumak istediğimi söyledim ve aldım. İşi doğru ve iyi yapabilmem için istediğim tüm şartları konuşmuştum. Sözleşmeyi okumadan imzaladım ve geri verdim.

Oyunun yönetmeni Nadir Sarıbacak’tı. FETÖ’nün “oyuncu imamı!” olmak gerekçesiyle bugün ABD’de kaçak olarak yaşayan Nadir Sarıbacak. Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminin kötü oyuncusu, Mahmut Fazıl Coşkun’un “Uzak İhtimal” filminin berbat başrol oyuncusu (o filmle İstanbul Film Festivalli’nde En İyi Erkek Oyuncu seçildi). Tabii o işler birileri Nadir Sarıbacak’a “YÜRÜ EY NADİR KULUM” dedikten sonraki işleri. Hiç hazzetmezdi benden. Beni sevmemesinden “hasseten” keyif alıyordum. Yeteneksizin teki olduğunu görüyordu beni izlerken. Gülümsememdeki vakardan bile irite olurdu…

Bir oyuncu olarak sahne benim “ANA VATANIM”dır. Mesleğimi namusumla ve şerefimle yapabilmek için çok kayıplar verdim. Bir AŞK uğruna ne “aşkımsı”lar. Nadir Sarıbacak bütün nefretine rağmen yüksek menfaatleri gereği uyumlu çalışmayı bilen nadide bir “kurumsal entrika uzmanı”ydı. Kurumun iblis müdürünün de ağzı kulaklarında.

Bir aylık prova hamallığı sonunda bir tiyatro oyununun selamlamasına başrol oyuncusu olarak çıktınız mı hiç… Koltuklarından pırıl pırıl gözlerle kalkarak ayakta alkışlayan insanlar. Emeğinizin ve işçiliğinizin doğrudan takdiri. O tatlı ve haklı mahcubiyet. Allah’a çok şükür terim de kanım da damlamıştır sahneye…

O sezon zor geçti. 10 oyun sonra işi bırakmak istedim ve “mobbing” başladı. Paramı alamadım. Sözleşmemdeki mühlet bitmeden bırakamıyordum işi. Sonunda kurum müdürü iblis ile gırtlak gırtlağa kavga ederek karakolluk ve mahkemelik olduktan sonra kurtuldum o zulümden.

4 sene hiçbir muhafazakâr tiyatroda çalıştırmadılar. Cüzzamlı gibi itilip kakıldım. Nefes aldırmadılar…

İstanbul’un en güçlü FETÖ kurumlarından birinin müdürüyle tekme tokat kavga etmek ha…

Çaresizlikten ve imkansızlıktan “YAZMAYA BAŞLADIM”…

2009 yılında hikayelerimi televizyonda görmeye başladım. Bir yandan da çocuk tiyatrosu yapıyordum. 6 yıl çocuk oyunlarında kan döktüm.

Sahneye ter diye kanımız dökülür bizim. Hiçbir sosyal güvence ve gelecek garantisi olmadan yüzümüzdeki gülümsemeyi bozmadan “içimiz kanayarak” dökeriz terimizi aslanlar gibi sahneye…

Yıllar sonra İstanbul’da ayak basmadık hiçbir sahne bırakmamış bir tiyatro emekçisiydim ve yazıp yönettiğim ilk oyunumla “eser sahibi” olarak da sahnede alkışlandım…

“SAFİYE”  oyunu 28 Şubat Travmasını anlatan ilk göz ağrım. İlk evladım.

Nadir Sarıbacak o sıralarda “vatana ihanet”ten ABD’ye; “ASIL VATANI”na kaçmıştı.

İkinci yazıp yönettiğim oyunu ufak tefek rötuşlar yaparak sinema perdesinde görmek de nasib oldu elhamdülillah…

REİS FİLMİ…

İmtihan bitti mi! BİTMEDİ!

Reis Filmi Başkanlık Referandumundan iki ay önce vizyona girdi. Büyük bir talihsizlik eseri. Muhalifler yere göğe “Diktatör Recep Tayyip Erdoğan!” yazıyorlardı.

Filme solcu düşman, FETÖ’cü düşman, Ak Parti’li düşman, filme sahip olamayan herkes düşman!

Film vizyona girmeden bir ay öncesine kadar peşinde kimler kimler yoktu ki.

Burada yazsam “OHA! YOK ARTIK!” dersiniz dudağınız uçuklar.

Vizyonun 3. Haftasında CUMHUR İTTİFAK’ına kerhen destek veren Vatan Partisi’nin tv kanalı Ulusal Kanal ile irtibata geçtim bir dostum vasıtasıyla.

Örümcek kafalı muhallebici gözüyle bakıyorlar bana. Muhabir büyüklenerek bakıyor. Aklınca provokatif sorular soruyor. Ben bir aydır provoke olmuşum zaten olacağım kadar. O sormadan dökülmeye başladım. Röportajın 10. dakikasında dehşete kapılmış bir yüz ifadesiyle sordu:

“KORKMUYOR MUSUNUZ?”

Meğer korkmam gerekiyormuş haberim yok! Röportaj sırasında öfkeyle haykırdığım isimler falan. Vatan aşığı bir Vatan Partili bana “korkmuyor musunuz?” diye sordu ya gülümsüyorum şimdi.

36 dakika röportaj verdim döktüm içimi rahatladım. Ulusal Kanal 1,5 dakikasını yayınlayabildi. Röportajın gerisini Devletimizin gerekli mercilerinin emir ve görüşüne emanet ettim çıktım!

O FETÖ’cü, bu mamacı, şu çıkarcı, karşımızdakiler açık kollayan Allahsızlar, her yer satılık, kiralık,gafil…

İyi de arkadaş…

ULAN BİZ KİMİZ!!!

Film vizyondan kalktıktan sonra evinde “bylokçu akademisyen” sakladığı için tutuklanan Ali AVCI denen salağın FETÖ geçmişini bilmeyen yoktu. Salaklıktan tutuklandığını da bilmeyen yoktu.

Burada medyaya hiç yansımayan daha korkunç bir detay daha vereyim. Reis Filmi’ndeki manevi haklarım için sefiller sefili  “yok canımla” mücadele etmek zorunda kaldığım kendine “ÇOOOK TEHLİKELİ” süsü veren “cahil ve sosyopat” YAPIMCI  filmi vizyona sokamayacağını görünce filmin Kültür Bakanlığı’ndan izinlerini alabilecek birine devretti.

Külliye’de yatıp kalkan bir “iş adamı!”na. Altı ay da o “kurnaz çakal”la tebelleş oldum.

Yine sefiller sefili “yok canımla”…

O “külliye’de yatıp kalkan” , 15 Temmuz gecesi biz millet olarak Atatürk Havaalanında REİS’e etten duvar olmuşken VİP salonunun içinde belinde “glock” tabancasıyla serdengeçticilik oynayan “iş adamı”nın telefonundan ne çıktı biliyor musunuz?

BY LOCK!

İngiliz vatandaşı hamile karısının üzerine sıvadı olayı ve “YIRTTI!”

Benimle yaşıt kendisi ama 25 yaşında gösteren cilt bakımı ve traşı, üzerinde 10 bin TL’lik takım elbisesi, RTE plakalı Mercedes marka otomobili ile rant macerasına devam ediyor…

15 Temmuz gecesinden iki ay sonra Terörle Mücadele savcılığına 11 kişilik bir FETÖ’cü listesi verdim. Ne kin ne de intikam duygum vardı. Listemde iki avukat vardı. Biri o kurumun iblis müdürüydü. Diğeri beni 1993 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne çalıştıran kişi. Biri Hava Kuvvetlerinden emekli olduktan sonra geri çağırılmış bir pilot…

Sonuncusu kanınızı dondurdu mu…

Peki bu isimleri vermek zorunda mıydım? Diyelim ki isimleri verdim. Burada yazmak zorunda mıydım?

Ve neden yazdım…

Gezi Olaylarından sonra bir yandan FETÖ’yü de rant musluklarından vurarak savaş başlatan Sayın Devlet Başkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ı  2014 Yerel Seçimlerinde kampanyayı “Recep Tayyip Erdoğan” kampanyası haline getirmeye ikna eden kampanya danışmanı kimdi?

15 Temmuz şehidimiz Erol OLÇOK…

REİS’imizin yakın dostu ve 17 yaşındaki evladıyla birlikte 15 Temmuz gecesi Boğaziçi Köprüsünde şehid oldular. Arkalarında ise acılı bir eş ve anne kaldı…

Nihal OLÇOK…

Hakkında açılan 4 FETÖ davasından da beraat “ettirilen!” Fettah TAMİNCE geçtiğimiz günlerde FETÖ’nün en bilindik kodamanlarından Ülker ile akraba oldu…

Evlatlarının mürüvvetini gördüler DUBAİ’de…

40 yıldır FETÖ’nün olduğu birçok yerde Ülker isminin anıldığını bilmeyenimiz mi var?

Fettah TAMİNCE’nin FETÖ ile ilişkilerini bilmeyen kim kaldı?

Fettah TAMİNCE’yi beraat ettirmekle kalmadılar.

Atatürk Kültür Merkezi’nin yeniden inşaatı ihalesi de verildi…

Ve Ülkerler ile güç birleştirme evliliği…

Nihal OLÇOK’un isyanı tam da burada geldi.

BEKA MESELEMİZ’in iki seçim boyunca kampanyasını yürüten şehid eşi ve oğlunun acısıyla feryad etti…

Kim duydu?

Biz “imanımızın başımıza mukaddes bela eylediği” inadımızla davamızın dayaklarını yerken Nihal OLÇOK’u kim duydu?

Şu seçim sürecinde Nihal OLÇOK neden Odatv ve Cumhuriyet gazetelerinin köşelerinde görüyoruz!

Bu birazcık da olsa, azıcık ucundan da olsa bizim ayıbımız değil mi?

FETÖ’nün MAVİ KANLI YAHUDİ EFENDİLERİ İngilterelerde GÜÇ KUVVET DEVŞİRİRKEN ve Dubailerde eylenen düğünlerle GÜÇ BİRLEŞTİRİRKEN…

Milletin gözünün içine baka baka 4 FETÖ davasından beraat ettirmek bir yana

Atatürk Kültür Merkezi ihalesi vermek!...

Bizim bir DAVAMIZ olduğu doğrudur ve davamızın bir BEKA MESELESİ var…

Bizi yarın SIRTIMIZDAN BIÇAKLAYACAKLARI MUHAKKAK olan haşereleri ve sülükleri SIRTIMIZDA TAŞIYACAĞIZ öyle mi…

Biz o bıçağı GÖĞSÜMÜZE YEMEYİ TERCİH EDERİZ!...

22 yıl sahnelere ter diye “yüreğimizden damlayan kanı” akıttık.

İstanbul’da ayağımı basmadığım sahne kalmadı…

Fetö kodamanı Fettah Tamince’nin yeniden inşa ettiği Atatürk Kültür Merkezi’ne yakışan ise köşe duvarına bırakacağım idrardan ibarettir…

Ne olursunuz Allah beni o günlere eriştirirse beni “Atatürk’e Hakaretten” yargılasınlar…

Kendimi savunmak için ağzımı açarsam ADAM DEĞİLİM…

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Hakan Hakan 17.04.2019 19:50

Ağzına diline kurban murad abey.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık