• 24 Haziran 2019, Pazartesi 13:13
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Allah var! Çaresiz değiliz!

 

İstanbul seçimini CHP’nin adayı kazanmadı…

AK PARTİ ZORLA KAYBETTİ. KAYBETMEK İÇİN GEBERİSİYE ÇALIŞTI, DELİRESİYE ÇABALADI, OLAĞAN ÜSTÜ GAYRET GÖSTERDİ VE HEDEFİNE ULAŞTI. SEÇİMİ KAYBETTİ.

Binali YILDIRIM ile CHP’nin adayı arasında canlı yayın yapılması planlandığı gün AK PARTİ KAYBETMEYE DÖNÜK SON VURUCU HAMLESİNİ YAPMIŞTI.

31 Mart’a kadar “beka meselesi” diyen meydanları inlettikten sonra APO saçılımıyla “kürt seçmenin aklını çelme” HEZEYANI HANGİ SÜPER SİVRİ ZEKANIN ÜRÜNÜ çok merak ediyorum.

MHP seçmenine de Bahçeliyi tokatlama zemini verdi. Kürt seçmenden de ZIRNIK ALINAMADI…

Bir önceki yazımda yazmıştım. Strateji yoksunu ÇİNGENE HESABI diye.

Dün gece telefonum çaldı. Arayan Murat Başaran abimdi. Yay burcu dümdüz ADAM. Balkon kapısını ve pencerelerin hepsini sıkıca kapatmışım ama dışarıda gürültü almış başını gitmiş. Murat abi “Ne o lan. Kutlamalara mı katıldın” dedi. Az sonra karışacaktım ben de aralarına. Görmek, duymak, havayı koklamak ve öğrenmek için. Bu memleketin en büyük sorunu bu. Sağına da soluna da ezberletiyorlar bir şeyler. Ezberden okuyor siyasi hasmını. Sosyal Medyada Ak Parti seçmeninin bir kısmı İstanbulluyu “namkör” ilan etti bile. Bir de Türkçeyi doğru yazabilseler. Daha delileri Ebu cehil edebiyatı yapıyor. İyi de bu seçimi CHP’nin adayı mı kazandı yoksa biz zorla mı kaybettirdik kendimize? Ya bizim içimizdeki Ebu Cehiller, Müseylemeler, Münafık sürüleri, Üç kuruş için ruhunu şeytana satan süper yatların ve köşklerin sakinleri…

Olimpos Tanrıları gibi güç kavgalarında birbirleriyle itişirlerken Tanrılar diyarının avucunun içinde olan İstanbul, Ankara, Adana ve Antalya Olimpos sakini tanrılar arasında birbirlerine mümkün mertebe diş bilemeyecekleri denge gözetecek bendelere teslim edilecekti. Olmadı…

Seçimden iki gün önce “BABAMIN GANYAN KUPONU” başlığı attığım bir yazı yazacaktım. Murat Başaran abi sağ olsun yazıyı seçimden önce koyamayacağını söyledi. Haklıydı. Bizim millet manyak. Takılır bir leşçinin peşine kendi kardeşini bıçaklar. Ya gaza gelir ya da eline üç kuruş tutuşturmuşlardır. Bu dünyada en büyük bela İMAN ve NAMUStur. Hırsla ve hınçla saldırırlar canını çıkarasıya. İMAN ve NAMUS iyi de etimiz ne butumuz kaç gram…

Yayınlanmayan yazımdan alıntılıyorum:

“Hesaplar hesaplar hesaplar…

Herkeslerin türlü türlü hesapları. Hiçbiri de seçimi kazanmak üzerine değil maalesef…

Aklıma babamın altılı ganyan oynamadan önce ders çalışması geldi. Ganyan öyle bültenden yapılan hesaplarla hangi at iyi, hangi at hızlı bakarak oynanmaz:

Ders çalışılan yarışta hangi atın sahibi kim? Ata hangi jokey biniyor. Jokey’in huyu suyu ne. Atın sahibi mafyatik mi. O günün yarış ve at dizilişinden nasıl kokular geliyor. Altılı ağaları millete altılı buldurup ikiyüz üçyüz kazandırarak ağız ballama mı yapacaklar yoksa başka hesap mı peşindeler. İkili bahise ayarlanmış yarış var mı? İkili bahisten at sahibi mafyatik ağalar nasıl bir düdükleme peşindeler.

Bütün bunları düşünür taşınır ve tatlı tatlı kaşınırdı babam. Düşünmeyi oynamaktan çok severdi. İki liralık altılı oynayacak ama son anda oynamaktan vazgeçerdi. Sürpriz bulmakta üstüne yoktu. Mesele altılıyı tutturmak değildi ayrıca. Beşte kalmak bile keyif verirdi babama.

İstanbul seçimleri de BABAMIN GANYAN KUPONU’na döndü.”

31 Mart seçimleri sonrası İstanbul’a döndüm ve sahaya indim. Ak Parti’nin bir kampanyasının olmadığına dehşetle tanık oldum. Üstelik Ak Parti İl Teşkilatı Binali YILDIRIM’ın seçim kampanyasına gram gönül vermiyordu. Neler duyuyorduk ve “eyvah” diyordum. Basiret, feraset, ahlak almış başını gitmiş kimbilir hangi mağaraya sığınmış. Irzına geçile geçile helak olmaktansa canını kurtarma peşine düşmüş bütün değerlerimiz ve uzak diyarlara göçmüş.

8 ay önce bu “deli köşesinden” FETÖ’NÜN AYAK SESLERİ diye başlık atmışım. “GELİYORLAR!” demişim gündemde seçim meçim yokken. Seçim öncesi uyarılar falan derken 31 Mart’ı görmüşüz. “İkinci 31 Mart Vakası” başlıklı yazım var seçim öncesi. Yahu biz kime yazıyoruz. Vallahi de billahi de bu köşe bucağı elime geçirdiğimden beri İlk muhatabım Allah!

Yazdık mı yazdık. Söyledik mi söyledik.

“Yahu Binali YILDIRIM’ı “Mıhtar emmi” gibi etrafında 30 takım elbiseli adamla gezdirmeyin” demedik mi en yakınlarına. “Ergen diliyle 65 yaşında adama “Ganka” dedirteceğinize bir polo yaka ve bir keten pantolon giydirin takımlar içinde yazın sıcağında isilik çıkartıyor” dedik alandaydık.

Ve şimdi söylüyorum AK PARTİ TEŞKİLATLARININ “kibirin şeytani heykelini dikme vasfıyla” FETÖLEŞME sürecini KEMALE erdirdiğine tanık olduk canlı canlı. At hırsızları ve şaklabanlar giymişler takımları yalatmışlar saçları birbirilerine hava basıyorlar. Teşkilat siyaseti bilen bilir. Teşkilata girdiniz mi yandınız. Teşkilatın yarısı başkandır gerisi de amele. Kim neyin başkanı kudreti ne, torpili kim, cebi ne kadar dolu bilmelisin ve kendine öylece bir ince ayar vermelisin. Elini sallasan başkana değer en tırışka partinin en tırışka belde teşkilatında bile.

Metin KÜLÜNK’ün “İstanbul Hareketi”ni bir kenara koyarsak İstanbul seçimlerinde Ak Parti’nin bir kampanyasının var olmadığını gördük. Beklentisiz siyaset olmaz Metin KÜLÜNK abinin “İstanbul Hareketi” diyerek anarşistçe kendiliğinden, duru, samimi örgütlenen gençleri elden geldiğince “küskünleri derli toplu tutmaya çalıştı”. Metin KÜLÜNK’ün onca koşuşturmasının ve emeğinin hakkını kim ödeyebilir. Bir sahur programına gittik son buluşmamızda. Eski tüfek Eyüb Sultan semtinin sağlam abisi Abdurrahman Bozdaş abiyle birlikte. Metin Külünk beyin o ramazan gecesi dokuzuncu programı ve konuşmasıydı. İftardan sahura dokuz program. Allah hiçbir emeği boşa çıkarmaz

Sahur programı ibretlik bir fotoğraftı. Menzil cemaatimizin bir vakfındaydı. Metin abiden önce vakfın başkanı söz aldı ve bir yerde “oylar Ak Parti’ye” diyecek oldu. Metin abi derhal sözünü keserek: “Cumhur ittifakı demelisin. O daha doğru.”. Kurumsallaşmasının temeli “zikir, sohbet ve tasavvuf büyüğüne gönül bağlamak” olan bir tarikatin yöneticisi “yolun adamınca mındar sayılan” bir laf ediyor. Ve düzelten misafir siyasetçi oluyor.

14 yıldır Adıyamandaki büyüğüme gönül bağlamış bir serseri olarak bir vakıf yöneticisinin tasavvuf evinde “oylar ak parti’ye” diye gereksiz yere höynkürmesini (siyaset tasavvufta boş iş ve külfet sayılır) çok ayıpladım kendi kendime.

Yozlaşma, çürüme ve çözülme tasavvufhanelere de sirayet etmemeli. İsmailağa ve Menzil artık elini taşın altına sokması gereken bir yerde ve demde duruyor. Kuşatılıyoruz ve saldıracaklar. Hazırlıklı olmalıyız. Metin Külünk bir tasavvuf evinin çatısından girdiğinde “manevi iklimden istifade etmeliydi” oysa ki ders verdi. İyi de etti. Çok güzel konuştu.

Metin Külünk abinin iç dünyasının ne kadar sağlam olduğuna tanık oldum konuşmasında…

Ve seçim kaybedildi…

İyi de milyonlarca liralık tanıtım bütçeleri falan ne oldu. Ahhh duyumlarımızın onda birini aktaramıyoruz dostlar. “Yetişin yangın var” diye feryad figan edersiniz.

Peki istifa eden var mı? Seçim başarısızlığının sorumlusu kim? Reis’in idam baltası boyunlarına vurulana kadar “BABAMIN GANYAN KUPONU” oynarken yaptığı hesapları yapmaya devam ediyorlar. Hiçbir zaman seçim kazanmak umurlarında olmadı ki. Gittiği yere kadar kendi arabalarını itelemekle meşgul her biri.

Seçim sonrası ise on beş yıldır deli muamelesi yaptıkları İsmet ÖZEL üstadın bir şiirine gönderme yaparak mesaj verildi:

“Toparlanın gitmiyoruz.”

Kazıkları iyi çakın koltuklarınıza iyi bağlayın kendinizi. Aman ha biz sizi kaldırana kadar gitmeyin. Biz de 15 Temmuz gecesi F16’ya atılan levyeyi kaptık geliyoruz. Sizi o koltuklardan levyelerimizle söküp ayıracağız….

Ulan! Biz Allah’tan başka kimsemizin kalmadığı, yiyecek ekmeğimizin, yatacak yerimizi bırakmadığınız demde İsmet ÖZEL üstadın dizeleriyle YARALARIMIZI DAĞLADIK.

Utanmıyorsunuz, ar duymuyorsunuz “Toparlanın gitmiyoruz!” demeye…

Sıkı durun öyleyse…

Biz geliyoruz. Levyelerimizle, kazmalarımızla, küreklerimizle geliyoruz.

İlk önce sizi o gafletle yapıştığınız ve kirlettiğiniz koltuklarınızdan sökmeye geliyoruz.

Biz ne yaralar gördük, ne vartalar atlattık. Küffarla kavgaya tutuşurken sırtımızdan bizi bıçaklamayasınız diye geliyoruz.

Yettiniz gayrı…

Biz bu dünyadan bıktık usandık diye geliyoruz sizin üstünüze.

Ahiret davamızı sahiplenmek için geliyoruz.

Ve biz size haykırıyoruz.

ALLAH VAR VE ÇARESİZ DEĞİLİZ ULAN!

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık