• 16 Ağustos 2019, Cuma 22:16
MURADÖZDİL

MURAD ÖZDİL

Abdülmuttalib'in develeri!

ABDÜLMUTTALİB’İN DEVELERİ

“mü'minlerden öyle erler vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar ve şehid oldular... kimileri de şehitlik beklemektedir...                  onlar hiç bir surette sözlerini değiştirmemiştirler."

                                                                     Azhab suresi 23. ayet

Allah Hayy’dır ve İslam müminleriyle kıyamet öncesi son Müslüman da bu dünyadan göçüp kurtulana kadar ilk günkü tazeliği ve diriliğiyle nefes almaya devam edecektir…

O bahtlı İslam müminlerine selam olsun.

Beşer milleti ne yaşıyorsa ona inanmaya meyillidir. Gerçeği eğer, büker, yamultur ve Allah’ın onu yaratılmışların en şereflisi yapan nurunu kalbinde karartır ve bir gün gelir onu söker atar.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki her türlü rezilliğe ve kepazeliğe “SAYGI” kalabalıkların burnuna dayatılıyor. Bu kepazelikler özgürlük, sevgi, barış, bir arada yaşama maskeleriyle “KUDRETLİ SERMAYE” desteği ve “SARHOŞ EDİCİ ETKİDE REKLAM KAMPANYALARI”yle servis ediliyor “İLERİ VE ÇAĞDAŞ YAŞAMA” sarhoşu zihinlere.

Kalpler zaten kara. Müslüman kimlikte yazıyor. Herkeslerin kalbi tertemiz, sadece elleri, ayakları, cinsel uzuvları artık kir göstermeyecek derecede leş. Ama siz o insanların ne zorluklar altında o rezilliklere bulaştığını biliyor musunuz ki ne. Ne dertler ne çileler. Üü üüf! Anlat anlat bitmez…

Beşer milleti “İNSAN”lığından vazgeçerek “GÜCE TAPMAYA” ve yaşadığına “İMAN ETMEYE” çok meyillidir.

Allah onu KUL OLMAya dayanılmaz, karşı koyulmaz bir meyille ve kaderiyle yaratmıştır. Beşer neye ve kime kul olacağını seçiyor yalnızca.

Her türlü herzeyi “AÇIKTAN AÇIĞA” yiyen ve ZAMAN BÖYLE diyen bir “KAFİR”e “MÜNAFIK” yakıştırması yapmak bile boş iş kendine “ELHAMDİRİLİLİ MÜSLÜMAN” diyor diye.

MÜNAFIK dediğin daha kalifiye, ŞEYTANA RUHUNU BİLİNÇLİ SATAN bir DÜNYA KÖPEĞİ. Din bilir, iman bilir, itikad bilir, ilmihal bilir, namaz niyaz bilir, oruç bilir ve bile bile satar ahiretini…

Reddedilemez gördüğü DÜNYA NİMETLERİ karşılığında…

Hakiki “mümin-müslüman” olmanın belalı yokuşundan düzlüğe ve feraha çıkar, sözü dinlenir olur, televizyonlarda sponsor marka elbiselerle 32 diş sırıtabilir ve mala mülke, zenginliğe ve sağladığı bütün nimetlere AKSIRINCAYA TIKSIRINCAYA KADAR doyar ve her yerini doldurur bunlarla…

Allah fikri fiilen “DÜNYA ÜZERİNDEN” kaldırılmış. Allah’ın hakkını gözetmek bir avuç “MEKKE DÖNEMİ GARİBANININ” yaşadıklarına maruz kalan DELİye emanet.

İşsiz, parasız, yatacak yersiz, yurtsuz kalırlar. İtilir kakılır, ihanetlere uğrar, dövülür sövülür, yerden yere vurulur, doğduklarına pişman edilinceye kadar hırpalanırlar.

Mekke dönemi işkenceleri yaşayan yabani, yoksul, meczub, kimsesiz Allah’ın garibanlarına selam olsun…

Biz Hz. Muhammed Aleyhisselatu vesselamı, Hz. Ebubekir’i, Hz. Ömer’i, Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi, Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’ı kalplerinde ve dualarında yaşatanlarız.

Hz. Hasan gibi ihanetlere uğruyoruz, Hz. Hüseyin gibi zalimin karşısında öylece aslanlar gibi duruyor “Yok mu karşıma çıkacak bir erkek!” diyor duruşumuz ve ihanet bile gözlerimizin içine bakamıyor. Sırtımızdan geliyor telaşlı bir darbe. Öyle ki ruhlarını sattıkları şeytanın bile boş bulunduğu bir anda. “LİFE STYLE”larıyla iman ettikleri şeytan razı değil içimizden bir aslanın öyle kahramanca şehid olmasına. Şeytan bile kızıyor kendisini zarara sokan böyle bir kalleşliğe.

Biz Hz. Osman gibi en yakınlarımızdan kazık yeriz. Herkesi kendimiz gibi bilmek ve dua etmek fıtratımız. Görüyoruz, duyuyoruz, biliyoruz ama meleklerin huzurunda ar ettiği Hz. Osman’dan utanmayanlar türediyse bu LEŞ DÜNYASI’na Allah öyle istedi bizi imtihan için diye. Biz elimizden, dilimizden ve duamızdan gelenin dışında ve üstünde ne yapalım.  Hz. Osman gibi kime inansak üzüntü, keder, incinme, kırılma oturuyor kalplerimize.

Onlara karşı bize Allah yeter.

Sadece Allah bizimle olsa taşırız kıyamete kadar kalbimizde biriken gam yükünü kaderimiz buysa eğer.

Hz. Ömer misal onurlarını kılıç gibi, el tetikte silah gibi duruşlarında taşıyanlara selam olsun. Onurları ağızlarındaki kokuşmuş ciklet olmayanlara. Her türlü onursuzluğa bulaştıktan sonra pis “kibir yüklü gururlarını” onur maskesiyle pazarlayanların rezil boyunları kılıcımıza yakışır ancak. O boyunları kılıcımızın ucunda gördüğümüz an düşünmeden vururuz kibir yüklü kafalarını.

Elimizle, dilimizle, dualarımızla…

Hz. Ebubekir gibi severiz Resulullah’ı, onun gibi inanırız ona. “O diyorsa doğrudur” der yürürüz yolumuza. Resulullah bizi seçmiştir “canımız şu dünyada yaşamış olmaklığına feda olsun” diyorsak kalbimizin derinliklerinde. O bizi sevmiştir. Sevmek O(sav)’nun gölgesinde can bulur.

O(sav)’na selam ederek ruhumuzu şenlendirir, huzur buluruz…

Ve canlarımızın varlığıyla, yol göstericiliğiyle anlam ve değer bulduğu sevgililer sevgilisi(sav)…

Allah’ın hoşnutluğu için yaşamak ve ölmekten başka nedir bu yolculuk.

O(sav) öğretti bize…

Dünya sürgünümüzün en derin “ah!”ı…

Hz. Muhammed(sav)…

Seni bizden hangi budala söküp alabilir.

Sen; fil yılında doğan Nebi (sav)…

Şerefli Mekke’nin en şerefli adamının Mekke lideri Abdülmuttalib’in güzeller güzeli torunu…

Yemen’in hristiyan emiri Ebrehe Allah’ın evini yıkmak deliliğine kapılarak  büyük bir orduyla geldiği vakit halk şehri terk etmiş dağlara çekilmişken; o Abdülmuttalib tek başına çıktı karşısına…

Şehrin şerefli adamı…

Ebrehe’nin el koyduğu develerini geri istemek için.

“EL KOYDUĞUN DEVELERİMİ BANA GERİ VER…”

Ebrehe ruhlular, kalpleri leşleşmiş köpekler ancak Ebrehe’nin düşündüğünü düşünür. Koca bir orduyla Kabesini yıkmak için gelirken “Develerinin davasına düşmüş” adam. Şeytan da böyle düşünür. Şeytanın uşakları böyle düşünür.

Çünkü onlar İMAN denen mutluluğu elinin tersiyle itmiş SÜPER ZEKALARDIR…

Bugün birçokları böyle. Ne çok düşünüyorlar. Düşünmek onları “korkak” ediyor, “güce tapan zavallılar” kılıyor, “ortama ayak uyduran” orospulara dönüyorlar.

KAFALARINI ÇALIŞTIRIYORLAR…

Abdülmuttalib ne kaçtı ne de Ebrehe’nin ordusuna katıldı. Çıktı zalimin karşısına ve “develerini geri istedi.”

“Allah’ın evini Allah korumak dilerse korur. Ben bana Allah’ın emaneti olan develerimden sorumluyum.”

Allah evini korumak diledi. Abdülmuttalib’in imanı ve Ebrehe’nin ibretlik sonu…

Gökyüzünü kaplayan karanlık bir bulut gibi kuşların attığı temas ettiği yeri delip geçen taşlar. Sıcakta kavrulan buğday tarlası gibi kavuran koca bir ordu.

Yenik ve acılar içinde kıvranarak döndüğü memleketinde geberen Ebrehe…

Allah öyle diledi öyle oldu.

Aradan yüz yıl geçmeden mancınıklarla yıkılan Kabe. Allah Emevi komutanı Haccac’ın bu yıkımı başarmasına müsaade ettiyse eğer Mekke’de direnen Abdullah bin Zübeyr’e rağmen…

Müslüman Haccac bütün ordusuyla ve Abdullah bin Zübeyr bütün ordusuyla Allah’a iman terazisinde bir Abdülmuttalib etmediği içindir.

Hz. Muhammed’in ciğerparesi Hz. Hüseyin ve evlad-ı Resul Kerbela’da katledilirken neredeydiler…

Siyaset bulaşığı zihinlerin ve kalplerin hesabını Allah soracaktır…

Hz. Hüseyin Kerbela’da şehid edildikten sonra onlar yaşadılar da ne oldu…

Dünya’nın sahibi olsalar ne olur…

Biz zamanın Müslümanları olarak bütün dünya devletleri üzerinde iktidar olsak ve ayağımızın altına alsak ne değeri var…

Bütün dünyada Allah ismi haykırılsa ne olur. Haykıran ağzın sahibinde iman olmadıktan sonra…

Bahçemizdeki iki deveyi Allah’ın emaneti bilip Zalim’in karşısına Allah’ın hakkını talep edemeyen yüreksiz ve iman fakiri “Müslüman”a “dünyanın iktidarını” verseler Allah’tan bilir mi?!

Şu “puştmodern çağ” mezbeleliğinde Allah hakkı için “emanet develerinin derdi için” zalimin karşısına dikilenlere selam olsun…

ALLAH DİNİNİN VE ZAFERİNİN SAHİBİDİR…

EY ZALİM, DEVELERİM İÇİN BURADAYIM…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Hamza Gören. Hamza Gören. 17.08.2019 03:47

Eline, diline, kalemine sağlık. Çok deli, çok ta dolu.Dokunmuşsun sağlı sollu Dolanmadan orta yollu güzeĺ bir yazı olmuş.

Mehmet Arıca Mehmet Arıca 17.08.2019 09:40

Kelime-i şahadet getirerek müslüman ünvanı almak yetmiyor. Bütün mesele mümin(iman etmiş) olabilmektir. Devletin dini adalettir. Adaleti olmayan devlet Milletin istikametine bozar. Allah'a emanet olunuz.

birnur yıldız birnur yıldız 17.08.2019 13:58

katılıyorum yazdıklarınıza. islam davasına gönül verenlere selam olsun. hakkı hakikati savunanlara selam olsun .

osman kibar osman kibar 27.08.2019 12:36

işbu yazıya "katkı" olarak.. * WecihiBey’den (s.117-119) (Bir orta sıra oturanından tek bir eywallah... sesi yükseldiği görülüyor) Bu alfabe işi dinsizlikten/densizlikten daha beter bir iştir. Ve Tc'nin Türk kültürüne vurduğu en büyük en okkalı ve en wahşi darbedir. Yani yıkılan yakılan ahır ve pavyon ve meyhane ve Tekparti (chp) lokali yapılan camileri onarabilir yeniden yapabilirdik ve yapıyoruz da yani Kabe'yi yıksalar n’olur... ki tarihte kaç kere yakılıp yıkıldı. Buna şaşılmaz öyle pek büyütülecek işlerden de değildir. Yenisini yaptık gene yaparız ve yıkıldı diye de çok kaygılanmayız! Zira orayı Allah “ben koruyacağım” buyurmuştur (Mevzuya mütâyit amca kafasıyla yaklaşmayınız; Allah duvarları çimentoyu korumayı değil yerinin bir daha belirsizleşmeyeceğini bildiriyor). Yani sistemin cami yakma yıkma işini bu zaviyeden değerlendiriyoruz ve fazla kafaya takmıyoruz (Sadece İstanbul’da 1800 cami imha edilmişti). Keza rejim Kuran-ı kerimleri yaktı Ee bu da olabilir yani her zalim rejimde bu kadarcık kusurcuk bulunur! Ki benzerleri papaz kızında da görülmüştür. Onu da (Kuran-ı kerim) Allah ben koruyacağım diyor. Peki bizim halk/millet/müslüman/çalışanbeyinler olarak derdimiz ne? Şudur o: Karacaoğlan’ın vb. şiirlerini/koşmalarını (cönk ve mecmualar) yaktı imha etti o siyasi manyak ve hasta kafa! Destanları menakıpnameleri fütüvvetnameleri mevlid metinlerini elifkağıtlarını Muhammediyeleri kesikbaşları yaktı Kankalesini yıktı(!) hep o kafa. Vee biz onları o edebi değerleri/güzellikleri kaybettik. Zira onlar için ilahi bir güvence/garanti verilmemişti. Bizim durumumuz Abdulmuttalip'e benzer. Allah Rasulü’nün doğumundan elli küsur gün önce Yemen kahraman silahlı kuwetler başkomutanı (dönemin gen.kur başkanı) Ebrehe, niyeti bozdu geldi Mekke’yi kuşattı. İlle de Kabe’yi yıkacağım diye tutturdu. Abdulmuttalip elçi gitti. Yalvarması bekleniyordu ama o tuttu elkonulan deve ve koyunlarının iadesini isteyip sustu. Kahraman gen.kur başkanı Ebrehe şaştı (zaten kafirler pek şaşkın olur). Ondan Kabe için “n’olur yapmayın etmeyin âbicîm” yalvarışı bekleyen işgalciler/mütekebbirler/tağutlar/güçlüler bi’tür okkalı hayal kırıklığı yaşamıştı (Hep öyle olur zaten). Sordular o da şöyle dedi: Deve ve koyunlar benimdi, Kabe ise Allah’ındır, orayı O korur. Hakketen de öyle oldu (bkz. Fil suresi). Efenim işte biz(im) ile Tc arasındaki ilişki böle b’işeydir. İşte bugün yeni yeni camiler yapıyoruz fakat “geçmiş/eski” ile dil ve belge iletişimi kuramıyoruz, dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz. Tc'nin dayattığı uğruna kitap/lar yaktığı adam/lar astığı alfabeyi değiştiremiyoruz, bunu düşünen de yok zira bugün için anlamsız. Mevzu budur.

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık