• 17 Mart 2018, Cumartesi 23:14
MONSENYÖR1.ERSİN

MONSENYÖR 1.ERSİN

Bu neyin kavgası?

 

Türk Milletine düşman olan unsurların oluşturduğu tüm fraksiyonların temel amacı, harp sahasında yenemedikleri Türk Milletinin tamamen direnç noktasını kırmak üzere 19. yüzyıldan itibaren sistemli bir şekilde milli ve dini omurgamızı sinsice baltalamak olmuştur.

19.asırda siyasi hayatımızda ortaya çıkmış, batıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Adem-i Merkeziyetçilik hatta Osmanlıcılık gibi tüm fikirler siyasi hizipleşme çıkarmak dışında memlekete bir fayda getirmemiştir. Bu kavramları yalnızca ismen bilen, parçaya odaklanıp bütünü görmeyenler bilmelilerdir ki, Tanzimatçıların Osmanlıcılık eşitliği, Ümmeti ve asli unsur Türkleri, modernist ve siyasal İslamcılık, gayrimüslimler ile geleneksel İslamcıları, Türkçülük, ittihad-ı anasırı karşısına almış ve her yeni fikir diğer mevcut fikir sahiplerini küstürüp, istismar edilecek unsurlar haline getirmiştir.

Batıcılık ise tüm memleketi manen ifsad etmiştir. Bugün bu akımların çeşitli uzantıları olan ülkücü, İslamcı, liberal- demokrat, sosyalist, komünist, ulusalcı, milli görüşçü, dinci ve etnik köktenci vs. gibi ideolojiler toplumu parçalar halinde tutmaya devam etmiştir. Başat olarak, muhafazakâr laik- muhafazakâr mütedeyyin başlıkları altında tüm memleket enerjisini içeride patlatmak üzere demokrasi maskesi altında israfa yönlendirmiştir.

Gizli entelijans servislerinin çalışmaları sonucu aynı şekilde direncimizin ve maneviyatımızın nirengi noktası olan dinimiz ve cemiyetimiz üzerinde de birtakım operasyonlar cereyan etmiştir. Vehhabilik, selefilik, mezhepsizlik, tarihselcilik, mealcilik, siyasal alevilik, şiilik ve uzantıları vs. devamında vakıflar, yurtlar, gizli sohbet evleri, cemiyetlere ayrı camiler dallanıp budaklanarak en küçük bireye inip, Süleymancı, Nurcu, İhlascı, Milli Görüşçü, diyanetçi, tasavvufçu, fetocu, mezhepsiz vs. diye etiketli Müslümanlar oluşturulmuştur.

Bu örnekleri sağcı-solcu, Merkezci-Adem-i Merkeziyetci, Kürtçü-Türkçü gibi büyük başlıklar altında da toplayabilir ya da kendini ehli sünnet diye adlandıran cemaatleri ya da tarikatları dahi yalnızca liderleri üzerinden de ayırabiliriz.

Özetle baş zayıflığımız, en küçük hücrelerimize kadar suni bir şekilde bölünmemiz ve bu bölünmüş yapıların bütünü ele geçirip, her bir parçayı kendine benzetebilmek için birbiri ile olan kavgası ve bitmek tükenmeyen nefretidir.

Farkında varılmalıdır ki biz içeride ve dışarıda birbirimizi yer iken küresel Batı Avrupa medeniyeti tüm dünyayı ve bizi sömürmektedir. Bu kadim millet tarih sahnesinden topla tüfekle değil hürriyet nidalarıyla ve özgür düşünce güzellemeleriyle indirilmiştir. Nasıl ki bir vücut zayıf ve hasta iken mikroplara karşı direnç gösteremez, mikropları yok edemez ise Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında zayıf halde iken kendinden zuhur etmeyen tüm sosyal ve siyasal fikir akımları da vücuda giren yabancı unsurlar gibi mikrop olarak görülmelidir. Dinimizde örfümüzde bulunmayan, güçsüz dönemimizde bir kurtuluş sanarak sarıldığımız dışarıdan ithal edilen sonradan çıkmış tüm sapık fikirler terk edilmeli, Doğu Medeniyetinin yükseldiği çağdaki bozulmamış, modernize olmamış geleneksel İslam inanışında birlik olunup, tekrar güçlenmek için nefislerimiz bir kenara bırakılmalıdır.

Bu kadim devlet İslam dininin sünnet inanç sistemine dayalı, iki inanç mezhebi (Mâtürîdîlik - Eş'ârîlik) ve dört fıkıh mezhebini (Hanefilik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik) kabul etmektedir. Hanefîlik bu devletin resmî mezhebi olmakla beraber diğer sayılan mezhepler inkâr olunmamaktadır. Geçmişte ve halihazırda, dünyanın pek çok yerinde alimlerin ve hükümdarların devletlerin resmi mezhebi olarak Hanefiliği seçmesinin fıkhi ve zorunlu nedenleri vardır. Tarihten intikal eden her yöntem batıdan ısmarlanmış keyfi siparişler değil bir tecrübe sonucu maslahata binaen vücut bulmuş kaidelerdir.

 

Türk Milleti, zenginlik diye adlandırılan fakat özünde beynimize vurulmuş zincirler olan tüm fikir ayrılıklarını bir tarafa bırakıp altın çağımız olan yükseliş devri ayarlarına geri dönmelidir. Bu milletin en kolay ittifak edip varlığını devam ettirebileceği millet olma mefhumunu oluşturan Din, Tarih ve Dil birliği, Geleneksel İslam anlayışı ve içinde tüm anasırın kelimelerini barındıran Osmanlı Türkçesi altında kabul edilebilir. Resmi tarih anlayışı ise tamamen değişmeli toplumumuzu ikiye bölmüş asıl sebep olan, tarihi ve ataları inkâr etme anlayışına son verilmelidir. Bir asır sonra çok daha iyi anlamamız gerekiyor ki tarihi inkâr etmek ile hiçbir kapı bize açılmamıştır, geçmişimiz iyisi ve kötüsü ile bizimdir. Tarihin siyasete alet edilmesi toplumun maneviyatını ve öz güvenini bozmuştur. Milletin bekası ve şuuru için tüm unsurlarımızın ecdat kabul ettiği devletimizin selefi olan Osmanlı ve Selçuklu tarihlerimizi olduğu gibi tanıyıp, şiar etmek lazım gelir.

Bunların dışında tutulan tüm kavramlar terk edilmeli milli birlik ve dayanışma tekrar oluşturulup mevcut güç, enerji ve çalışma içerideki ve dışarıdaki düşmanlara yönlendirilmelidir.

Birbirimizde olan farklılıklarımıza sosyal hayatta sonuna kadar tahammül edilmeli, siyasal ortamda ise ittifak edilen konularda el birliği ile çalışılmalıdır. Aksi takdirde biz birbirimizi yemeye devam ederken, 3 milyonluk Ermenistan Avrupa'da kulisler kuracak, bizim gurbetçilerimiz ise birliği bırakın, camilerini dahi sizinki bizimki diye ayırmaya devam edecektir. Japonlar teknolojide çağ atlarken biz elektrik saatimizi dahi Almanya'dan almaya devam edeceğiz. Biz hangimizin ehli sünnet olduğu kavgasını verirken Konya’da misyonerler, adı Mehmet olan kardeşlerimizi devşirmeye devam edecektir. Cılıklardan ve tüm ideolojilerden kurtulmalı, birbirimizi sevmeli ve kişisel hayatlarımızda olmasa da siyasi alanda vatan ve din yolunda tam bir fikir birliği içine girmeliyiz. Kendini marjinal hisseden, tek kurtuluş yolunun kendi yolu olduğunu düşünen, bütünlüğe karışamayan, 1400 yıllık müktesebata itibar etmeyen bilsin ki cumhura muhalefet kuvve-i hatadandır. Tarih sırf kronoloji bilgisi değildir. Tarih; toplumlara hakkın ve batılın, doğru ve yanlışın asıl zeminini gösteren istifade edilecek kıymetli bir ilimdir. Ders çıkarmadığımız takdirde yerimizde saymaya devam edeceğiz. Ya birlik olacağız ya birlikte zulme uğrayacağız.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Altan Altan 18.03.2018 16:09

Yaziniz icin tesekkurlerimi sunuyorum toplumun butun yaralarini vur yapmissiniz selam

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık