• 10 Mart 2018, Cumartesi 20:20
M.FATİHCAN

M.FATİH CAN

Türklere dairdir...

Milli hasletimizdir; nefsimize değil ama milletimize toz kondurmayız; tarihimize de…

Mazi bizim için neredeyse kutsal bir fenomenolojidir…

O yüzden olsa gerek her hal ve durumumuza, bir ölçek “mazi” bir tutam “övgü” iyi gelir…

Hele üstünü kapatamadığımız yanlışların faturasını “dış düşmanlar”a kestik mi mevzu kökünden halledilmiş olur; rahatlarız…

Hata, kusur, zaaf, günah bir yaftadır; anca düşman boynuna yakışır…

                                                *

Zannımca zamanıdır; gelin bu psiko-sosyal durumumuzu biraz deşeleyelim…

Hem; muhasebe-i nefs (özeleştiri) kötü bir şey değildir.

Aksine; kararında, dozajında olursa mutluluk bile verir.

Fertlerin ve milletlerin itimad-ı nefs (özgüven) kalibresine de gösterge teşkil eder; sağlam karakterlere mahsus bir haslettir.

İnsanlar ve toplumların kendileriyle barışık olmalarıyla da ilgilidir.       

                                                 *

Kendimizi tanımak, soy kütüğümüze bakmakla, DNA örneklerimizi incelemekle elde edilecek bir şey değildir.

Bu ancak “biz”i; tarihin ibret aynasının karşısına geçerek seyretmek ve yine “biz”i mazimizin oluşları içinde izlemekle yakalanacak bir bilgidir.

O halde böyle bir afaki laboratuar içinden, biraz okumuş yazmış olmak hasebiyle elde ettiğim verileri enfüsi (sübjektif) mülahazalarla, ortaya karışık servis etmemde bir sakınca olmasa gerektir…

Hemen belirteyim ki kavga çıkmasın; tahlil ve tespitler bu satırların yazarını bağlar…

                                                   *     

Süzdüğüm hadisatın bende oluşturduğu ilk kıymet hükümlerini şöylece dercedebilirim:

Türk milleti hissîdir, saftır (temiz); bir o kadar da zeki ve pratiktir…

Teşkilatçı, başa bağlı; emir komuta, hiza istikamet düzenine yatkındır…

Fena halde devletçidir…

Kutsal mazi, kutsal devlet, kutsal lider olmazsa olmazıdır…

El boyunduruğuna girmede amansız, imkansızdır…

Devletinin yularına kayıtsız ve şartsızdır…

Şartlara uyum sağlamada olağanüstüdür…

Kazaya, belaya, zora mütehammil ve sabırlıdır…

Doğuştan askerdir, savaşçıdır…

Sürekli göç şartlarının tevlid ettiği göçebe kültüründen neşet eden savaşmak, didişmek; hep hayatta ve ayakta kalma insiyakının eseridir; sömürme şehvetinin değil…

 

         *

Bu tabii gerçekler onda, bir yandan kahramanlık ve cihangirlik duygusunu, diğer taraftan iman ve teslimiyet ruhunu ve lidere itaat temayülünü beslemiştir...

Şu özellikleri, ona tarih sahnesinin baş aktörlüğünü kazandırmış; onu arzın efendisi yapmıştır…

Lakin… 

Yine aynı vasıflar ona büyük yanlışların senaryosunu da yazdırmış, utancını da yaşatmıştır…

Nasıl mı?

Önce şu tespitlerde hemfikir olalım:

İmanıyla hızla yükselen bir millet, onda oluşacak bir hasarla aynı hızda alçalır.

Kahramanlığıyla yaşayan bir millete bu haslet, bazen derin bir tuzak olur.

İtaatkârlığıyla zaferden zafere koşan bir millet, aynı yüzden bozgunların en büyüğünü de yaşar.

Başa bağlılıkta ifrat, iki ucu keskin bir kılıçtır; dikkat ister…

Uyum sağlamadaki hız, negatife dönüşte zillete çabucak adapte tehlikesini de barındırır…

Coşkun bir imanın yanında ona eşdeğer bir aklıselimin, yüksek bir kahramanlık şiarının yanında ona muvazi bir tedbir dehasının, pazarlıksız bir itaat yanında yine kıvamında bir sorgulama ve kaçınma melekesinin aynı anda ve hizada olması şarttır.

Bu ölçüler hiç değişmez…

 

*

Türkler yani biz, tarihi akışımız içinde bu ölçüler manzumesinde işaretlenen terkip dengesindeki ayarı bazen tutturamadık.

Zirvelerden uçurumlara yuvarlandık, inhirafta dip yaptığımız zamanlar oldu.

Bazen kendimizden utandık; “Taşlara şikayetnameler” yazdık, “Siyasetnameler” telif ettik, …

Amma…

Toparlanmasını da bildik hatta yeniden zirvelere kurulmasını da...

Yani tarihi maceramız; çıkışlar inişler tekrar çıkışlarla doludur…

Belki o sebeple seyrimiz seyranımız kadar hicranımız da keyiflidir…

Kusursuzluk, mükemmellik Allah’a mahsustur.

Fertler ve milletler, kusursuz ve mükemmel değildir.

Talih ve tarih hiçbir beşeri oluşa ilelebet zirvede kalma imtiyazı tanımaz.

Sizi dibe çeken yanlışlar başkalarını zirveye çıkaran esbab olur...

Bu alemde cari olan hakikat; “galebe nöbetleşmesi”dir…

Bugün sen, yarın o…

Elhasıl; gariptir dünya; hayat da öyledir.

Bir tahtırevallidir…

Hayati olansa, oyunda kalabilmektir…

 

 

                                                *

Bu oyundaki inip çıkmaların; düşüp kalkmaların hikmetine ermek de irfanımıza kalmış bir şeydir…

Fakat çok önemlidir; zamanı anlama kılavuzunun dibacesidir…

Zamanı anlamak, mekana hakim olmaktır…

Zannım o ki, zaman çıkış zamanıdır, hem de çok hızlı…

Hani “baş döndüren bir hızla” denir ya…

İşte tehlike de burada…

Tutunabilecek miyiz?

Sarhoş olmadan, kaymadan, savrulmadan…

Oyuna böyle devam edebilecek miyiz?

Asıl mesele bu…

 

“TÜRKLERİN HATALARI” kitabından.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Site en altı
yukarı çık